Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, kadın gündemine ve şüpheli kadın ölümleri ve kaybedilmelerine ilişkin Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Aradan geçen 6 yılın ardından Gülistan Doku dosyasında gelişmeleri yaşanmasının yargının değil kadınların bıkmadan usanmadan yıllarca verdiği mücadelenin sonucu olduğunu ifade eden Halide Türkoğlu, “Munzur nehrinden, kampüse, Dersim sokaklarından ülkenin dört bir yanına binlerce kadın alanlarda, sokaklarda Gülistan Doku Nerede? diye haykırdı. Gülistan’ın akıbetini soranlar işkence ile gözaltına alındı. Gülistan Doku Nerede? sorusu dava dosyalarına suç olarak girdi. Ve bugün gelinen aşamada Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin yeni bir aşamaya geçilmiştir. Öncelikle şunu özellikle belirtmeliyim ki; açığa çıkan bu gelişmeler bizler açısından kadınların ısrarlı mücadelesinin bir sonucudur. Gülistan’ın akıbetine yönelik gelişmeleri sanki yeni açığa çıkmış gibi değerlendirmek eksik kalır. O yüzden açığa çıkan değil de şimdiye kadar saklanan, açıklanmayan ancak bugün biz kadınların ısrarlı mücadelesi sonucunda ortaya çıkan gelişmeler olarak değerlendiriyoruz. Çünkü bizler ilk günden beri ‘bu olayda birileri korunuyor’ dedik” dedi.
‘SIM kartın bir polisin telefonuna takıldığı ulaşılamayacak bilgi mi?’
Aile ve avukatların defalarca soruşturmanın yönlendirilmiş olabileceğini, birilerinin korunduğunu ve delillerin örtbas edildiğini söylediğini hatırlatan Halide Türkoğlu, 6 yıldır verilen adalet mücadelesi sonucu gözaltına alınan 13 kişinin yıllardır kadınların işaret ettiği isimler olduğunu ekledi:
“Bakın ailenin avukatı açıklama yapıyor. Gülistan’ın kullandığı telefonun SIM kartı bir polisin telefonuna takılıyor. Gülistan’ın mesajlaşmaları, sosyal medya paylaşımları siliniyor. Gülistan’ın SIM kartının 13 gün sonra bir polisin telefonuna takıldığı bilgisi ulaşılamayacak bir bilgi mi? Hattın açık olup olmadığı, anlaşılamayacak kadar zor bir bilgi mi? Ailenin avukatı; dönemin Valisi Tuncay Sonel hakkında şikâyette bulunduklarını söylüyor. Olayla bağlantılı olabileceğini belirtiyor. Buna rağmen bu kişi hakkında detaylı bir soruşturma yürütülmediği ortaya çıkmıştır. Gülistan’ı öldürdüğü iddia edilen Mustafa Türkay Sonel ve adı geçen sanıklar hakkında etkin bir yargılama süreci yürütülmemiştir. Yeraltı Görüntüleme Cihazı Arama Sonuç Raporu’nda açığa çıkan bilgiler kamuoyuyla ayrıntılı paylaşılmalı, dosyaya yapılan olası müdahaleler, bu müdahalelere sessiz kalan her kurum, kişi yargılanmalıdır.”
‘Devlet kurumlarının işbirliği var; bunun adı özel savaştır’
Halide Türkoğlu şöyle devam etti:
“Bizler sadece Gülistan’ın akıbetinin açığa çıkmasıyla yetinmeyeceğiz. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki; Gülistan Doku olayında açıklanan bilgiler aynı zamanda bir ülkenin kolluğunun, yargısının, kurumlarının nasıl çöktüğünün bir kez daha göstergesi olmuştur. Bu gelişmelerin açıklanması er ya da geç adaletin yerine gelmesi açısından elbette ki önemlidir. Ancak açıklanan her bir detay aynı zamanda bu ülkede organize suç şebekelerinin nasıl oluştuğunun, bu şebekelerin cezasızlık zırhıyla nasıl korunduğunu da ortaya koymuştur. İşin içerisinde kentin valisi var, polisi var, güvenliği var, kurumu var. Devletin tüm kurumlarının işbirliğiyle bir suçun nasıl örtülebileceğinin resmi bu olayda bir kez daha açığa çıkmıştır. Bunun adı özel savaştır. Çeteler eliyle yürütülen bir özel savaş yöntemi Gülistan’ı ve daha nice genç kadını ailesinden, arkadaşlarından, yaşamından alıkoymuştur. Tıpkı Gülistan’ın en yakın arkadaşı olan ve 2024 yılında Hasankeyf barajında cansız bedenine ulaşılan Rojwelat Kızmaz gibi. Açığa çıkan bilgiler doğrultusunda Rojwelat Kızmaz ’ın ölümü ayrıntılı bir şekilde soruşturulmalıdır. Bu ölümün Gülistan Doku olayı ile ilgili bağlantısının olup olmadığı tüm detayları ile birlikte açığa çıkarılmalıdır.”
‘Gülistan’ı kaybettiren zihniyet Rojin için intihar diyerek üzerini örtmek istedi’
“Sadece Gülistan olayında değil bu ülkede aydınlatılmamış tüm kadın cinayetlerinin, çocuk ölümlerinin arkasında hangi karanlık zihniyetin yer aldığına çok iyi biliyoruz. Rabia Naz, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Rojin Kabaiş ve buradan adını sayamadığımız nice kadının, çocuğun faili bugün bulunamıyorsa işte bu cezasızlık zırhından kaynaklıdır. Bu bahsettiğim isimlerin tamamı ilk elden intihar süsü verilen kadınlardır, çocuklardır. Bu cinayetleri işleyen faillerin arkasında da ya bir devlet yetkilisi ya iktidara yakınlığıyla bilinen bir siyasetçi ya da yargıda bir tanıdığı oluyor. Hele ki cinayetin faili gücü, yetkiyi, makamı elinde tutan kişi ise tamamen korunma zırhına büründürülüyor. Rabia Naz katledildiğinde 11 yaşındaydı. İlk andan itibaren intihar süsü verilmek istendi. Ancak Baba Şaban Vatan ısrarla kızına bir arabanın çarptığını ve dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ve siyasi yerel bağlantılar üzerinden dosyanın kapatıldığı söyleyerek yıllarca adalet aradı. Nadira Kadirova, bakıcı olarak çalıştığı AKP İstanbul milletvekili Şirin Ünal’ın Ankara’daki evinde ölü bulundu. Kadirova’nın yakın bir arkadaşı, olaydan önce genç kadının kendisine, milletvekili Ünal’ın tacizine uğradığını ve kendini öldürmeyi düşündüğünü söylediğini belirtmesine rağmen olay intihar olarak kayıtlara geçti. Rojin Kabaiş dosyasında yaşanan gelişmelerde de bir cinayetin üzerinin nasıl örtülmek istendiğini hep birlikte gördük. Gülistan’ı katlederek kaybettiren zihniyet Rojin’in ölümüne intihar diyerek cinayetin üzerini örtmek istedi.”
‘Çete – mafya – yargının nasıl el ele bir sistem kurduğunun göstergesidir’
“Yine kamuoyunda çokça konuşulan bir davanın bugün duruşması yapılmaktadır. Bu dava Narin Güran cinayeti davasıdır. Kamuoyunda vicdan ve adalet açısından tartışılan bir yargılama süreci olmaya devam etmektedir. Bizler adaletin sağlanmasını istiyoruz; adaletin sağlanması için adil bir yeniden yargılamaya ihtiyaç olduğu tüm kamuoyunda tartışılan bir mesele haline gelmiştir. İşte tüm bunlar adaletin, yargı kurumlarının, kamu kurumlarının nasıl çöktüğünün göstergesidir. Çete – mafya – yargının nasıl el ele bir sistem kurduğunun göstergesidir. 6 yıl önce çözülmesi gereken bir davada gerçekler kısmen de olsa 6 yıl sonra açığa çıkıyorsa burada çürümüş bir yargı sistemi vardır. Çeteleşmiş bir düzen vardır. 6 yıldır bu toplumun, Gülistan’ın ailesinin, arkadaşlarının, kadınların, yargı makamının nasıl yanıltıldığına şahitlik ettik. En önemli delillerin dahi nasıl gizlendiğinin, gerçek faillerin kamu gücünü kullanarak nasıl korunduğunu bir kez daha gördük.”
‘Bunun ucu erkek yargıya değecek’
“Şimdi Adalet Bakanı ucu nereye değerse değsin diyor. Ben özellikle söylüyorum. Bunun ucu erkek yargıya değecek. Çürüyen adalet sistemine değecek. Dönemin valisine değecek. Gülistan nerede? diye soranları yargılayanlara, gözaltına alanlara değecek. Karda, kışta, yağmur da bıkmadan usanmadan kızlarının akıbetini soran Gülistan’ın annesini, ablasını sürükleyerek gözaltına alanlara, susturmak isteyenlere değecek, değmelidir de. Hiçbir kadının ölümü şüpheli değildir. Bu ölümlerin arkasında erkek şiddeti, devlet şiddeti vardır. Korumayan kollamayan erkek yargı vardır. Cezasızlık politikaları vardır. Uygulanmayan yasalar vardır. Ve tüm bunlardan siyasi iktidar sorumludur. Bugün yapılması gereken tüm bunları gören bir yerden kadınların sesine kulak vermektir. Kadınları koruyan kollayan yasal düzenlemeleri hayata etkin bir şekilde geçirmektir. İstanbul Sözleşmesine geri dönmektir. DEM Parti Kadın Meclisi olarak buradan bir kez daha belirtiyoruz. Bu çürümüş yargı sistemine, failleri koruyan düzene boyun eğmeyeceğiz. Gülistan Doku ve kaybettirilen, katledilen her bir kadının hesabını soracağız. Gerçeklerin açığa çıkarılması için mücadele etmek yitirdiğimiz her kadına borcumuzdur. ”




