Yeni Yaşam gazetesi, Abdullah Öcalan ile birlikte İmralı’da tutulan Zeki Bayhan ile yaptığı iki bölümden oluşan röportajın ilk kısmını yayımladı.
Süreçte gelinen aşamayı değerlendiren Zeki Bayhan, devletin adım attığını ancak bunun yeterince görünür olmadığını söyledi:
“Devlet hiçbir şey yapmadı demek gerçekçi olmaz. Devletin de yürüttüğü çalışmalar var. Güzel şeyler söylüyorlar mesela! Ama doğrudur, devletin çalışmaları henüz görünürlük kazanmadı. Bu konuda bir tutukluk var. Devletin içinde çözüme dair tam bir konsensus var mıdır, emin değilim.”
Abdullah Öcalan’ın hamlelerinin çözüm eğilimini güçlendirdiğini belirten Bayhan, sürecin ilerlemesinde iktidarın yaklaşımını eleştirerek “Ama sürecin ilerlemesini aksatan şöyle bir sorun var! AKP iktidarının Abdullah Öcalan’ın attığı tarihi adımlara denk düşen bir politikası yok; 27 Şubat açıklaması, fesih kongresi, silah bırakma vb.” dedi.
Abdullah Öcalan’ın sürecin önünü açmak, sürecin ivme kazanmasını sağlamak için kimsenin düşünmeye bile cesaret edemediği adımlar attığını belirten Bayhan, “Bu adımlar tartışılıyor, yoğun bir gündem oluşturuyor, heyecan yaratıyor. Şimdi sıra devlette. Devlet ne adım atacak sorusuna gelip dayanınca AKP, iktidar ve medya gücünü kullanarak bu adımı önce soğutuyor, sonra gündemden düşürüyor. Sonra yine aynı taktik. En son silahlı güçlerin Türkiye’nin sınırları dışına çekilmesinde de aynı taktik izlendi” ifadelerini kullandı.
‘İktidarda kalma önceliği belirleyici’
Bayhan, devletin yaklaşımını stratejik bir kararsızlık olarak yorumladı: “Stratejik karar almada halen sorun olduğu, hükümetin bu yola girmekte kararını kesinleştirmediği izlenimi veriyor bu yaklaşım.”
Bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “İktidarda kalma önceliği. Nedeni basit yani. Bahçeli’nin önceliği ise devletin bekası.”
‘İktidarın hedefi toplumsal örgütlülüğü dağıtmak’
“Kürt sorunun çözümü iktidara zarar mı verir?” sorusuna Bayhan şu yanıtı verdi:
“Hayır. Ama öyle bir korkuları var gibi. Bana kalırsa sürecin sürüncemede kalması daha çok zarar verir gibi. Fakat gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var. Bu aynı zamanda bir stratejidir. Bugün iktidarın esas hedefi toplumsal örgütlülüğü, Kürt halk örgütlülüğünü dağıtmaktır. Sürece dair umutsuzluk yaratıyor, kaygıları ve kuşkuları derinleştiriyor. Şimdi Kürt mahallesinden kime sorsanız ‘Rêber Apo’ya güveniyorum ama Türkiye devleti bir çözüme yanaşmaz’ diyecektir. Sadece yurtsever halkımız değil, siyasi çalışma yürüten arkadaşlarda da bu görüş yaygın.”
Bayhan, bu algının bilinçli üretildiğini savunarak şunları söyledi:
“Bu söylem Abdullah Öcalan’a güven belirtmesi itibariyle önemli ama bu söylemden şu sonuç da çıkar. Abdullah Öcalan bu devlete nasıl güveniyor? Oysa sorun güvenmek, güvenmemek değildir. Ve bu algı bilinçli yaratılıyor. Tehlikeli bir oyun var ortada.”
‘Barış toplumsallaşmadan mümkün değil’
Bayhan, çözümün yalnızca devlet adımlarına bırakılmaması gerektiğini vurguladı:
“Bu süreç halkın öznesi olduğu bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin başarısı toplumsallaşmasıyla mümkündür. Halkımız devlete güvenmemekte haklıdır. Sorun bu algıda değil bu algının üzerine geliştirilen siyasette veya siyasetsizliktedir.”
Devamında örgütlenme çağrısı yaptı:
“‘Devlet adım atmıyor, atmaz’ deyip yerinde durmak tam da devletin istediği tutumdur. Halkımızın buna karşı daha çok örgütlenmesi, muhalif kesimlerle diyalog zemininde olması ve bu örgütlülüğü siyasete dönüştürmesi gerekiyor.”
‘Barış inisiyatifleri oluşturulmalı’
Sürece dair politik öncülük eksikliğine dikkat çeken Bayhan, kitlesel örgütlenme çağrısı yaparak, “Kürt coğrafyasında barış istemeyen var mı? Fakat bu talep siyasete yansıtılmıyor. Devlet adım atmaz demek yerine onu demokratik yollardan çözüme zorlamak lazım” dedi.
Şunları da ekledi:
“Doğru örgütlendirilerek halkın barış sürecine sahip çıktığı, yüz binlik, milyonluk mitinglerle ortaya konabilir. Bu kitlesel eylemliklerden barış inisiyatifleri oluşturulabilir. Bu inisiyatifler ulusal, bölgesel, uluslararası alanda barış siyasetini geliştirebilir.”
‘Üstenci yaklaşımlar süreci çarpıtıyor’
Medya ve bazı muhalif çevrelerin yaklaşımını eleştiren Bayhan, “İktidar medyası sanki bu süreç, dünyanın neresinde olursa olsun bütün Kürtlerin silahı bırakması süreciymiş gibi bir algı yaratıyor” diye konuştu.
Muhalif çevrelere dair ise şu ifadeleri kullandı:
“Kimi muhalif ve hatta sosyalizm adına konuştuğunu iddia eden çevreler oldukça yüzeysel ve yer yer üstenci, yer yer suçlayıcı bir dil kullanıyorlar.”
‘Demokrasi ve Kürt sorunu birbirinden ayrı değil’
Bayhan, “önce demokrasi sonra Kürt sorunu” yaklaşımına da itiraz ederek, “‘Demokrasi olmadan Kürt sorunu çözülmez, önce demokrasi sonra çözüm’ önermesini anlamakla birlikte bu önermenin sorunun derinliğine yeterince tesir ettiğini düşünmüyorum” dedi. Karşı tezini ise şöyle ifade etti: “‘Kürt sorunu çözülmeden, demokrasi sorunu çözülmez’ önermesi daha fazla dayanağa sahiptir.”
‘Kürtler isme değil, adayın politik vizyonuna bakar’
Kürtlerin AK Parti ile Erdoğan’ı yeniden Cumhurbaşkanı seçtirme noktasında anlaştığı yönündeki kaygılara da yanıt veren Bayhan, “Bu soru neredeyse her Kürt siyasetçiye soruldu. Bu kaygının kendisi hem çelişkilidir, hem de yakın tarihi, reel politiği gözardı eder. Çelişkidir. Çünkü madem Kürtlerin Erdoğan’a yakınlaşmasından kaygı duyuyorlar, bu çevreler neden Kürt sorununun çözümü için ellerini taşın altına daha çok koymuyorlar, sorumluluk üstlenmiyorlar. İşte, bu çevreler için de Kürt halkı ile bir ittifak zemini oluşmuş, iktidarı da çözüme zorlama imkânı oluşmuş, neden değerlendirmiyorlar. Bu çevreler ‘biz sorumluluk üstlenmiyoruz, siz bizi destekleyin, iktidara gelelim, sonra bakarız’ demeye getiriyorlar. Ayrıca yakın tarihi gözardı ediyorlar. Çünkü 2015 çözüm sürecinde Kürtlerin koşa koşa AKP’ye oy vermediklerini de dönemin HDP’sinin yürüttüğü siyaseti de görmezden gelirler. Hatta Kılıçdaroğlu’nun çelişkili politika ve söylemine rağmen son cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin rekor oyla onu da desteklediklerini de hatırlatayım” dedi.
Kürtlerin siyasal tercihleri üzerinden yürütülen tartışmalara değinmeye devam eden Bayhan, şöyle konuştu:
“Kürtler isme değil, adayın politik vizyonuna ve inandırıcılığına bakar. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan iktidarda değil mi? Varsayalım ki Kürt sorununun demokratik çözümünde; genel demokratik kültürde yeni bir süreç başlattı. Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçti veya ciddi bir revizyondan geçirdi. Güçler ayrılığı ilkesinin tesisi önündeki blokajı kaldırdı, yerel yönetimleri güçlendirdi. Bunlar ekonomide belli bir toparlanmayı sağladı vb. Kürtler de, demokratlar da neden oy vermesin? Elbette zor. Türkiye siyasetinde demokrasi diyerek başlayıp otoriterleşen politik figürler baskın. Tersine örnek bulmak zor. Yani zor ama mümkün.”
‘Türkiye ile ittifak yaklaşımı’
Bayhan, Türkiye ile ittifak tartışmalarına ilişkin ise şunları söyledi:
“Buradan bakılınca, Kürt halkının önemli bir kısmı Türkiye sınırları içinde yaşıyor. Bin yıllık bir ilişki geçmişi var. Kürtler ve Türkler birlikte hareket ettikleri zaman kazanmış, ilişkiler bozulduğu zaman kaybetmişlerdir.”
‘Politika boşluk kabul etmez’
Sürecin başarısız olma ihtimaline dair ise şu uyarıyı yaptı:
“Politika boşluk kaldırmaz. Siz boşluk yaratırsanız başkası gelir doldurur. Türkiye bu ittifakı dışlar, gereğini yapmazsa Kürtlerin farklı arayışlara girmesi kaçınılmazdır.”




