Sistemin öğüttüğü değerler
Hicri İzgören 8 Haziran 2026

Sistemin öğüttüğü değerler

Artık devir değişti, modern hayat kimi insani duyguları köreltirken kimi insanlık dışı davranışlara yöneltiyor. İş, para ve çıkar eksenli oluşmuş bu dünya insan ruhunu sıkmakta, yalnızlaştırmaktadır. İnsan ruhu acımasız bir kıskacın pençesinde inlemekte, yüreğini kanatmaktadır.

Yakınıp duruyoruz, hazır bulduğumuz kurallara dayalı bu oyunun dışına çıkamıyor, oyunu bozamıyoruz. Vahşi sistem çok yönlü bombardımanlarıyla beynimizin ve yüreğimizin son kalelerini de bir bir ele geçiriyor. İlginçtir bunu yaparken de o bildik yöntemini kullanıyor, yine bizi kullanıyor. Bizi bize kırdırıyor

Bir modern zaman hastalığına dönüştü vicdan yitimi. Oysa bizi insan kılan, insansallığımızın sınırını tayin eden en önemli değerimizdir vicdan.

***

Günümüz büyük bir ahlaki kriz yaşıyor. Bu durum sadece bireylerin yanlış kararlar vermesi değil, toplumsal yapıyı bir arada tutan değerler sisteminin kökten sarsılması olarak karşımıza çıkıyor. Modern dünya bize sınırsız bilgi ve teknolojik konfor sunarken, beraberinde nasıl yaşamalıyız? sorusuna verilen cevaplarda derin bir belirsizlik getirdi.

Bilginin dijitalleşmesi, zaten doğruluk kavramını bir veri olmaktan çıkarıp bir algı yönetimi aracına dönüştürdü.Kurumlara, bilime ve birbirimize olan güvenin sarsılması, ahlakın temel taşı olan toplumsal sözleşmeyi de zayıflatıyor.

Kapitalist modernite, bireyin değerini ne olduğu ile değil, neye sahip olduğu ile ölçer hale geldi.Başarıya giden her yolun mübah sayılması, liyakat ve adalet gibi değerleri arka plana itiyor.

Hedonist anlık tatmin arayışı (hedonizm), uzun vadeli etik sorumlulukların ve fedakarlık gerektiren toplumsal görevlerin önüne geçiyor.

***

Hele siyasetteki kriz felaket durumunda.Siyaset, ahlaki krizin sadece bir yansıması değil, aynı zamanda bu krizin en görünür olduğu vitrinidir. Toplumu bir arada tutan ortak değerler siyaset zemininde aşındığında, kriz bir yönetilememe sorununa dönüşür.

Günümüz siyasetinde doğru olanı söylemek yerine duyulmak isteneni söylemek bir kural haline gelmiş durumda. Karmaşık yapısal sorunlar derinlikli analizler yerine halkın korku ve öfke gibi temel duyguları tetiklenerek geçiştiriliyor.

Siyaset, kendi kitlelerini konsolide etmek için nesnel gerçekleri reddedip kendi ‘doğrularını’ yaratıyor. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinin aynı gerçeklik zemininde buluşmasını imkansız kılıyor..

Rakip, sadece farklı düşünen bir vatandaş değil; hain, ahlaksız veya tehdit olarak kodlanıyor. Bu dil, rakibe karşı yapılan her türlü adaletsizliği kendi kitlesinin gözünde meşru kılıyor.

Görevlerin uzmanlara değil, siyasi sadakati olanlara verilmesi, kamu ahlakının en büyük yarasıdır. Bu durum devlet mekanizmalarının paslanmasına ve adalete olan inancın bitmesine yol açıyor.

***

Günümüz toplumlarında ahlak ve vicdan, hayatın kurucu temel taşı olmaktan çıkıp, gerektiğinde kuşanılan birer vitrin malzemesi haline dönüşmüş durumda. Modern insan, kalbinde gerçek bir sızı hissettiği için değil, toplumsal olarak öyle beklendiği için üzgün görünüyor,bir nevi vicdan pozu veriyor.

Bireysel hırsların, paranın, makamın ve gücün mutlaklaştırıldığı bu çağda, adalet adaletsizliğin kucağına bırakılıyor. İkiyüzlülük, en kolay elde edilen toplumsal vasıflardan biri haline gelirken; insanlar çıkarlarına uymayan her yanlışa, her zulme bir kılıf uydurmaya hazır.

Vicdan yitiminin bir salgına dönüştüğünü gösteriyor. Gönül gözü kararmış, kalbi mühürlenmiş modern dünya, kendi refahını korumak adına her türlü trajediyi meşrulaştırabiliyor.

Hakiki bir vicdan, daima diri ve aktif olmak zorundadır. O, toplumsal doğrularla ters düşmeyi, konfor alanından çıkmayı, yeri geldiğinde yalnız kalmayı ve utanmayı göze alabilmektir.

Günümüzün bu ahlaki çoraklığından kurtulmanın yolu; her şeye kulak tıkadığımız bu gürültülü çağda, içimizdeki o sese yeniden alan açmaktır.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.