Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak’ın elli yılı aşan kültürel çalışmaları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Kürdoloji Çalışma Grubunun düzenlediği “Dil Tarih Coğrafya duayeni Mehmet Bayrak’a saygı” başlıklı etkinlikte kapsamlı biçimde değerlendirildi. Etkinliğe çok sayıda akademisyen, yazar ve araştırmacının yanı sıra Bayrak ailesi de katılarak destek verdi.
Programda Mehmet Bayrak’ın Türkolojiden Kürdolojiye, Ermeni âşıklardan Alevilik ve Êzîdîlik araştırmalarına, etnomüzikolojiden kadın tarihine ve Dersim çalışmalarına uzanan geniş alandaki katkıları tek tek ele alındı.
Kırka yakın kitabı ve çok sayıda makalesiyle Türkiye’nin dilleri, kültürleri, tarihi ve coğrafyaları üzerine önemli eserler üreten Bayrak’ın akademik ve entelektüel mirası, farklı disiplinlerden katılımcıların sunumlarıyla tartışıldı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Bülent Bilmez, açılış konuşmasında Mehmet Bayrak’ın entelektüel konumunu şöyle özetledi: “Türkiye akademyasının dışında bulunmasına rağmen adeta tek kişilik enstitü gibi çalışan Mehmet Bayrak, yıllar boyunca resmî anlatıların gölgesinde kalmış, ihmal edilmiş ya da yasaklanmış alanlarda öncü araştırmalar yaptı. Belge topladı, kaynak yayımladı ve yeni tartışma alanları açtı.”
Bilmez, üniversitelerin bilgi üretiminin temel kurumları olduğunu ancak devlet baskısı, sansür ve oto sansür nedeniyle bazı konuların akademik dünyanın dışında tutulduğunu belirtti. Bayrak’ın bu boşluğu merak, cesaret ve entelektüel dürüstlükle doldurduğunu vurguladı. Düzenlenen saygı gününün yalnızca bir onurlandırma töreni olmadığını, eleştirel düşüncenin, araştırma özgürlüğünün, kültürel çoğulculuğun ve hakikati arama ısrarının değerini hatırlatma amacı taşıdığını da ekledi.
Etkinlikte söz alan Mehmet Bayrak, yazarlık serüveninin 1971 yılında başladığını ve 1973’te yayımlanan “Tevfik Fikret ve Devrim” adlı kitabıyla Türkoloji alanında ilk adımını attığını anlattı.
Bayrak ardından Köy Enstitülü yazarlar ve ozanlar üzerine inceleme-antoloji çalışması yayımladığını, 1984’ten itibaren ise “Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri” ile “Pir Sultan Abdal ve Halk Gülmecesi” gibi halk bilimi ağırlıklı eserler kaleme aldığını aktardı. Bu çalışmalar üzerinden Kürdoloji bilimine yöneldiğini ifade eden Bayrak, yazarlık hayatı boyunca emeği önceleyen bir yaklaşım benimsediğini dile getirdi.
Bayrak “Emeği esas alan bir çizgide oldum. Kürt halkı dahil bütün ezilen halkların, kendisini ifade edemeyen halkların yanında yer aldım. Alevilik başta olmak üzere yeterince temsil edilemeyen batıni inançların, dinlerin ve kültürlerin yanında durdum. Ezilen cinsiyet olarak kadın konusunda da çalışmalar yaptım. Sınıf, milliyet, inanç ve cinsiyet temelinde her zaman ezilenlerin yanında saf tuttum” sözleriyle yazarlık duruşunu özetledi.
Programın ilk oturumunda Mehmet Bayrak’ın eşi Gülay Bayrak, kızı Devrim Bayrak ve oğlu Özgür Bayrak; yazarın yaşamı, kişisel deneyimleri, yazınsal faaliyetinin aileye yansımaları ve entelektüel dünyasının çevresine etkilerini anlattı. Avukat Yusuf Alataş, Bayrak’ın yazar ve yayıncı olarak yaşadığı yasal süreçlere, eserlerinin toplatılması ve yasaklanması sonrası gelişen hapis süreçlerine değindi.
Yayıncı İsmail Aktaş ise Bayrak’ın alternatif yayıncılık pratiklerini ve özgürlükçü yayın deneyimlerinin sonraki kuşaklara etkisini aktardı.
İkinci oturumda Araştırmacı-Yazar Nesimi Aday, Mehmet Bayrak’ın yetiştiği İçtoros Dağları bölgesindeki güçlü ulusal kimlik damarına dikkat çekti.
1900 yılında Mark Sykes, 1919’da Binbaşı Noel gibi İngiliz askerlerin bölgeye ilgisini hatırlatan Aday, Sykes’in Bayrak’ın akrabaları olan Sinemilli aşiret insanlarının “insan güzelliği” karşısında etkilendiğini belirtti. Kahramanmaraş Katliamının bu damarı yok etmeye yönelik olduğunu ancak Bayrak gibi yazarların oluşturduğu bellek sayesinde bu siyasetin boşa düştüğünü söyledi. “Rus edebiyatının Gogol’un paltosundan çıktığı” sözüne atıf yapan Aday, “İsmail Beşikçi ve Cemşid Bender gibi isimleri de unutmadan, Dostoyevski’den ödünçle Türkiye’de Kürdoloji Mehmet Bayrak’ın paltosunun altından çıkmıştır” ifadesini kullandı.
Programa çevrimiçi katılması planlanan dünyaca ünlü Kürdolog Martin Van Bruinessen sağlık sorunları nedeniyle katılamazken, Prof. Baskın Oran çevrimiçi bağlantıyla programa dahil oldu. Oran, Kürtlere dair akademik çalışmalarında Bayrak’ın büyük desteğini gördüğünü, her türlü materyal desteğini sağladığını ve Mülkiye’de hocalık yaptığı yıllarda bu yöndeki çalışmalarına Bayrak’ın önemli katkılar sunduğunu belirtti.
Müzisyen ve Öğretim Üyesi Ulaş Özdemir, “Mehmet Bayrak’ın Halk Şarkıları ve Edebiyatı Araştırmalarını Yeniden Düşünmek” başlıklı konuşmasında Bayrak’ı sözlü kültür içinde büyüyen ve çalışmalarının merkezine bu hafızayı koyan bir araştırmacı olarak tanımladı. “Sözlü kültürü içselleştiremeyen bir araştırmacının, Bayrak’ın yazdığı ciltler dolusu kitap külliyatına ulaşması zor. Bayrak, halk şarkıları ve halk edebiyatının tarihsel belge niteliğini çalışmalarında ortaya koydu” dedi.
Yazar Selim Temo, İrlanda Dublin’den çevrimiçi video aracılığıyla katıldığı programda Kürtçe bir sunum yaptı. Kendi akademik ve yazın hayatında Bayrak’ın çalışmalarının belirleyici etkisine değinen Temo, “Horasan Kürtleri” kitabını yazarken de Bayrak’tan yararlandığını aktardı. “Sigmund Freud, ‘Bir insanın bilincinde bir şey keşfedersek, orada bir şairin ayak izleri vardır’ der. Biz Kürdoloji çalışanları da ne zaman bir çalışmaya başlasak, bizden önce Mehmet Bayrak’ın uğradığını, ayak izlerini bıraktığını görürüz” sözleriyle Bayrak’ın alanındaki yerini vurguladı.
Tarihçi Namık Kemal Dinç ise “Kürdolojide yol açan bir öncü: Mehmet Bayrak” başlıklı sunumunda Bayrak’ı engebeli bir coğrafyada dozerle yol açan, ardından gelenlere istikamet belirleyen bir kişilik olarak tanımladı. 2000’lerden itibaren Türkiye’de gelişen Kürdoloji çalışmalarına öncülük ettiğini, eserlerinden yararlanmayan kimsenin bulunmadığını ancak bıraktığı eserlerin hızına henüz yetişilemediğini söyledi. Dinç, “Mehmet Bayrak, Celadet Ali Bedirhan ve Mehmet Emin Bozarslan gibi bireysel çabalarıyla bu çalışmaları yeni kuşaklara taşıyan geleneğin günümüzdeki yaşayan temsilcisidir” dedi.
Gazeteci Ali Duran Topuz da etkinlik üzerine değerlendirmesinde, yapılan çalışmanın Mehmet Bayrak’a yıllardır esirgenen değeri teslim etmesi bakımından anlamlı bir saygı gösterisi olduğunu ifade etti. Programın aynı zamanda bir akademik özeleştiri niteliği taşıdığını belirten Topuz, aile fertleri ve avukatı tarafından Bayrak’ın hem aile hem mücadele hayatının aktarıldığını kaydetti. Kızı Devrim Bayrak’ın “evde hiç susmayan daktilo sesi” anlatımının çalışmanın simgesi olduğunu söyledi.
Topuz, Baskın Oran’ın konuşması üzerinden Kürt ve Alevi meseleleri söz konusu olduğunda akademinin nasıl bir tutum aldığının açıkça görüldüğünü belirtti. 1990’lı yılların genç entelektüelleri için Mehmet Bayrak’ın taşıdığı kaynak ve teşvik değerinin heyecanla dile getirildiğini aktardı. Bedirhan Kardeşler’le başlayan ve Mehmet Emin Bozarslan’dan sonraki halkaya Bayrak’ın yerleştirilerek tarihsel sürekliliğin kurulduğunu vurguladı.
Mehmet Bayrak’ın müzikal kapasitesi, müzikle kurduğu toplumsal bağ ve bu alana katkıları da programda ele alındı. Katılımcıların ortak olarak “hafıza işçiliği” kavramına vurgu yaptığını belirten Topuz, “Benim açımdan belirleyici olan, devlete ait arşiv ile topluma ait hafıza arasındaki mücadelede oynadığı roldü. Bayrak, derlediği şarkıların söylendiği, delillendirdiği hikayelerin yaşandığı toplumdan, Koçgiri’den geliyorum. Devletin arşiv kullanarak tahrip etmeye yöneldiği hafızamın hakkını arama yolunu bana gösterdi. Bu toplantı, çalışmaları görmezden gelinen, kaynak gösterilmeksizin kullanılan, akademi dışı bir mücadele insanının haklarını teslim etmesi bakımından paha biçilmezdi” değerlendirmesini yaptı. (Gazete Dersim)




