Türküler susmaz, dabkeler sürer!
Kıvanç Eliaçık 18 Mayıs 2026

Türküler susmaz, dabkeler sürer!

Filistinliler için müzik bazen kaybedilmiş bir evin anahtarı, bazense sürgündeki akrabaların sesidir. Zeytin hasadında gayret ve kontrol noktalarında sabır verir. Yürüyüşlerde “Biz hâlâ buradayız ve bir gün döneceğiz,” demenin en güçlü biçimidir.

Filistin ezgilerinde ve danslarında sürgün, yas ve öfke yankılanır. Filistin müziği; Kudüs, Yafa, Beyrut ve Kahire hattında yeşeren ortak kültürden beslenerek siyasi mücadelenin içinde sarsılmaz bir kimlik inşa etmiştir. Bu sesi var eden yalnızca tarihsel motifler değil, sistematik yıkım karşısında hafızayı her gün yeniden üreten toplumsal iradedir.

Kudüs Radyosu

1930’ların Filistin’i, Ortadoğu sanatı için çekim merkeziydi. 1936’da kurulan Kudüs Radyosu kültürel hafızanın mihenk taşıdır. Radyonun o meşhur “Burası Kudüs” anonsu, kahvehanelerde toplanan halka sadece haberleri değil; Asmahan, Muhammed Abdülvahab ve Ümmü Gülsüm gibi devlerin sesini ulaştırıyordu. 

1948’de Nakba sadece bir mülksüzleştirme hareketi değil, aynı zamanda köklü bir kültürel kırımdı. Sanatçılar sürgüne savrulurken arşivler yağmalandı. Filistin’in şarkıları da halkıyla birlikte mülteci kamplarına gönderildi.

Divalar ve Direniş

Nakba sonrası türküler susmadı, yeni anlamlar kazandı. Bu dönemde direniş türkülerini söyleyenler yalnızca Filistinliler değildi. Mısırlı Ümmü Gülsüm, 1967 yenilgisinden sonra konser gelirlerini Filistin davasına bağışlayarak diplomatik bir güç haline geldi. Şair Nizar Kabbani’nin dizelerinin Ümmü Gülsüm’ün sesiyle buluştuğu “Asbah Endi Al’an Bondoquiya” (Artık Bir Tüfeğim Var), yas tutan bir halkın eline notalardan bir silah verdi.

Lübnanlı Feyruz ise modern bir mersiye olan “Zahrat al-Mada’en” (Şehirlerin Çiçeği) ile Kudüs’ün Arap halkları için ortak bir acı olduğunu ilan etti:

“Gözlerimiz her gün yollarda dolaşıyor, her gün kapılarda durup dua ediyoruz. Şehirlerin çiçeği ey Kudüs”

FKÖ ve Sumud

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) müziği sadece bir propaganda aracı değil, ulusal kimliğin çimentosu olarak gördü. Özellikle 1970’lerde kurulan Al-Ashiqeen grubu, neşidelerin, devrimci marşların sesi oldu. Şarkılarında Nakba’yı ve kaybedilen köyleri anlatan grup mülteci kamplarında konserler veriyordu.

1980’lerde kurulan Sabreen, Arap müziğinin ağırbaşlı makamlarını Filistin folklorunun hırçın ezgileriyle iç içe geçirerek “Sumud” felsefesini müziğe taşıdı. Lübnanlı Marsel Halife ise Mahmud Derviş’in şiirlerini bestelerken adeta bir mucize yarattı. Derviş’in “Rita” veya “Anneme” şiirleri Halife’nin ud telleriyle buluştuğunda, Filistin mücadelesi, siyasi bir tartışma olmaktan çıkıp insani bir haykırışa dönüştü. 

Müzikten bahsederken danstan ve Dabke’den bahsetmemek olmaz. Omuz omuza veren Filistinliler ayaklarını yere birlikte bastılar. Sürgünde, grevde veya siperlerde… Biz buradayız, dediler. 

Modern İkonlar 

2000’li yıllarda direniş dijitalleşti. DAM, Filistinli gençlerin öfkesini rap ve hip-hop ile dünyaya duyurdu. Rim Banna, unutulmak üzere olan ninnileri modern müzikle birleştiren bir “kültürel arkeoloji” başlattı. Aynı günlerde Le Trio Joubran Filistin’den gelen ud sesini dünyanın en prestijli sahnelerine taşıdı. Sana Moussa, köylerden derlediği ezgileri modernleştirdi, Reem Kelani, bu mirası cazla yorumladı. Böylece diasporadaki Filistinliler, dünya müziğinin farklı mecralarıyla buluşma şansı yakaladı.

Bugün Filistin dayanışma eylemlerinde en çok söylenen şarkılardan biri olan Leve Palestina’nın (ya da orijinal ismiyle Demonstrationssongen) ilk yorumu İsveççedir. Arap ve İsveçli müzisyenlerden oluşan Kofia grubu Filistin direniş müziğinin evrensel yanının en ilginç kanıtıdır: 

“Biz toprağı ektik ve buğdayı biçtik / Limonları topladık ve zeytinleri sıktık / Tüm dünya bizim mücadelemizi biliyor / Yaşasın Filistin, kahrolsun Siyonizm!”

Sumud Filosu seferlerinde dillerden düşmeyen “Ma Nismah Fik ya Gazze” aslında Faslı taraftar grubu Raja Casablanca’nın bir tezahüratıdır. Tribünlerden gelen bu ses, hüzünlü ama umutlu bir Filistin türküsüne dönüşerek sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan bir ses dosyasına dönüştü.

Hafıza İşgal Edilemez

Filistin müziği bize şunu hatırlatıyor: Bir halkın toprağı işgal edilebilir, şehirleri yıkılabilir ama hafızası yok edilemez. Çünkü hafıza, bazen bir şarkının notalarına sığınır. Filistin’in şarkıları sadece geçmişin yasını tutan mersiyeler değildir; halkın teslim olmadığını haykıran modern seslerdir:

O ses, on yıllardır aynı şeyi söylüyor: Biz buradaydık. Biz buradayız. Ve bir gün döneceğiz.

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.