• Ana Sayfa
  • Manşet
  • İşgücü piyasasındaki çarpıklıklar ve yüzde 8’lik işsizlik oranı masalı
İşgücü piyasasındaki çarpıklıklar ve yüzde 8’lik işsizlik oranı masalı
Süleyman Karan 8 Haziran 2026

İşgücü piyasasındaki çarpıklıklar ve yüzde 8’lik işsizlik oranı masalı

Bir gariplik fark ediyor musunuz? Nasıl olur da Türkiye’deki işsizlik oranları, makro dengeler bu denli bozukken, reel sektörde rekor seviyede konkordato, iflas başvuruları varken ve seri toplu işten çıkarmalar olurken, bu durum işsizlik oranlarına yansımaz? Yine bir istatistik illüzyonuyla mı karşı karşıyayız? Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 8.1, Fransa’da da öyle, gerçekten öyle mi!.. İspanya’nın işsizlik rakamı çift haneli, Türkiye’de tek haneliyse, burada ciddi bir soru işareti var demektir.
Mesele resmî işssizlik oranlarının gerçek işsizliği ne oranda yansıttığı… Daha net bir tanımlama yapayım; işsizlik oranıyla atıl işgücü oranı arasındaki farkın düzeyi… Pek çok olumsuz göstergede olduğu gibi, bu iki ölçüt arasındaki makas açıklığında da ‘dünya lideri’ olmak gibi bir iddiası var bu rejimin… Pembe yalanlarla acı gerçekleri örtmeye çalışarak devam eden bir başarısızlık öyküsü daha!

GERÇEK İŞSİZLER ORDUSU:
12 MİLYON 188 BİN KİŞİ…
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Nisan 2026’ya ilişkin istihdam verilerine bir bakalım önce: İşsizlik oranı yüzde 8.2, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30.1… Her iki oran arasındaki makas ancak az gelişmiş ekonomilerde görülecek cinsten; dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki puan farkı 21.9! İşte istatistiklerle göz boyamaya abartılı bir örnek daha…
TÜİK’in dar tanımlı işsizlik oranıyla atıl işgücü oranı arasındaki bu fark, ne hikmetse rejim temsilcileri tarafından hiç dile getirilmez, çünkü onlar atıl işgücü oranından hiç söz etmez. Sebebi çok belli değil mi? 12 milyon 188 bin işsiz, o ekonomi yönetiminin de, o siyasî iktidarın da utancıdır da ondan! Bu iki ölçüt arasındaki temel fark, resmî kurumların açıkladığı dar tanımlı (standart) işsizlik oranıyla bu oranların kapsamayan gizli işsizleri de içeren geniş tanımlı (atıl işgücü) oranı arasındaki farktır. İşte bu hep gizli kalsın isterler. Zira sözünü ettiğimiz işsizler ordusu, iki Balkan ülkesinin, Sırbistan ve Bulgaristan’ın toplam nüfusu kadar!..

TÜRKİYE, OECD’DE İŞSİZLİK ORANINDA
LİDERLİĞİ ARJANTİN İLE PAYLAŞIYOR
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi ülkelerde işsizlik oranı genel ortalamada yüzde 5 seviyesinde, ancak ülkeler arasında belirgin farklılıklar söz konusu… Mesela İsrail, Japonya, Kore Cumhuriyeti ve Meksika gibi ülkelerde bu oran yüzde 3’ün altında. Finlandiya ve İspanya gibi ülkelerde ise çift haneli oranlar görülüyor. Atıl işgücü oranı ise resmî işsizlik oranının genel olarak 1.5 ila 2.5 katı civarında seyrediyor.
Avrupa ve Kuzey Amerika’da, istihdam oranları yüzde 70’lerin üzerinde. Almanya, Hollanda, ABD gibi ülkelerde hem resmî işsizlik hem de atıl işgücü oranları OECD ortalamasının altında… İspanya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinde durum biraz farklılaşıyor ama sadece biraz. Bu ülkelerde istihdam şoklara daha açık. Yapısal nedenlerle bu ülkelerde hem işsizlik hem de atıl işgücü oranları OECD ortalamasından daha yüksek seyredebiliyor, ancak Türkiye’deki gibi bu iki ölçüt arasındaki anormal bir makas yok. Peki ama hiç mi Türkiye ile benzeşen ülke yok? Var; hem de OECD ülkeleri sıralamasında, Türkiye’nin ardından en yüksek ikinci enflasyon oranına sahip olan ülke Arjantin… Arjantin’de açıklanan son resmî verilere göre, standart işsizlik oranı yüzde 7.5 seviyesinde, atıl işgücü oranı ise yüzde 30 civarında… İlginç değil mi, bu meselede de Arjantin hemen yanıbaşımızda!

NÜFÜS ARTARKEN, İŞGÜCÜ
PİYASASI NASIL DARALIR?
Şimdi işgücü piyasasındaki başka bir soruna gelelim… Türkiye’de 2002-2026 döneminde toplam nüfus hızla artarken, işgücünün dönemsel olarak düşmesi veya işgücüne katılımın zayıf kalması, yapısal, ekonomik ve demografik dönüşümlerle doğrudan ilişkili… Bu 24 yıllık süreçte toplam nüfus yaklaşık 65 milyondan 86 milyonun üzerine çıktı. Ancak bu büyük nüfus artışına rağmen işgücü piyasasında orantılı bir artış olmadı. Soru şu; toplam nüfus artarken, işgücü niye artmaz? Kabaca cevabını vereyim; makro dengesizlikler gibi ekonomik sorunlar ve emeklilik yaşı, eğitim süreleri, eğitimin üretimle bağlantılı olmaması gibi demografik ve yapısal sebeplerden…
Şimdi biraz ayrıntılarına girmek faydalı olacaktır. Türkiye’de en belirgin eğilimlerden biri, iş bulma umudunu kaybetmek. Uzun süre iş bulamayanlar, belirli bir yaşa gelip iş aramaktan vazgeçenler veya sunulan şartları kabul etmeyenler işgücüne dahil olmayan nüfus sınıfına katılıyor. Bu kesimler, işsiz sayılmadıkları için işgücü rakamı düşüyor. Bunun yanı sıra, doğum oranları ve yaşam süresi arttıkça, toplam nüfus artıyor, ancak emekli veya yaşlı nüfus genç nüfustan daha hızlı büyüyor, işgücü oransal olarak azalıyor.

ERKEN YAŞTA EMEKLİLİĞİN
GETİRDİĞİ PEK ÇOK SORUN
Bir de buna erken emeklilik ve sosyo-kültürel etmenleri eklemek gerek. Yarım yüzyıldan beri hemen her hükûmetin popülist uygulamaları sebebiyle, erken yaşta emekli olma hâli, Türkiye’de aktif nüfusun kompozisyonunu bozan sebeplerden biri. Bu durumun, sosyal güvenlik sisteminde ciddi kırılganlıklar yarattığı da ortada… Sadece ’emeklilikte yaşa takılanlar’a (EYT) seçim rüşveti olarak verilen emeklilik hakkını örnek vermek yeterli; sırf bu kararla 2.6 milyon kişi emeklilik hakkını kazanmış oldu. Bu geçmişten gelen uygulamaların bir sonucuydu. 40 ila 50 yaş aralığında emekli olanların sayısı zaten çok yüksekti ve daha da yükselmiş oldu. Hâl böyle olunca, bir başka sorun gündeme geliyor. Emeklilerin büyük bir bölümünün alım gücü, açlık sınırının oldukça altında kalıyor.

EN ÖNEMLİ SORUNLARDAN BİRİ:
İŞSİZLİKTE BİLE CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ
Şimdi de sosyo-kültürel temelli bir meseleye gelelim. Kadınların işgücüne katılım oranının düşük kalması, aktif nüfusun önemli bir bölümünün işgücünün dışında kalmasını getiriyor. Cinsiyet eşitsizliğini, gerek dar tanımlı işsizlik gerek geniş tanımlı işsizlik oranlarından net olarak görüyoruz. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30.1’ken, bu oran kadınlarda yüzde 40.1, yani 10 puan daha fazla. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2002’den 2026’ya kadar kademeli artış gösterse de halen dünya ortalamasının çok altında kalıyor. Kreş imkânlarının yetersizliği, çocuk, engelli ve yaşlı bakımı gibi sosyo-kültürel sorumluluklar, kentlerdeki kadın nüfus artışının işgücüne yansımasını engelliyor. Nisan 2026 verilerine göre, erkeklerde işgücüne katılım yüzde 70.2’yken, kadınlarda bu oran yüzde 35’te, yani yarısı!..

GENÇ İŞSİZLİĞİ ORANI, AVRUPA
ORTALAMASININ İKİ KATINDAN FAZLA
Eğitim süresinin uzaması bir diğer etmen, genel eğilim küresel düzeyde böyle… Gençler eğitim hayatına lisans, yüksek lisans, yabancı dil eğitimi gibi seviyelerde daha uzun süre devam ettiği için, çalışma hayatına daha geç yaşta katılıyor. Bu durum, o yaş grubundaki kişileri geçici olarak işgücünün dışına çıkarıyor. Ancak, Türkiye’de plansız ve denetimsiz eğitim sebebiyle, eğitimle üretim arasındaki bağ koptuğundan dolayı, uzun eğitim süreci, bir süre sonra bir tür ‘bilerek uzatılmış bir işsizlik süreci’ne dönüşüyor. İş bulamayacağına kanaat getiren gençler, ikinci bir lisans ya da yüksek lisans eğitimiyle zamana oynuyor! Yine Türkiye’de genç işsizliği, OECD ülkelerine göre çok yüksek.

‘EV GENCİ’: İŞSİZLİK SEBEBİYLE
AİLE EVİNE MAHKÛM KALANLAR
‘Ne eğitimde ne istihdamda’ (NEET) genç sayısı her geçen gün artıyor, ‘ev genci’ dediğimiz ailesiyle birlikte yaşayan gençlerin oranı belirgin bir şekilde yükselirken, iş bulabilme veya işe girme sınırı da 30’lu yaşlara doğru çıkıyor. 15-24 yaş grubundaki gençlerde NEET oranı yüzde 20’nin üzerinde seyrediyor ve OECD ülkeleri arasında en üst sıralarda yer alıyor. 15-29 yaş aralığında ise bu oran yüzde 26 ile yüzde 11 civarıdaki Avrupa ortalamasının yaklaşık iki katından fazla!
15-24 yaş aralığındaki genç nüfusta genel işsizlik oranları yüzde 15 ila yüzde 18 bandında dalgalanıyor. Genç işsizliği oranı, genel işsizlik ortalamasının neredeyse iki katı… Bunun yanı sıra, tıpkı geniş tanımlı işsizlikte olduğu gibi, genç işsizliğinde de toplumsal cinsiyet eşitsizliği dikkat çekiyor. Örneğin, 18-29 yaş grubundaki erkeklerde NEET oranı yüzde 24 civarındayken, genç kadınlarda bu oran yüzde 50’yi aşıyor.

BİR İYİLEŞME BEKLEMEYİN,
DAHA KÖTÜSÜ OLABİLİR AMA!..
Genel olarak bakıldığında, geniş tanımlı işsizlik oranının düşmesini ve işgücünde görülen yapısal sorunların kısa vadede olumlu bir değişim göstermesini beklemek için hiçbir sebep yok. Ne bir planlama, ne başta enflasyon olmak üzere makro göstergelerde olumlu bir gelişme olması ihtimâli bulunmuyor. Yani bu olumsuz gidişat sürecek. Yarı zamanlı işler, aralıklı ve sınırlı iş sahibi olanlarla işsizlik oranı normalmiş gibi gösterilip, yüzde 30’ları geçen gerçek işsizliği maskelemek dışında bu rejimin başka bir önlem almasını pek beklemeyin. Ha bir de kayıtsız, sosyal güvencesi olmadan çalışmak zorunda bırakılanlar var, sayılarını net olarak bilemiyoruz! O da ayrı bir mesele!..

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.