Futbolun tamamen sterilize edildiği, sporcuların birer holding yöneticisi gibi tek tipleştirildiği ve halktan koparıldığı modern endüstri çağında; sahalardan ezber bozan bir hikaye yükseliyor.
Ezidi Kürt bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da büyüyen ve tırnaklarıyla kazıyarak Almanya Milli Takımı’na kadar yükselen Deniz Undav, sadece attığı gollerle değil, pırıltılı futbol düzenine meydan okuyan sahici karakteriyle de kitlelerin sevgilisi haline geldi.
Sosyal medya danışmanlarının filtrelerinden geçmeyen samimi demeçleri, diyetisyen listelerini yırtıp atan “döner” kaçamakları ve her şeyden önemlisi, asimilasyon kıskacındaki Ezidi toplumu için taşıdığı güçlü aidiyet değeriyle Undav, yeşil sahalarda kaybolmaya yüz tutan “halkın futbolcusu” imajını yeniden canlandırıyor.
Der Spiegel’de yer alan portre analizi, kuralları yıkan bir göçmen çocuğunun, sisteme karşı kazandığı sempatik zaferi gözler önüne seriyor. Yazının Türkçe çevirisi şöyle:
Deniz Undav, Alman taraftarların sevgilisi; Ezidiler içinse bir kimlik ve aidiyet figürü. Bu sevginin arkasında elbette attığı goller var. Ancak bir o kadar da futbol müesses nizamından (establishment) çok farklı bir duruş sergilemesi yatıyor. Kuşkusuz gol atıyor; futbolda başarı yakalamak, taraftarların sevgisini kazanmak için her zaman iyi bir başlangıçtır. Oyuna sonradan girip hemen golü bulan, bu sayede maçların —hele ki bir Dünya Kupası maçının— kaderini değiştiren birinin alkışlanması daha kolaydır.
Ancak Cumartesi günü Toronto’da Fildişi Sahili’ne karşı oynanan ve attığı gollerle Almanya lehine maçı çevirdiği karşılaşmada, Deniz Undav daha sahaya bile adım atmadan coşkuyla karşılandı. Stadyumdaki Alman taraftarlar, tıpkı Mart ayında Stuttgart’taki milli maçta yaptıkları gibi, net bir şekilde onun oyuna girmesini talep ederek adını haykırdılar.
Deniz Undav bir halk kahramanı, ancak mesele bundan çok daha derin. Birçokları için o, “farklı” olan bir profesyonel futbolcu. Futbolun bir zamanlar nasıl bir şey olduğuna dair özlemleri gideren ve hafızaları tazeleyen biri: Sade, abartısız, gösterişsiz; her zaman kendisinden beklenenleri yapmayan karakterli bir figür. Her norma boyun eğmeyen bir yapı. Muhtemelen birçok insan onun için şöyle diyordur: “Deniz Undav bizden biri.”
Günümüzde üst düzey futbolcular adeta birer tepe yönetici (CEO) gibi. “Örnek profesyonel” diye bir tabir var; mesleklerinin gerektirdiği hayatı yaşıyorlar. Beslenme uzmanlarının önlerine koyduğu planlara göre besleniyorlar. Optimum performanslarını tehlikeye atabilecek her türlü alışkanlıktan kaçınıyorlar: Sigara, alkol, aman tanrım! Çizgiyi aşmak asla söz konusu olamaz. Her şey optimizasyon üzerine kurulu; nereden yüzde bir, yüzde iki daha fazla verim alabiliriz diye bakıyorlar.
Her Instagram paylaşımı, her röportaj zaten medya danışmanları tarafından önceden filtreleniyor, kontrol ediliyor, tartılıyor. Yeter ki yanlış bir şey söylenmesin, yanlış bir şey yapılmasın. Temel amaç: Makul görünmek. Kafayı pencereden dışarı uzatmamak, hatta pencereyi hiç açmamak.
“Makuliyet” toplumu
Bir bakıma bu futbolcular, en ufak bir sıra dışı davranışın bile hemen gündem edildiği, tartışıldığı ve skandal haline getirildiği bir toplumu temsil ediyorlar. Profesyonellerin kamusal alanda adeta parmak uçlarında yürümelerine şaşmamalı. Bu öyle bir kamusal alan ki, her göz kırpışı, her hareket anında kaydediliyor. Mantığın ve makuliyetin en yüce kural sayıldığı bir alan. Sigara içmek zararlıdır, o halde içilmez. Sabaha kadar eğlenmek mi? Ertesi sabahın akşamdan kalmalığı ne olacak! En iyisi hiç yapmamak.
Böylece “eğlence toplumu”, yerini bir “makuliyet toplumuna” bıraktı. Buna üzülebilirsiniz de üzülmeyebilirsiniz de.
Kendine bir döner ısmarlıyor
Deniz Undav ise kendine bir döner ısmarlıyor ve kulüplerin tüm beslenme uzmanları dehşet içinde arkalarını dönüyor. Kendisine ne söyleniyorsa onu değil, canı ne çekiyorsa onu içiyor. Diğerleri podyum mankeni gibi bir vücuda sahipken, Undav tıknaz ve kalıplı. İnsan onu 1980’lerde Ruhr Bölgesi’ndeki bir işçi kulübünde oynarken de rahatlıkla hayal edebilir. Buna karşılık, bir varlık yönetim şirketinin reklam yüzü olarak hayal edilmesi ise oldukça zor.
İnsan Deniz Undav ile gidip bir bira içmek ister. Başka hangi milli futbolcu için bunu söyleyebilirsiniz?
Onun popülaritesi, kamuoyunun gözü önünde milli takım teknik direktörüne kafa tuttuğunda zirve yaptı. “Kafa tutmak” büyük bir kelime belki; o sadece milli takımda daha büyük bir rol talep etti, fakat günümüzde böyle bir şey bile hadsizlik olarak kabul ediliyor. Julian Nagelsmann da buna beklendiği gibi alıngan bir tepki verdi. Alıngan Nagelsmann, rahat Undav’a karşı. Bu düelloda kamuoyunun gözünde puanı kimin topladığı çok açıktı.
Aniden beliren “küçük” bir asi
Undav birdenbire küçük bir asi olarak görülmeye başlandı; bugünlerde bu etiketleri yapıştırmak çok kolay. Kalıplara sığmayan, bir futbolcu için en büyük organizasyon olan Dünya Kupası’na üç ay kala, müesses nizamın öfkelenmesi veya yaptırım uygulaması riskini göze alarak sesini yükselten biri. Sürekli hesap kitap yapmak yerine, burada birisi bir şeylere cüret ediyor. Undav sezon boyunca performans gösterdi, geride kalan Bundesliga sezonunda en golcü Alman futbolcu oldu. Şöyle söylenebilir: Böyle bir durumda talepte bulunmaya hakkınız vardır, özgüvenli bir duruş sergileyebilirsiniz. Ancak başkaları da performans gösteriyor, başkalarının da bu tür talepleri olabilirdi; ne var ki onlardan çıt çıkmıyor. Onlar “makul” olmayı tercih ettiler.
Bir George Best değil
Deniz Undav’ı bu yüzden çok büyük bir rol modele dönüştürüp abartmaya gerek yok; o bir dışlanmış (outcast) değil, kesinlikle bir George Best veya Ente Lippens değil. Esprileri bazen komik, bazen ise hiç de eğlenceli değil. Kendisi de muhtemelen en son isteyeceği şey olarak bir akımın, bir tipolojinin sembolü olmak ister. O her şeyden önce futbol oynamak istiyor. Ve arada bir kendine bir döner ısmarlıyor.
Thomas Müller, Lukas Podolski gibi isimler yakın geçmişte de vardı; neşeli tarzlarıyla “sokak futbolcusu” imajına sahiptiler. Undav, daha altı yıl önce SV Meppen’de oynuyordu; yani meslektaşlarının Almanya Futbol Federasyonu’nun tüm altyapı takımlarından çoktan geçmiş olduğu bir yaşta. 27 yaşında milli oldu; oysa FC Bayern’den Lennart Karl bu yıl henüz 18 yaşında milli takıma seçildi.
Yetenek fabrikalarından çıkmadı
Undav dolambaçlı yollardan geçti, insanlar bunu da seviyor. Futbolun o ruhsuz yetenek fabrikalarından çıkmış, beş yıllık planlarla milli sporcu olarak eğitilmiş biri değil. Tırnaklarıyla kazıyarak yukarı çıkmış biri, çünkü bir noktada artık görmezden gelinemeyecek kadar iyiydi.
Ve onu Kimmich’lerden, Havertz’lerden ayıran bir şey daha var: Undav, Ezidi Kürt bir aileden geliyor; bu köklere sahip ilk Alman milli futbolcu. Bunu dışarıya büyük reklamlarla yansıtan, futbol sahasında dua çemberleri oluşturan biri değil. Gol sevincini sadece birkaç dans adımıyla süslüyor, o kadar.
Kendisi için bu çok büyük bir mesele olmayabilir; ancak birçok Ezidi için o gerçek bir kimlik figürü. Onlar için Deniz Undav gerçekten de: “Bizden biri.”




