Ultra zenginler daha da zenginleşirken küresel orta sınıf git gide yoksullaşıyor
Süleyman Karan 25 Mayıs 2026

Ultra zenginler daha da zenginleşirken küresel orta sınıf git gide yoksullaşıyor

Tüm dünya Türkiye’deki rezaleti izliyor. Ülkenin kurucu partisi, aynı partinin bir önceki genel başkanının oluruyla polis tarafından basılıyor, biber gazı ve plastik mermilerle milletvekillerine saldırılıyor. Siyasette bile neoliberal saldırganlığın bölgelere göre farklı farklı tezahür ettiğini gözlemliyoruz. Avrupa Birilği (AB) adayı statüsündeki bir ülkeyle AB üyesi ülkeler arasındaki farka bir örnek olsa gerek, ki AB’de de demokrasi ayaklar altına alınır olduğu halde!
Emek düşmanlarının demokrasi düşmanlarıyla aynı olduğunun bir örneğiyle daha karşı karşıyayız. Özgürlük ve eşitlik mücadelesi yükselmedikçe, sömürülenler bir şekilde örgütlenip direnmedikçe, demokrasiye saldırılar sürecek, dünya ölçeğinde eşitsizlikler artarak devam edecek.

EŞİTSİZLİK SİSTEMİN BİR TERCİHİ

Eşitsizlik, çağımızın en belirleyici ekonomik sorunlarından biri… Küresel gelir ve servet düzeyleri önemli ölçüde artıyor, ancak bu kazanımların dağılımı son derece dengesiz kalmayı sürdürüyor. Bugün, gelir ve servetin çok büyük bir kısmı, nüfusun küçük bir kesiminin elindeyken, milyarlarca insan sınırlı kaynaklarla yaşamaya devam etmek zorunda…
Dünya Eşitsizlik Veritabanı’nın (World Inequality Database) ‘Dünya Eşitsizlik Raporu 2026’ (World Inequality Report 2026) verilerine göre, küresel nüfus, gelir ve servet piramidinde eşit olmayan bir şekilde dağılmış durumda: Yetişin insanların 2.8 milyarı en alt yüzde 50’lik, 2.2 milyarı orta yüzde 40’lık ve sadece 556 milyonu en üst yüzde 10’luk dilimde…. Bu en üst grupta bile ayrım, en üst yüzde 1’lik diliminde 56 milyondan en üst yüzde 1/100 milyonluk dilimde sadece 56 kişiye kadar düşüyor.

GELİR DAĞILIMINDA
DEVASA UÇURUMLAR

Bugün, küresel gelirlerin yarısından fazlasını en üst yüzde 10’luk kesim alırken, en alt yüzde 50’lik kesim sadece çok küçük bir kısmını elde ediyor. En zengin yüzde 0.1’lik kesim ise, dünya yetişkin nüfusunun yarısı kadar bir gelire sahip. İki yüzyıl öncesi incelendiğinde; en üst yüzde 10’luk kesimin küresel gelirin yüzde 50’sinden fazlasını ele geçirdiği, en alt yüzde 50’lik kesimin yüzde 15’in altında kalmış olduğu görülüyor.
Servet eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden bile daha büyük ve daha hızlı artıyor. Varlıkların dörtte üçü en zengin yüzde 10’luk kesime ait. Alt yüzde 50’lik kesim sadece yüzde 2’sine sahip. En zengin yüzde 1’lik kesim ise tek başına varlıkların yüzde 37’sini kontrol ediyor ki, bu, alt yüzde 50’lik kesimin toplamından çok daha fazla. Birkaç bin milyarderin serveti, milyarlarca insanın toplam servetinden daha fazla ve 1990’lardan beri yüzlerce milyon ve milyar dolarlık servetleri diğer herkesin servetinden çok daha hızlı büyüdü.

DÜNYA ZENGİNLEŞİRKEN
EŞİTSİZLİK DE ARTIYOR

Dünya nüfusu 1800 yılında yaklaşık 1 milyardan 2025 yılında 8 milyara ulaştı, yani sekiz kat arttı. Aynı dönemde, kişi başına ortalama yıllık gelir yaklaşık 900 Euro’dan (2025 Euro cinsinden) neredeyse 14,000 Euro’ya yükseldi, yani 16 kat artış kaydetti. Her iki olgu birlikte ele alındığında, 225 yıl boyunca küresel üretimde yılda ortalama yüzde 2.2’lik bir artışın gerçekleştiği ortaya çıkıyor.

Nüfus ve gelir eğrilerindeki eğilimler, yaşam standartlarında derin bir dönüşümü yansıtıyor. Kişi başına daha fazla üretim, insanlığın ortalama olarak geçmişe göre çok daha üretken hale gelmesi demek. Aynı zamanda, bu hızlı büyüme kritik soruları da gündeme getiriyor. Bu üretim seviyelerini sürdürmek, gezegenin kaynakları üzerinde artan bir baskı oluşturuyor ve büyümenin faydaları eşit olarak paylaşılmıyor. Ortaya çıan sorunlardan en fazla olumsuz etkilenenler ise bu büyümeden en düşük payı alanlar oluyor! Aritmetik olarak, bugünkü küresel gelir, her bireyin cebine ayda yaklaşık 1,200 Euro, yılda 14,000 Euro girmesini sağlayabilirdi. Ancak kapitalist düzende, hele ki neoliberal sistemde bu kaynaklar çok eşitsiz bir şekilde dağıtılıyor ve küçük bir azınlık, kazançların orantısız bir payını ele geçiriyor.
En üst yüzde 10’luk kesim küresel gelirin yüzde 53’ünü alırken, en alt yüzde 50’lik kesim sadece yüzde 8’ini elde ediyor. En üst yüzde 1’lik kesim, yani sadece 56 milyon kişi, insanlığın alt yarısının tamamından 2.5 kat daha fazla kazanıyor.

EN ZENGİNLERİN CEBİNE ORTALAMA
GELİRİN 50 BİN KATI GİRİYOR!..

Gelir yoğunlaşmasında da benzer bir durum söz konusu… En üst yüzde 0.1’lik kesim, en alt yüzde 50’lik kesimin tamamı kadar kazanıyor. En üst noktada, eşitsizlik çarpıcı boyutlara ulaşıyor. En üstteki milyonda 1’lik kesim, yani sadece 5 bin 600 kişi, ortalama olarak, en alt yüzde 50’lik kesimin toplam gelirinin sekizde birini cebine atıyor.

Yine ortalama olarak, en alt yüzde 50’lik dilimdeki bir kişi ayda 425 dolar, yılda yaklaşık 5,100 dolar kazanıyor. En üst yüzde 10’luk dilimdeki bir kişi ise ayda 13,275 dolar, yılda 159,300 dolar… En zengin milyonda 1’lik kesim ise ayda 20 milyon dolar, yılda yaklaşık 248 milyon dolar!.. Dünyadaki yetişkinlerin yarısının ayda 500 dolardan az bir gelirle yaşadığı düşünülürse, en üst yüzde 10’luk dilim 31 kat ve en zenginler ise neredeyse 50 bin kat daha fazla kazandığı ortaya çıkıyor.
Yüzde 50’lik alt kesimde 1980’den beri nispeten güçlü bir büyüme, orta yüzde 40’lık kesimde durgunluk ve bazı gruplarda ise yılda yüzde 1’den daha az büyüme gözlemleniyor. Bunun yanı sıra, en üst kesimde büyüme tekrar hızlanmış, en zengin yüzde 1’lik kesim ve özellikle en üst yüzde 0.1’lik kesim daha da zenginleşmiş. Yoksulların ve zenginlerin gelirleri artarken, küresel orta sınıf son 40 yılda yoksullaşmış. Bu dengesiz büyüme dinamikleri, günümüzdeki gelir dağılımının neden bu kadar çarpık olduğunu da açıklıyor. Son on yıllardaki kazanımlar esas olarak en üst kesimde yoğunlaşıyor.

SERVET UÇURUMUNUN
DERİNLEŞME DÖNGÜSÜ

Son 30 yılda servet birikiminin nasıl geliştiğine de bir göz atmak gerek. En alt yüzde 50’lik kesimin serveti yıllık yaklaşık yüzde 3.4 oranında artarken, bu oran en üst yüzde 10’luk kesimden (yüzde 2.9) veya en üst yüzde 1’lik kesimden (yüzde 3.1) biraz daha hızlıymış. Ancak, bu sizi yanıltmasın; en tepedeki milyarderler yıllık yüzde 8’lik artışlardan faydalanırken, zaten devasa servetlerini katlamış; alt kesimin mutlak kazançları ise mütevazı kalmış.


En zenginin çok daha zengin olduğu bir döngü söz konusu… En alt yüzde 50 ve en üst yzde 0.001’lik kesim karşılaştırıldığında tablo biraz daha netleşiyor. 1995’ten beri, ultra zengin bir grup olan en üst yüzde 0.001’lik kesim, dünya yetişkin nüfusunun yarısından daha büyük bir küresel servet payına sürekli olarak sahip ve bu avantajları giderek artıyor. 2025 yılına gelindiğinde, yaklaşık 56 bin yetişkin, 2.8 milyar yetişkinin toplamından daha fazla servete sahip olacak. Bu henüz net olara hesaplamış olmadığı için ‘2025’te olacak’ notunu düşüyor Dünya Eşitsizlik Veritabanı.

PANDEMİDEN BU YANA
DURUM KÖTÜLEŞİYOR

Servet eşitsizliği derin bir uçurum; aynı zamanda kalıcı ve kendi kendini besleyen bir olgu özelliğine sahip. Son 30 yılda, en zenginler büyük bir hızla farkı açtılar ve bu durum dünya çapında fırsat ve güç dağılımını da etkiledi. Dağılımın uç noktalarına odaklanıldığında, çok yüksek gelir yoğunlaşması berraklaşıyor. 1820’de en alt yüzde 50’lik kesim küresel gelirin yaklaşık yüzde 14’ünü alırken, 2025’te bu pay, yaklaşık 2.8 milyar yetişkini temsil etmesine rağmen, yüzde 8’e düştü. Bu arada, 2025’te yaklaşık 56 milyon kişiyi temsil eden en üst yüzde 1’lik kesim, son iki yüzyıl boyunca küresel gelirin yaklaşık yüzde 20’sini sürekli olarak ele geçirdi. Daha da çarpıcı olan ise en üst yüzde 0.1’lik kesimin gidişatı… Son 60 yılda, gelir payları en alt yüzde 50’lik kesimin payıyla yakınlaştı. En üst yüzde 1’lik ve en üst yüzde 0.1’lik kesimin payları 1910 civarında zirveye ulaştı, ardından 1970’lere kadar düşüş gösterdi, 2007’de tekrar yükseldi ve Covid-19 pandemisinden bu yana hafif bir yükseliş eğiliminde…
Aşırı eşitsizlik en üst kesimde de açıkça görülüyor. Küresel olarak en zengin yüzde 0.1’lik kesim 1820’de gelirin yüzde 9’unu, 1980’de yüzde 6’sını ve 2025’te yüzde 8’ini elde etti. Bu, iki yüzyıl boyunca hafif bir düşüşü temsil etse de, en alt yüzde 50’lik kesimin payındaki çöküşten çok daha az. Başka bir deyişle, en yoksullarla en zenginler arasındaki uçurum daha da derinleşti.

HEM BÖLGELER ARASINDA
HEM BÖLGELER İÇİNDE EŞİTSİZLİK

2025 yılında bölgesel açıdan yetişkin başına düşen ortalama gelir ve servet, dünya ortalamasına göre karşılaştırıldığında başka bir eşitsizlik daha ortaya çıkıyor. Daha zengin bölgeler genellikle daha yüksek gelirli bölgeler, ancak istisnalar da var. Örneğin, Doğu Asya, Rusya ve Orta Asya’dan daha yüksek bir ortalama servet seviyesine sahipken, ortalama geliri daha düşük. Ölçeğin en üstünde yer alan Kuzey Amerika ve Okyanusya ile Avrupa, küresel ortalamanın oldukça üzerinde. Bu bölgelerde ve Doğu Asya’da, servet seviyeleri dünya ortalamasına göre gelir seviyelerini aşıyor.
Ancak dünyanın geri kalanında, gelir seviyeleri servet seviyelerine göre nispeten daha yüksek. En alt sıralarda; Sahra Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya ve Latin Amerika, her iki açıdan da küresel ortalamanın çok altında. Batı Asya ve Kuzey Afrika ile Rusya ve Orta Asya ise ortalarda… 2025 yılında Kuzey Amerika ve Okyanusya’daki ortalama servet dünya ortalamasının yüzde 338’ine ulaşmış, Sahra Altı Afrika’da bu oran sadece yüzde 20!
Gelir eşitsizliğinin en düşük olduğu bölge olan Avrupa’da bile, en zengin yüzde 10’luk kesimin serveti, en fakir yüzde 50’lik kesimin servetinin neredeyse 200 katı. Güney ve Güneydoğu Asya ile Doğu Asya’da ise, servet eşitsizlikleri hâlâ önemli ve gelir eşitsizliğinden kat kat daha büyük. En uç noktalarda, Batı Asya ve Kuzey Afrika ile Kuzey Amerika ve Okyanusya, 520’ye 1’in üzerinde en geniş servet uçurumlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık, gelir oranları 55’e 1’den daha düşük. Sahra Altı Afrika ve Latin Amerika gibi diğer bölgeler de şaşırtıcı servet uçurumlarını 260’a 1’in üzerinde buluşturuyor.

AVRUPA EŞİTSİZLİK LİGİNDE
TÜRKİYE ÜST SIRALARDA

Şimdi Türkiye’nin de içinde yer aldığı Avrupa’yı biraz daha yakından inceleyelim… Avrupa genelinde en zengin yüzde 0.1’in aldığı gelir payı büyük farklılıklar gösteriyor. Bazı ülkelerde bu oran yüzde 6’nın üzerine çıkarken, Avrupa ortalaması yüzde 4.5 düzeyinde. Ultra zengin grubun gelir payı 35 ülke arasında, Hollanda’da yüzde 1.6’dan Gürcistan’da yüzde 10.2’ye kadar değişiyor. AB ülkeleri arasında en yüksek pay yüzde 8.3 ile Estonya’ya ait; onu yüzde 7.5 ile Bulgaristan ve yüzde 7 ile Polonya izliyor. İki AB aday ülkesi de yüzde 6 eşiğinin üzerinde; Sırbistan (yüzde 6.9) ve Türkiye (yüzde 6.1).

ZENGİNE DOST OLANDAN
HALKA HAYIR MI GELİR?..

Ülkeler, yeniden dağıtımın kapsamı bakımından, yani vergiler ve sosyal politikalar yoluyla gelirleri ne ölçüde etkilemeye çalıştığı konusunda birbirinden farklılaşabiliyor. Bu açıdan bakıldığında, Orta ve Doğu Avrupa’da yeniden dağıtım düzeyi oldukça düşük. Örneğin Polonya’daki vergi sistemi eşitsizliği körükleyecek nitelikte; yani zenginler, görece olarak yoksullardan daha az ödüyor. Ayrıca birçok sosyal politikanın, gelirleri mutlaka eşitlemeyecek biçimde tasarlandığı dikkat çekiyor. Bunun en bariz örneklerinden biri de Türkiye’de uygulanan vergi sistemi… Dolaylı vergiler neredeyse vergi gelirlerinin yüzde 70’ine yakınsa bir ülkede, o ülkede gelir ve servet dağılımının iyiye gitmesi mümkün değildir. O ülkedeki iktidar, bir avuç zengin için halkın geniş kesimlerini yoksulluğa sürüklemekle görevlendirilmiş demektir. Yıllardır sonuçlarını birebir yaşamıyor muyuz zaten!

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.