Ahmet Türk

Ahmet Türk
  • Yayınlanma: 17 Haziran 2026 14:36

İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” uzaktan izleyebildiğim kadarıyla başarıyla tamamlandı. Konferansta birçok kişi, ilgi alanına dair konuştu. Sorunlar dile getirildi ve çözüm önerileri sunuldu. Söz konusu sorunlar, ne yazık ki, bugünden yarına çözülecek türden değil. Fakat siyasetçilerin, aktivistlerin, entelektüellerin İstanbul’da düzenlenen bir konferansta bir araya gelerek sorunları tartışmasının bile kıymetli olduğunu düşünüyorum. Benzer konferansların Türkiye sathına yayılması gerektiğini de vurgulamak gerekiyor. Çünkü sorunlar çözülecekse, sorunların sadece Diyarbakır ve İstanbul’da tartışılması yeterli değildir. Medyanın bu türden etkinliklere mesafesi düşünüldüğünde, sorunları doğrudan muhatapları ile tartışmak gerekiyor.

Medya konferansa ilgisiz kaldı ancak sosyal medya konferansta konuşma yapan iki kişiye ilgisiz kalmayarak saldırıya geçti. Sosyal medyadaki saldırı aslında iki kişiye değildi, konferansın içeriği ile konferansı düzenleyenlereydi.

Sosyal medya lincine maruz kalanlardan bir TJA Aktivisti Ruşen Seydaoğlu, diğeri de yılların siyasetçisi Ahmet Türk oldu. Seydaoğlu ve kurumunu desteklemekle birlikte kadınlar hakkında söz kurma hakkımın olmadığını belirtmek isterim. Ayrıca Ruşen Seydaoğlu’nun, ihtiyaç duyarsa, hadsiz söylemlere hakkıyla cevap verebileceğine inanıyorum.

Ama Ahmet Türk’e yönelik hadsiz, vicadansız, vefasız söylemler ile ilgili bir iki şey söylemek ihtiyacı duyuyorum. Ahmet Türk, benzer saldırılara yıllardır maruz kalıyor ve bu saldırılara zerre kadar kıymet vermediğini tutumundan biliyoruz. Ama hemşerisi ve gazeteci olarak yakından izlemeye çalıştığım siyasetçi Ahmet Türk’ün bu saldırıların hiçbirini hakketmediğini düşünüyorum. Yıpratma, yıldırma, susturma amaçlı bu saldırıların bilinçli olduğunu delilleriyle bilmesem de kuvvetle hissediyorum. İşte burada, Ahmet Türk’e yapılan saldırılara karşı sessiz kalmamak gerekiyor.

“Türkiye’nin demokrasi, barış ve eşit yurttaşlık mücadelesinin yeni bir eşiğinde; ortak geleceği birlikte düşünmek, tartışmak ve yeniden kurmak amacıyla” düzenlenen konferansta konuşan Ahmet Türk, ne dedi de hem Türkçülerin hem de Kürtçülerin saldırısına uğradı?

Ahmet Türk’ün en çok tartışılan cümleleri şöyle: “Yüksek Seçim Kurulu, üç dönem de adaylığımın önünde bir engel olmadığını ifade etti. Üç dönem Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığına aday oldum, kayyum atandı. Bu ayrı. ‘Şimdi Kürtler ne istiyor’ diyorlar. Ben kendimden örnek vermek istiyorum. Ben Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum. Kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor. İşte ‘Kürt sorunu benim, Kürt sorunu buradadır’ diyorum.”

Türkçüler, “Bu ülkede milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış biri söylüyor bunları” diye çemkirdi hemen. Irkçılardan empati yapmalarını beklemek abesle iştigal olur. Bu nedenle Ahmet Türk’ün konuşmasındaki bu bölümü anlamaları mümkün değil ve elbette konuyu, 100 yıldır değişmeyen refleksle, ‘bölücülüğe’, ‘çakıl taşı vermeyiz’ gerzekliğine getirdiler.

Halbuki empati yapabilseler Ahmet Türk’ün bu içten cümlelerine bir kıymet verme şansları olur ve Kürt sorununa salim kafa ile yaklaşma becerisi edinebilirler. İstanbul’da düzenlenen nitelikli konferans, bu türden ırkçı hezeyanlara feda edilmeyecek kadar değerli. Irkçılar hep olacaktır ve akılları yettiğince bölücülük yapacaktır. Önemli olan barışı, özgürlüğü, demokrasiyi, eşitlik hukukunu savunan aydınlık dimakların güçlü, duyarlı, diri olmasıdır.

“Biz yaşamımız boyunca bölücü olmadık. Birleştirici olmaya çalıştık. Hep toplumsal barışın ve halkların kardeşliğini savunduk. Bugün de aynı şey savunuyoruz. Bütün zulüm politikalarına rağmen bunu savunuyoruz. 12 Eylülleri, 1986’ları yaşadık… 1994’lerde dokunulmazlığımızın kaldırılıp cezaevine atıldığımız arkadaşların dönemini yaşadık. Ama demokratik siyasetten vazgeçmedik. Sorunların demokratik siyasetle çözüleceğine inandık. Bu inancımızı kaybetmek istemiyoruz. Ve buradan bu sürecin içinde olan, bu süreci yürüten bütün aktörlere seslenmek istiyoruz: Kürt halkına yazık, Türk halkına yazık. Birleştirici olun, halkları kucaklayın ve geleceği güvence altına alacak projelerle ortaya çıkın.”

Bu alıntı da Ahmet Türk’ün konuşmasından.

Ahmet Türk’e yönelik Kürtçü cenahtan gelen saldırıların özellikle bu ifadeler üzerinden gerçekleşmesi ise içler acısı. Çektiği bütün acılara rağmen demokratik siyasetten yana tutum alan konuşmanın neresi sakat olabilir?

Ama eleştirenlerin meramı başka ve bu meram sakat bir anlayış, kötücül bir zihniyetin zehirli dili üzerinden inşa ediliyor. Ahmet Türk’ün kişiliği üzerinden Kürt siyasal hareketine saldırmanın siyasi ahlakla, edeple hiçbir ilgisi yok. Sosyal medya platformunda bu zehirli dille zuhur etme fırsatını kaçırmayan zatların bir kısmının Ahmet Türk’ün ve temsil ettiği siyasi hareketin ödediği bedellerin kıyısından bile geçmediği biliniyor. Ahmet Türk ve temsil ettiği siyasi harekete yönelik ahkam keserken aynaya bakmak gerekiyor. Her biri hazımsız hasım profilinden öteye gitmeyen zatlar, küfürleri, hakaretleri ve edepleriyle başbaşa kalıyorlar. Fakat, heyhat yüzleşmek de bir erdem ister.

Ahmet Türk, kimi varsıllar gibi iktidarın yanında durabilir, zenginliğine zenginlik katarak sorunsuz bir yaşam sürdürebilirdi. Bunu rahatı tercih etmedi ve halkının yanında saf tuttuğu için başına olmadık şeyler geldi. Bu nedenle halkından itibar gördü ve halk tarafından her dönem siyasette hak ettiği yere taşındı.

İktidarın kendisine duyduğu saygı da öfke de bu nedenledir.

İçeriden dışarıdan, Ahmet Türk’e yönelik gerçekleştirilen itibarsızlaşma harekatları, halkın kendisine duyduğu güven, saygı ve sevgi nedeniyle başarıya ulaşmadı. Ahmet Türk, bu saatten sonra Kürt halkının taleplerini gündemde tutmaktan, bu talepler için cesurca mücadele etmekten, mücadele ederken demokratik yöntemleri savunmaktan geri durmayacaktır. Dosta da düşmana da “Eyvallah” dedirten bu tutumdur.

Devlet Bahçeli’nin icazetine, ricasına vs gerek yok. Yerel seçimler gelsin ve Ahmet Türk dördüncü kez Mardin Büyükşehir Belediyesine aday olsun ve kazansın istiyorum. İsterlerse yerine yeniden kayyım atansın. Bu Ahmet Türk için bir itibar madalyonu, Türkiye demokrasisi için ise dördüncü bir rezalet vesikası olacaktır.

Vecdi Erbay’ın bu yazısı Güneydoğu Ekspres’te yayımlanmıştır.