Tarihin kabusundan uyanmaya çalışıyor bir şehir
Sevda Çetinkaya 18 Mayıs 2026

Tarihin kabusundan uyanmaya çalışıyor bir şehir

Herhangi bir vasıtaya binmeden yürüyerek pek çok yere gidebileceğim bir şehir benim için Diyarbekir. ‘Ejderhanın nefesi’ne benzettiğim o sarı sıcak yaz ayları hariç elbette.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı ve İlke TV’nin de medya sponsoru olduğu Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’nu izlemek için gittiğim bu sefer, şehrin dört bir yanındaki etkinliklere adımlarımla yetişmek mümkün değildi.

Bir süre dolmuş bekledim ama gecikmek kaygısıyla bir taksiye el ettim ve bindim.

Koşuyolu Parkı’nın önünden geçerken, “Burada atları koştururlardı 70’li yıllarda” dedi yaşını almış şoför bey. “Şimdi Çınar’ın orada bir yerlerde yarıştırıyorlar atları…”

Dikkatle dinlediğimi fark etti sanki ve devam etti sohbete: “Çatışmalar yüzünden yatırım da yapılmadı buralara. Antep’e gitti sanayi, yatırım. Burada fabrikalar yerine binalar çoğaldı sadece.”

“Çatışmalar durdu, barış konuşuluyor şimdi. Siz ne düşünüyorsunuz, barış gelecek mi Diyarbekir’e?” dedim.

Hiç tereddütsüz ve çok sahici hissettiren bir ifadeyle, “Tabii gelecek” dedi.

“Biraz tereddüt ve güvensizlik de var sanki” dedim, “Belki de benim geldiğim yerde daha fazla” diye ekledim.

“Kolay mı? Bir bebek adım atmayı öğrenirken nasıl zorlanırsa, nasıl yavaş yavaş olursa, barış da öyle” dedi. “Bu bebek adım atacak, yürümeyi öğrenecek.”

Sonra inerken para almak istemedi, “Misafirimizsiniz, İlke TV’yi de izliyoruz, hoş gelmişsiniz safalar getirmişsiniz” dedi. Zarif bir mücadele ile anlaştık ve yol ücretimi ödedim.

Yetişmeye çalıştığım etkinlik, “barışın dilini sanatla kurmak” paneliydi. Konuşmacıları Ezel Akay, Süreyya Karacabey ve Ma Music’ten tanıdığımız Şêrko Kanîwar’dı. Julide Kural, Kadir İnanır’ın ani rahatsızlığı ve yoğun bakıma alınması nedeniyle gelememişti.

Panelin saati son anda değiştirildiği ve erkene çekildiği için geç kalmamak için telaşlanmam boşunaymış diye düşünürken, taksideki sohbet aklıma geldi.

Her şeyin bir nedeni vardır belki…

Bir bebeğin doğumu, ilk adımını atmasının binbir zahmetli gayretini aklımdan atamamışken, Ezel Akay acıları gömmekten, ölülerden söz etmeye başladı.

“Biz hafızayı kaybetmeyelim. Ama gömelim kötü şeyleri ve başına da bir mezar taşı dikelim. Böylece hatırlamak gerektiğinde oraya bakabilelim” diyordu.

Bebeğin adım atması için ölüleri asla unutmadan ve daima hatırlamak için mezar taşlarını dikmek ve geleceği tahayyül etmek gerekiyor, diye anladım bunu ben ya da böyle yorumlamak istedim.

Ezel Akay’ın bizim taksi şoförü ile yaptığımız sohbeti bilmesi imkansızdı ama cümleyi tamamlamıştı sanki.

Mezar taşlarını dikmek de hiç kolay olmuyor ki. Gömmek istediğiniz acıyla yüzleşmek gerekiyor önce.

Bu yüzleşme de bebeğin ilk adımını atması kadar zahmetli ve korkutucu.

Tam burada Ezel Akay aklımdan geçen soruları okumuş gibi;

“Barış devletlerin talep ettiği bir şey değil, halkların talep ettiği bir şey. Devleti buna zorlayabilmek için de iki toplum arasında mutlaka bir duygusal beraberlik gerekiyor. Güzel şeyler yaparak olacak. Hamasetten kurtulmuş şeyler yaparak olacak” dedi.

Diyarbekir’in 8 yıllık kabus gibi kayyım yönetimlerinden sonra bir bebeğin ilk adımları gibi barışa hazırlandığını düşündüm. Önce 10 gün süren Uluslararası Amed Tiyatro Festivali sonra 5 gün süren Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, arada Amedspor’un Süper Lig’e çıkışının bütün bir şehirde neşeyle kutlanması…

Barışı da hayatın devamını da kendi çözümleriyle, kendi yollarıyla arayan nevi şahsına münhasır bir şehir Diyarbekir.

“Tarihin kabusundan uyanmaya çalışıyor” bir şehir, kendine güvenerek…

(Tarihin kabusundan uyanmaya çalışıyorum”, James Joyce’un Ulysses romanında Stephen Dedalus karakterinin ağzından şöyle çıkar:
“History is a nightmare from which I am trying to awake.”)

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.