Almanya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) geçici üyelik seçiminde beklenmedik bir sonuçla karşı karşıya kaldı. İki geçici üyelik için gerçekleştirilen oylamada Almanya gerekli desteği alamazken, koltuklar Portekiz ve Avusturya’ya gitti.
Bu sonuçla birlikte Almanya, tarihinde ilk kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde temsil edilmeyecek.
Oylama sonucu, Berlin’de yalnızca diplomatik çevrelerde değil, iç siyasette de geniş yankı uyandırdı.
Almanya’da gözler İsrail politikasına çevrildi
Almanya’nın seçim yenilgisi, ülkenin dış politika tercihleriyle ilişkilendirilmeye başlandı. Özellikle Berlin yönetiminin İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına verdiği güçlü destek, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde yeniden tartışma konusu oldu.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, seçim öncesinde yoğun diplomatik temaslarda bulunmuştu. Wadephul, geçtiğimiz hafta New York’a giderek Birleşmiş Milletler nezdinde yaklaşık 80 bakan ve büyükelçiyle görüşmeler gerçekleştirmiş, Almanya’nın adaylığı için destek aramıştı.
Oylama sonrasında açıklama yapan Wadephul, Almanya’nın İsrail’e verdiği desteğin bazı kritik oyların kaybedilmesinde etkili olmuş olabileceğini dile getirdi. Bakan, Bununla birlikte Almanya’nın İsrail’e yönelik “tarihi sorumluluğundan” geri adım atmayacağını ifade etti.
Wadephul ayrıca sonucun, Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği güçlü destekle de bağlantılı olabileceğini belirtti.
BM eski yetkilisinden sert değerlendirme
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin eski New York Direktörü Craig Mokhiber de sonuçlara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Al Jazeera’ye konuşan Mokhiber, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “nadir görülen bir adalet anı” yaşandığını ifade ederek, Almanya’nın Güvenlik Konseyi üyeliği başvurusunun başarısız olmasının uluslararası tepkinin göstergesi olduğunu söyledi.
Mokhiber, Almanya’nın Filistin politikası, İran’a yönelik tutumu ve ülke içinde insan hakları savunucularına dönük baskılar nedeniyle eleştiri topladığını belirtti.
Merz hükümetine eleştiriler büyüyor
Almanya’nın BMGK koltuğunu kaybetmesi, Başbakan Friedrich Merz hükümetine yönelik eleştirileri de artırdı.
Merz, seçim kampanyasında Almanya’nın Avrupa’daki liderlik rolünü yeniden güçlendirme vaadiyle öne çıkmıştı. Ancak yaşanan diplomatik yenilgi, dış politika performansına ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Merz’in ayrıca 2025 yılında yaptığı “İsrail Batı’nın pis işlerini yapıyor” ifadesi, Almanya’da ve uluslararası kamuoyunda büyük tartışma yaratmıştı.
Türkiye’den bir grup sanatçı, akademisyen ve eski siyasetçi, bu ifadeyi “Nazi döneminin karanlık söylemlerine benzeyen” bir nitelik taşıdığı gerekçesiyle Merz hakkında Almanya Federal Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.
Suç duyurusunda, Merz’in sözlerinin Almanya Anayasası’nın barış ve insanlık onurunu korumaya yönelik 9, 25 ve 26. maddelerini ihlal ettiği belirtilerek bu tür ifadelerin Almanya’nın savaş sonrası edindiği tarihsel sorumlulukla bağdaşmadığı ve uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğu vurgulanmıştı.
Almanya’da ise SPD ve Sol Parti temsilcileri söz konusu ifadeyi “vicdan dışı” ve “siyasi etikle bağdaşmayan” bir tutum olarak değerlendirmişti.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin eş genel başkanı Alice Weidel ise, sonucu “utanç” olarak değerlendirdi.
Merz’in koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin dış politika sözcüsü de sonucu “bozgun” olarak nitelendirerek, oylamanın Almanya’nın uluslararası alandaki algısına dair önemli bir gösterge olduğunu ifade etti.
Alman basınından sert yorumlar
Almanya’nın önde gelen medya kuruluşları da sonucu sert başlıklarla gündeme taşıdı.
Der Spiegel’de Christoph Schult imzasıyla yayımlanan başyazıda, “Kibrin ve ilkesizliğin bedeli” değerlendirmesine yer verildi. Yazıda, Portekiz ve Avusturya’nın sonuçları kutladığı belirtilirken, Almanya’nın diplomatik olarak aşağılandığı yorumu yapıldı.
Süddeutsche Zeitung gazetesi ise gelişmeyi “Dünya, Almanya’ya güvensizliğini ilan etti” ifadeleriyle duyurdu.
BMGK nasıl oluşuyor?
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, II. Dünya Savaşı’nın ardından oluşturulan yapısıyla beş daimi ve 10 geçici üyeden oluşuyor.
Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve ABD veto hakkına sahip daimi üyeler olarak konseyde yer alırken, diğer 10 ülke iki yıllık sürelerle seçiliyor. Geçici üyelikler, bölgesel temsil dengeleri gözetilerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından belirleniyor.



