Bazen olanı biteni anlamaya çalışmak, düşünen herkesi yorduğu gibi umutsuzluğu da sürekler. Çünkü yanan dünyanın bir yerlerinde umuda, özgürlüğü dair hep gizlenen bir şeyler aranır.
Öyle ki, mitler ve efsaneler çağındayız sanki. Pandora kutusuna gizlenmiş, son kırıntı olarak kalan umut bugün de bizimle ve zorbalarla mücadelede en büyük cesaret kaynağımız. Tanrılar çağında değiliz elbet.
Ancak mitlerin tanımladığı her şeyin daha korkuncu yaşanıyor. Yeri, göğü dizayn eden tanrılar Olimpos dağında fanilerin sıradanlığına üzülüyorlar.
Bizim adına tarih dediğimiz şeyin bize öğrettiği aslında mitosların anlattığı şeyler. İnsan ayağa kalktığından beri bir şeyler var. Yoksa Habil ile Kabil’den başlayıp Prometheus’u bugüne getiremeyiz. İlk kavga, ateş, direniş ve yaşamın döngüsü…
Tümü de mitolojiden gelen anlatılar. Tarih aktarıcıları, Altın Çağ, Gümüş Çağ, Bronz Çağ, Demir Çağ diye aktarırlar. İnsanlık adına en komünal çağdır Altın Çağ.
Sonra insanın insana kurduğu tuzak ve çıkar ilişkileriyle bozulur. İşte o bozulma bugüne kadar devam eden ve bir türlü düzelmeyen ve büyük isyanları yaratan direnişlerin başlangıcıdır.
Anlatmak istediğim tam olarak şu: Mitoloji dediğimiz şey tanrılardan çok insanları korkutmak ve onları cezalandırmak için yaratılan anlatılardır.
Evet, tanrılar hep bir yerlerde, ancak tanrıların savaşı kendi aralarında olduğu kadar, ölümlü olan insanları hizaya getirmek ve onları korkuyla tutsak etmek içindi.
Bir de tersi var. Onları korumak ve yaşamlarını iyi hale getirmek için onlardan yana olup, en ağır cezaları çekenler. Prometheus dedim ya. Tanrılardan ateşi çalıp insanlığa armağan eden. Korku burada başlıyor.
İtaat etmezsen cezalandırılırsın. Prometheus, Zeus’un hışmıma uğrar. Zeus ki Yunan mitolojisinde üçüncü hanedandır. O Zeus, Prometheus’u Kafkas dağında bir kayaya zincirler ve her gün yenilediği karaciğerini kartala yedirir. Büyük işkence. Ancak o buna direnir ve acıyı çeker. Sonrası bir merhamet hikayesidir.
Zeus insafa gelir, merhamet eder ve oğlu Herkül’e kartalı öldürtür. Otuz yıl sonucunda olur bu. Prometheus’un acıları bundan sonra biter. Mitoloji öyle diyor.
İnsaf ve merhamet gösteren bir tanrı ve oğlu Herkül’ün kartalı öldürmesiyle kurtuluşa yol açılıyor. Aslında bu mitsel anlatı gücün üzerinden bir denklem kuruyor. Tanrı isterse zulme son verebilir.
Şair Hesiodos yaşadığı çağı beğenmiyor. Yaşamak dahi istemiyor. Ya öncesinde ya da sonrasında yaşamadığına isyan ediyor. Aynı dizeleri bugün söylesek durumun aslında hiç değişmediğini anlayacağız.
Barbarların daha da barbarlaştığı, dedikodunun aynı anda dünyaya yayıldığı ve dedikodudan savaş yaratıldığı Kıyım Çağındayız.
“Heyhat! Demek ki gökyüzünün beni/ Alçakça yaşanılan bu kederli zamana atması gerekiyormuş/ Bu çağ daha önce ya da daha sonra gelemez miydi?/ Oysa bugün yeryüzünden bet bereketin kalktığı/ Acı ve kederli bir yokluk çağı yaşıyoruz.”
Çağlar hep korkunç, çağlar hep zulüm. Çağın tanığı şair o zamanı böyle anlatıyor. Bugün ona sadece selam gönderebiliriz. Beterin beterini yaşatıyorlar. Huzur içinde bir yer kalmamış. Dünya ekseni etrafında artık ağlayarak dönüyor.
Küresel zulüm zalimleri birleştirirken, insanları vurdukça yoksullaştırıyor. Yoksulların umdu ise hiç bitmiyor. Pandora kutusu her yerde.
Öfke ve isyan dili yeni bir dünya ve yeni bağ getirecek. Mitoloji öyle diyor. Yunanlı şair Hesiodos da. Küllerinden doğan Ankaların gelişi uzak değil.
Gerçi Hesiodos tanrılara sığınır. Çözümü onlardan bekler. İnsanların bazılarını gök kubeye gönderir. Nemesis, insanlar arasındaki ilişkileri düzenlerken ödül ve cezayı aynı oranda dağıtır.
Artık dağıtacak bir şey de kalmamıştır. Dünya günahlarla doludur. Sadece ceza dağıtır. Hesiodos onu utançla birlikte göğe yollar. Yapacak bir şeyi de yoktur. Utanç ve erdemin kaybolduğu yerde gitmeleri gerekir.
“Utanç ve Nemesis gövdeleri parlak giysilerle uçacaklar/ İnsanlar kendilerini sürüp attığı uzak yerlere gidecekler/ Tanrıların gösterecekleri yere yerleşecekler/ Bizse burada acılar içinde kalacağız/ Yırtıcı kuşlar gibi, güçlüler güçsüzlere saldıracak.”
Bugünün şairinin öfkesi ise güçsüzlerden yana. Onların öfkesiyle öfkesini birleştiriyor. Hesiodos bile suçun, suç örgütlerinin devletleştiği bu çağa şiir yazamaz.
Hiçbir şeyin hesabı sorulmadığına göre insanların öfkelerini birleştirmekten başka bir seçeneği de yok. Günahlar onların isyanıyla bitecek.
Babil şiirinde, Marduk’un Ea’ya insanı bir sanat eseri gibi yaratmak istediğini anlattığı bölüm var. Şiir şöyledir:
“Kanı kanla birleştireceğim,
Kanı kemikle;
Bir şey yaratacağım benzeri görülmemiş.
Adı insan olacak,
İlk insanı yaratıyorum.”
Eşi benzeri görülmemiş o insan yeryüzünün en ilkel, en vahşi, en sorumsuz, en daralan insanı.
Kendi güvenliğini barbarlara teslim edecek kadar yoksulluğu kabul ediyor.
Mitoloji çağındayız. Her şey efsaneden ibaret.
Nasıl biter Babil şiiri: “İnsanlığın güneşi olan Çoban, tam bir tanrı gibi sürüyü otlatsın.” O çobanı bekliyoruz.




