• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Gisela Penteker: ‘Hukuki adımlar atılmadan demokrasi ve barıştan söz edilemez’

Gisela Penteker: ‘Hukuki adımlar atılmadan demokrasi ve barıştan söz edilemez’

IPPNW Almanya’nın Türkiye temsilcisi Dr. Gisela Penteker, Avrupa’nın Kürt sorununun çözümüne dair yaklaşımını eleştirdi. Devletlerin çıkarlarının insan haklarının önüne geçtiğini söyleyen Penteker, uluslararası dayanışmanın ise giderek zayıfladığına dikkat çekti

Gisela Penteker: ‘Hukuki adımlar atılmadan demokrasi ve barıştan söz edilemez’
  • Yayınlanma: 28 Mayıs 2026 23:59
  • Güncellenme: 29 Mayıs 2026 00:17

Avrupa barış hareketinin önemli kurumlarından biri olan Uluslararası Nükleer Savaşı Önleme Hekimleri Birliği (IPPNW) Almanya ofisinden Dr. Gisela Penteker ile Türkiye’deki çözüm sürecine dair konuştuk.

Barış mücadelesini yerinde izlemek üzere sık sık Kürt illerini ziyaret eden ve bu konudaki talepleri uluslararası kamuoyuna taşıyan Penteker’in Türkiye’ye girişi dört yıldır yasaklı. Penteker, sadece siyasi atmosferi değerlendirmekle kalmıyor; bu ziyaretler sırasında kurduğu dostluklara da değiniyor ve onları yıllarca görememekten kaynaklı duyduğu özlemi ve üzüntüyü de paylaşıyor.

 IPPNW Almanya’nın Türkiye temsilcisi olarak yıllarca Kürt illerine ziyaretlerde bulundunuz. Almanya’dan Diyarbakır’a uzanan bu dayanışma ağı nasıl kuruldu? Kısa bir süre önce Diyarbakır Tabip Odası tarafından “Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü”ne de layık görüldünüz. Bu dostluk sizin açınızdan ne ifade ediyor?

“Son 25 yılda bu dayanışma ağı hayatımın büyük bir parçası haline geldi. Bu yalnızca bir dayanışma ve siyasi ilgi meselesi değildi; çoğu durumda dostluğa dönüştü. Bu nedenle yıllık delegasyonları organize etmek, deneyimlerimizi paylaşmak, raporlar yazmak, yeni destekçiler kazanmak ve Türkiye’deki dostlarımızın yargılandığı davaları takip etmekle çok uğraştım. Diyarbakır Tabip Odası’nın verdiği barış ve dostluk ödülünü almak benim için büyük bir onur.”

Bundan otuz yıl önce, PKK lideri Abdullah Öcalan ile uluslararası bir heyetin Şam’da yaptığı görüşme geçtiğimiz günlerde ilk kez basına yansıdı. Heyette “barışın doktoru” olarak tanınan IPPNW Almanya’nın kurucularından Prof. Dr. Ulrich Gottstein da bulunuyordu. Prof. Gottstein’ın ölümünün ardından bu buluşmadan bir fotoğraf ve ziyaret sonrası imzalanan protokolün kopyası Yeni Özgür Politika tarafından kamuoyuna paylaşıldı. Belgede Öcalan, uluslararası kurumları barışçıl inisiyatif almaya davet ediyordu. Gottstein’la bu ziyarete dair konuşma fırsatınız olmuş muydu?

“IPPNW Almanya, barış hareketinin bir parçası ve ikinci temel çalışma alanı da insan haklarıdır. Birçoğumuz mülteciler ve göçmenlerle, onların psikososyal travmaları üzerine çalışıyoruz. Almanya’da büyük Türk ve Kürt toplulukları yaşıyordu ve bu çatışma bizim toplumumuzun da bir parçası haline gelmişti. Bu nedenle Türkiye’yi ziyaret etmeye başladık; çatışmanın köklerini daha iyi anlamak ve barışçıl, demokratik bir çözüme nasıl katkı sunabileceğimizi öğrenmek istedik.”

“Öcalan ile görüşme dönüm noktasıydı”

“Prof. Gottstein’ın Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşme bir dönüm noktasıydı. Sayın Öcalan’ın güçlü kişiliğinden ve farklı bir toplum fikirlerinden oldukça etkilenmişti. Bunu da sık sık paylaşırdı. Prof. Gottstein, Türkiye’de bizim için bir kapı açtı ve yürüttüğümüz çalışmaları destekledi. Örgütümüz içinde bile var olan “Kürtler teröristtir” önyargısının aşılmasında çok önemli bir rol oynadı. Ne yazık ki yakın zamanda son barış sürecini kendisiyle tartışma fırsatımız olmadı.”

Kürt sorununun köklerini araştırmak istediğinizi söylediniz. Bu kapsamda yaptığınız ziyaretlerde sizi en çok etkileyen ne oldu, gözlemlerinizi aktarır mısınız?

“Kürt illerinde, büyük baskılara rağmen barış ve demokrasi için mücadele eden insanlarla tanıştık. Bunlar arasında doktorlar, sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler, avukatlar, siyasetçiler ve insan hakları savunucuları bulunuyordu. Üstelik sadece Kürtlerin değil; diğer azınlıkların da haklarını savunmaları oldukça etkileyiciydi. Bugün onların birçoğu cezaevinde ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Yaşadıkları tüm zorluklara rağmen daha iyi günlerin geleceğine dair umutlarını hiç kaybetmiyorlar.

Kürt toplumunun Sayın Öcalan’ın fikirleri doğrultusunda nasıl değiştiğini, giderek daha fazla kadının kamusal alanda sorumluluk üstlendiğini gördük. Ve şunu da gördük ki; Alman hükümeti ve diğer Avrupa hükümetleri için NATO üyeliği ve ticari çıkarlar, sık sık dile getirdikleri “Batılı değerlerden” çok daha önemli bir rol oynuyordu.”

Dört yıldır Türkiye’ye girişiniz yasaklı. Bu yasak kaldırılsa bugün yine sürece destek vermek ve yerinde takip etmek ister miydiniz?

“Memnuniyetle tekrar ziyaret ederdim. Yaşım ve sağlığım el verdiği sürece her zaman dostlarımla görüşmeye devam edeceğim. Bundan büyük mutluluk duyarım.

Bu yasak benim için ağır bir darbeydi ve hâlâ devam ediyor. Elbette Kürt dostlarımızın yaşadığı zorluklarla kıyaslandığında benim yaşadığım pek ağır sayılmaz. Yine de üzgünüm ve Kürt dostlarımla buluşmaları özlüyorum.”

Demokrasinin bu kadar konuşulduğu günlerde bu yasağı bir çelişki olarak görüyor musunuz?

“Tabii, Türkiye’de demokrasi tartışılıyor. Ancak gördüğüm kadarıyla AKP hükümeti ve yargı kurumları bunu çok da gündemlerine almıyor.”

Uzaktan da olsa yeni çözüm sürecini takip ediyorsunuz. Geçmişteki süreçlerle kıyasladığınızda umut verici görüyor musunuz?

“Dürüst olmak gerekirse hükümet tarafında olumlu bir hareket görmüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan barıştan söz etmiyor; onun hedefi “terörsüz Türkiye”. PKK’nin ve silahlı mücadelenin sona ermesinin ardından dağdaki gerillaların sivil yaşama dönebilmeleri için herhangi bir teklif sunduklarını görmedim. Sayın Öcalan dahil siyasi tutsakların serbest bırakılması yönünde de bir adım yok. Ancak Kürt dostlarımız delegasyonumuza umutlu olduklarını, mevcut süreçte bir farklılık gördüklerini söylediler. Toplumda daha geniş bir tartışma zemini oluştuğunu düşünüyorlar.”

“Çözüm bölge için de hayati”

“Belki de CHP’ye yönelik saldırılarla birlikte düşünüldüğünde, demokrasi mücadelesinde daha geniş bir dayanışmaya yol açabilir. Barışın sağlanması ve demokratikleşme bölge açısından da hayati önemde. Kürt sorununun çözüme kavuşması, demokrasi eksikliğinin hâkim olduğu Ortadoğu için de iyi bir örnek olabilir.”

PKK’den art arda adımlar atılırken, sizin de söylediğiniz gibi devletten henüz somut bir adım gelmedi. Oysa adım atılacağına dair açık mesajlar verildi, takvim belirlendi ancak bunlara uyulmadı. İktidarın hukuki adımları geciktirmesinin nedeni sizce ne olabilir?

“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti birçok sorunla karşı karşıya. Adım atılmamasının AKP’nin seçimi kaybetme kaygısıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen Kürt halkının haklarının tanınmasına ve baskının sonlandırılmasına konusunda muhtemelen ulusalcıların tepkisinden çekiniyor. Seçim odaklı olarak ‘tek millet, tek bayrak’ sloganını savunan seçmeni kaybedeceğinden korkuyor olabilir.”

Barış görüşmelerinin temel aktörlerinden biri olan Öcalan’ın statüsü tartışılıyor. Başmüzakerecisi olarak tanınması ve özgür koşullarda çalışmalarını sürdürmesi yönünde çağrılar var. Aynı zamanda infazlarının tamamlanmasına rağmen serbest bırakılmayan binlerce Kürt siyasetçi bulunuyor. Bunların pek çoğu ağır hasta ve ciddi sağlık ihmalleri nedeniyle yaşamını yitirenler oldu. İnsan haklarını savunan bir hekim olarak bu tablo karşısında ne söylersiniz?

“Sayın Öcalan’ın ve diğer siyasi mahpusların serbest bırakılması sağlıklı ve ikna edici bir barış süreci için son derece önemlidir. Demokratik süreçlerin önü açılmadan bir barış süreci mümkün olamaz. Dağdakilerin, cezaevindekilerin ve sürgündekilerin sürece katılımı güvenilir bir barış süreci için hayati önemde. Önce buradan başlanmalı ve hukuki konuda adımlar atılmalıdır. Aksi durumda gerçek anlamda demokrasi ve barıştan söz etmek mümkün değil.

İnsan hakları ve sağlık açısından bakıldığında Türkiye’deki cezaevi koşulları, özellikle siyasi mahpuslar açısından dayanılmaz durumda. CPT (Avrupa İşkenceyi ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi) gibi uluslararası kurumların herkesin tanık olduğu bu suçlara karşı yüksek sesle konuşmaması ise utanç verici.”

Almanya’nın “PKK yasağı” burada yaşayan Kürtler açısından ciddi tehdit olarak eleştiriliyor? Yeni süreçle birlikte bu konuda yeni bir gelişme var mı?

“Alman sivil toplumundan geniş bir ittifak PKK yasağının kaldırılmasını talep ediyor. Ancak hükümet tarafında bu yönde bir hareket görmüyoruz. Mülteciler, askeri ilişkiler ve ticaret açısından önemli gördükleri Erdoğan’ı rahatsız etmekten kaçınıyorlar.”

Sizce barış süreçleri konusunda yeterli uluslararası dayanışma kurulabiliyor mu? Uluslararası insan hakları mekanizmalarının bugün etkin çalıştığına inanıyor musunuz?

“Uluslararası dayanışma zayıf. Hükümetlerin jeopolitik ve ticari çıkarları, barış süreçlerine verilen destekten çok daha güçlü. Dünyanın her yerinde uluslararası insan hakları mekanizmalarının giderek kötüye kullanıldığını görüyoruz. Hak, adalet ve hukuk mücadelesi büyük ölçüde sivil toplum aktörlerine kalmış durumda. Bu nedenle mücadeleyi kaybetmemek için birlikte, tüm gücümüz ve etkimizle dayanışmayı sürdürmeye ve büyütmeye ihtiyacımız var.”