Kayıplar için mücadele
Hicri İzgören 17 Mayıs 2026

Kayıplar için mücadele

Her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arası, tüm dünyada ve Türkiye’de “Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” olarak anılır. Bu iki hafta; resmi kurumlarca gözaltına alınan, evinden, işinden ya da sokaktan koparılarak bir daha kendisinden haber alınamayan insanların anısını yaşatma, akıbetlerini sorgulama ve adaleti haykırma dönemidir.

Bu günler sadece geçmişteki acıların yad edildiği bir zaman dilimi değil; aynı zamanda unutuşa karşı hafızanın, hukuksuzluğa karşı adaletin vurgulandığı bir zemindir.

Zorla kaybetme, sadece kaybedilen bireyin yaşam hakkına bir saldırı değil, aynı zamanda aileler için bitmeyen bir işkencedir. Bir mezar taşının bile olmaması, yakınlarını arayanlar için her gün tekrarlanan bir yas sürecidir.

Yine bu durum toplumsal bir tehdit de barındırır. Muhalif sesleri sindirmek, korku iklimi yaratmak ve adalete olan inancı yıkmak amacıyla sistematik bir yöntem olarak kullanılır.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür denir. Yani İnsan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır, unutkan oluşudur. Ama öyle şeyler vardır ki unutmamak gerekir.

Yıllarca, defalarca böyle aynı cümlelerle yazıldı. Haftalarca oturuldu, soruldu. Bilenler biliyor, hatırlıyor tabi. Bilmeyenlere ya da bilip de görmezlikten gelenlere defalarca anlatmak gerek.

Hani caniler, cellatlar vardı. Hani Beyaz Toroslarıyla geldiler, hani insanları sokaktan, evlerinden alıp gittiler… Götürülenlerin izine bir daha rastlanmadı. Kayıp yakınlarının başvurmadığı merci kalmadı. Kapılar gibi vicdanların da kapıları kapalıydı. Polis yok dedi, savcı dava açmam dedi. Herkes peşini bırakın dedi ama analar başta olmak üzere eşler, oğullar ve kardeşler olayın peşini bırakmadı.

Binlerce insan hâlâ ‘kayıp’. Bu ailelerin hiçbirinin bir çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı bile yok.. Kayıp yakınları “İlk günkü gibi acımız, öfkemiz, hırsımız, hıncımız taze. Ta ki sorumlular bulunup, cezalandırılıncaya kadar böyle olacak” diyorlar haklı olarak.

Toplumun büyük bir kesimi de yaşananları normal bir şeymişçesine kanıksadı. Konuyu gündeme getirmeye çalışanlarsa baskı gördü, cezalandırıldı. Buna rağmen bundan vazgeçmeyen insanlar oldu.

Gözaltında zorla kaybettirmeler bu kadar yaygın ve sistematik bir biçimde yaşanmasına rağmen kaybettirmelere ilişkin devlet tarafından etkili bir soruşturma yürütülmemiş, dava dosyaları raflarda bekletilmek suretiyle sürüncemede bırakılmış ve birçoğu da zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kapatılmıştır.

“Geçmişi yok saymak, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir.” diyor Ariel Dorfman.

Evet. Başta anneler olmak üzere, insan haklarıyla ilgili kuruluş ve örgütlerle duyarlı insanların çalışmaları sayesinde adalet kıvılcımı diri tutuldu. Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, eylemlerinin 1103. haftasında ısrarla bir kez daha ‘Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.” diyor.

Sözün özü; akıbetlerin açıklanması, kaybedilen tüm insanların nerede olduğu, onlara ne yapıldığı açıklanmalı ve devlet arşivleri açılmalı, cezasızlığın son bulması: failler, unvanları ne olursa olsun yargı önüne çıkarılmalı ve cezasızlık politikasına son verilmelidir.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.