Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, küresel enerji akışını derinden sarsarken dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin’in bu duruma en dayanıklı ülkelerden biri olduğu ortaya çıkıyor. Paradoksal görünen bu tablo, Pekin’in yıllar boyunca yürüttüğü enerji güvenliği stratejisinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Çin, Basra Körfezi’nden büyük miktarda petrol ithal ediyor. Bölgeden yaptığı ithalat, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’nin toplamından fazla seviyede. Petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45’i, sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) ise yüzde 30’u Hürmüz Boğazı üzerinden geçiyor.
Pekin’in ‘korunaklı duruşu’
Ancak boğazın fiilen kapanması veya büyük ölçüde aksaması durumunda diğer Asya ülkelerinde enerji tasarrufu çağrıları yapılırken (kısa duş, evden çalışma gibi önlemler), Çin “kendi enerji pirinç kasesine” sahip olduğunu vurguluyor.
Pekin yönetimi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile bölgede tırmanan gerilimi yakından takip ediyor. Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisi ve güvenliğin sağlanması gerektiğini belirterek, bunun uluslararası toplumun ortak çağrısı olduğunu ifade etti.
Çin, serbest ve güvenli geçişin acilen temin edilmesi için diplomasi trafiğini sürdürüyor. Çin’in bu krize karşı görece korunaklı duruşu, uzun vadeli politika önlemlerine dayanıyor. Ülke, enerji şoklarına karşı kırılganlığını azaltmak için çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları, devasa stoklar ve yerli üretim kapasitesi oluşturdu.
Özellikle elektrikli araç (EV) devrimi, Çin’in petrol bağımlılığını yapısal olarak azalttı. 2020 sonunda Pekin, 2025’e kadar yeni araç satışlarının yüzde 20’sinin elektrikli olmasını hedeflemişti. Ancak bu hedef hızla aşıldı ve geçen yıl yeni araç satışlarının yarısı elektrikli araçlardan oluştu. Bu patlama, yakıt tüketiminin zirveye ulaşmasını sağladı.
Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin tahminlerine göre, elektrikli araçların tasarruf ettiği petrol miktarı, Çin’in Suudi Arabistan’dan yaptığı ithalata yaklaşık olarak denk geliyor.Çin’in elektrik şebekesi ise neredeyse tamamen yerli kömür ve hızla büyüyen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla besleniyor.
Temiz enerji patlaması, ekonominin ek enerji ihtiyacının büyük bölümünü güneş ve rüzgarla karşılamasına imkân tanıyor. Bu sayede bazı kıyı bölgelerinde kömür ve LNG ithalatı bile azaltılabiliyor. Çin, diğer büyük Asya ithalatçılarının aksine tek bir tedarikçiye bağımlı kalmamaya özen gösteriyor. Japonya petrolünün yaklaşık yüzde 80’ini Suudi Arabistan ve BAE’den alırken, Çin aynı orandaki petrolü sekiz farklı ülkeden temin ediyor.
Bunlar arasında Rusya, Venezuela ve İran’dan indirimli fiyatlarla alınan büyük hacimler de yer alıyor. Stratejik petrol rezervleri de kritik bir tampon oluşturuyor. Tam kapasitesi kamuoyuyla paylaşılmasa da, ticari stoklarla birlikte bazı tahminlere göre Çin’in depoları, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan ithalatı yaklaşık yedi ay boyunca karşılayabilecek düzeyde. Geçen yıl günde 4,3 milyon varil seviyesine ulaşan yerli petrol üretimi de ithalatın yaklaşık yüzde 40’ını karşılar konumda.
Finlandiya’daki Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin kurucu ortağı Lauri Myllyvirta, Reuters’a yaptığı değerlendirmede şu ifadeyi kullandı: “Mevcut durum, Çinli planlamacıların on yıllardır kafalarında canlandırdıklarına gerçekten çok yakın. Bu, deniz yoluyla taşınan fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltma çabasını haklı çıkarıyor.”
Hürmüz Boğazı krizi, enerji güvenliğinin ne kadar stratejik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Batı merkezli yaklaşımlar bölgedeki gerilimi sıklıkla “uluslararası toplum” adına ele alırken, Çin gibi ülkeler kendi ulusal menfaatleri doğrultusunda uzun vadeli planlar yaparak bağımsızlıklarını güçlendiriyor. Bu süreç, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yerli üretimin ve yenilenebilir teknolojilerin geliştirilmesinin önemini ortaya koyuyor.
Bağımsız bir enerji politikası, stok kapasitelerinin artırılması ve yerli kaynakların (kömür, yenilenebilir, nükleer) daha etkin kullanılması, benzer krizlere karşı en etkili kalkan olacaktır.Çin’in Hürmüz karşısında sergilediği dayanıklılık, öngörülü devlet aklının ve stratejik planlamanın gücünü gösteriyor. Bu kriz, enerji alanında Çin’in “kendi pirinç kasesini” kurmasının, dış şoklara karşı en sağlam savunma olduğunu bir kez daha teyit ediyor.
Çin basını: Hedef Pekin’e baskı
Çin’in önde gelen yayın organları Halkın Günlüğü ve South China Morning Post da, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukayı küresel enerji güvenliği ve stratejik güç dengeleri perspektifinden mercek altına aldı. Analizlerde, Washington’ın bu hamlesiyle bir yandan Tahran’ı dize getirmeyi, diğer yandan Çin’in enerji koridorunu kontrol ederek Pekin’i bir baskı unsuru olarak kullanmayı hedeflediği öne sürülüyor.
Çin Komünist Partisi’nin resmi yayın organı Halkın Günlüğü, krizin sadece petrol fiyatlarını değil, küresel ekonomik büyümenin temellerini sarstığına dikkat çekti. Akademisyen Dong Xiu-cheng tarafından kaleme alınan analizde, Hürmüz ablukası “küresel enerji arzında tarihi bir bozulma” olarak nitelendirildi.
Dong, modern sanayinin can damarı olan enerjideki fiyat artışlarının; kimya, ulaşım, gübre ve elektronik gibi pek çok sektörde enflasyonist baskıyı artıracağı uyarısında bulundu.
South China Morning Post ise daha doğrudan bir soruya odaklandı: Washington, Çin’i Tahran üzerinde baskı kurmaya mı zorluyor?
Haberde, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’in, enerji arzı üzerinden tehdit edilerek bir arabuluculuğa zorlandığı yönündeki Batılı iddialar tartışıldı. Global Times’ın eski genel yayın yönetmeni Hu Xijin, ABD’nin bu fırsatı Çin’i İran ile bir anlaşmaya itmek için kullanmak istediğini ancak ablukanın doğrudan Çin’e yönelik olmadığını savundu.
Çinli uzmanların çoğunluğu, ablukanın ana hedefinin Pekin olduğu yönündeki görüşlere şüpheyle yaklaşıyor.
Analist Jesse Marks, Trump’ın kararlarının “doğrudan İran’la ilgili” olduğunu ve mesajın, ABD’nin dünyanın en önemli enerji koridorunda mutlak hakimiyet kurma kapasitesini göstermek olduğunu belirtti. Diğer taraftan, Pekin’in Tahran üzerindeki etkisinin Batı’da abartıldığı, İran’ın Çin ile ilişkilerine değer verse de aşırı bağımlılıktan kaçındığı vurgulandı.
Şanghay Uluslararası Etüdler Üniversitesi’nden Profesör Huang Jing, Çin’in enerji sepetinin göreceli çeşitliliği sayesinde Washington’ın Hürmüz üzerinden Pekin’i “boğma” kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade etti. Çin basınına göre Pekin, bu süreçte şu stratejik adımları hızlandırıyor:
-Stratejik Rezervler: Enerji stoklarının artırılması ve kaynak çeşitliliği.
-Bölgesel Lojistik: Nakliye rotalarının kıyılara yaklaştırılması ve bölgeselleştirilmesi.
-Enerji Dönüşümü: Petrol ve gaza bağımlılığı azaltmak için kömür kimyası ve fosil dışı enerji teknolojilerine geçiş.
Çin basını, Hürmüz ablukasını Washington’ın hem İran’ı kısıtlama hem de Pekin’e siyasi sorumluluk yükleme çabası olarak okuyor. Ancak Pekin, bu durumu “tek taraflı ve sorumsuz bir hamle” olarak nitelerken, kendi stratejik özerkliğini korumak adına enerji sepetini çeşitlendirmeyi amaçlıyor.




