• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Mega GES’in gölgesi: Ovakışla’da güneş kimin için doğuyor?

Mega GES’in gölgesi: Ovakışla’da güneş kimin için doğuyor?

Bitlis Ovakışla’da yaşanan GES direnişi, yenilenebilir enerji tartışmasının en temel kör noktasını açığa çıkarıyor. Bir yatırım sırf güneş enerjisi kullanıyor diye ona iyi diyebilir miyiz? Her güneş enerjisi yatırımı iyi değildir. Her panel ekolojik değildir. Her “temiz enerji” projesi iklim adaleti anlamına gelmez. Güneş ortak olabilir, fakat onun üzerine kurulan mülkiyet, şirket ve devlet düzeni […]

Mega GES’in gölgesi: Ovakışla’da güneş kimin için doğuyor?
  • Yayınlanma: 25 Haziran 2026 08:33
  • Güncellenme: 24 Haziran 2026 13:34

Bitlis Ovakışla’da yaşanan GES direnişi, yenilenebilir enerji tartışmasının en temel kör noktasını açığa çıkarıyor. Bir yatırım sırf güneş enerjisi kullanıyor diye ona iyi diyebilir miyiz? Her güneş enerjisi yatırımı iyi değildir. Her panel ekolojik değildir. Her “temiz enerji” projesi iklim adaleti anlamına gelmez. Güneş ortak olabilir, fakat onun üzerine kurulan mülkiyet, şirket ve devlet düzeni hiç de ortak olmayabilir.
Bugün Ovakışla’da tartışılan şey güneş değil. Tartışılan şey mega GES modeli. Yüzlerce dönüm araziyi kapatan, merayı çitleyen, köylünün hayvanını, suyunu, yolunu, geçimini ve ortak kullanım hakkını baskı altına alan büyük ölçekli enerji yatırımı. Bu model, fosil yakıt rejiminin merkezileşmiş mantığını güneş panelleriyle yeniden kuruyor.

Mega GES’in en kritik özelliği, enerjiyi üretildiği yerden koparmasıdır. Ovakışla’nın merasına kurulmak istenen santral, Ovakışla’nın elektrik ihtiyacını karşılamak için planlanmıyor. Kabaca hesapla köyün toplam yıllık elektrik ihtiyacının 20 katı, yalnız konut tüketiminin ise en az 50-70 katı elektrik üretecek bir mega GES’ten söz ediyoruz. Zaten bu GES Ovakışla’nın ya da Bitlis’in ihtiyacı için de yapılmıyor. Ama yapılınca köylünün merası kapanacak. Elektrik şebekeye girecek, piyasa mekanizmaları içinde satılacak, şirket gelirine ve ulusal tüketim havuzuna bağlanacak.

Türkiye’de lisanslı büyük elektrik üretim tesislerinde üretilen enerji serbest elektrik piyasasında ya da ikili anlaşmalarla satışa konu edilebiliyor. Lisanssız büyük arazi GES’lerinde ise üretim çoğu zaman başka yerdeki tüketim tesisleriyle mahsuplaştırılıyor. Bir fabrika, organize sanayi bölgesi tesisi ya da ticari işletme enerji maliyetini düşürürken, köy merasını kaybediyor. Bu nedenle “burada güneş var, enerji üretilecek” cümlesi gerçeğin yalnız teknik kısmını anlatıyor. Toplumsal gerçek şudur: Enerji üretiminin maliyetini Ovakışla köyü ödeyecek, ama kârı şirket hesaplarına taşınacak.
Diğer yandan, Bitlis’teki tablo tekil bir proje ölçeğini çoktan aştı. Enerji Atlası verileri, kentin GES yatırımları açısından yeni bir yatırım cephesine dönüştürüldüğünü gösteriyor. Adilcevaz’daki Çanakyayla GES ve

Ahlat’taki Tatvan GES, Bitlis kırsalının enerji şirketleri için yeniden planlandığı bir döneme işaret ediyor.

Ovakışla’daki projenin resmi adı Tatvan Müstakil Depolamalı Güneş Enerji Santrali ve Elektrik Depolama Tesisi. Proje sahibi Ecowind 1 Enerji A.Ş. Bakanlık duyurularına göre proje 65 MWe kurulu güce, 108 hektarın üzerinde alana ve 65 MWh depolama tesisine sahip olacak biçimde planlanıyor. ÇED olumlu kararı verilmiş durumda. Köylüler ise alanın mera olduğunu, hayvancılık ve tarımsal yaşam açısından yaşamsal önem taşıdığını, mahkeme süreci tamamlanmadan şirketin sahada fiili durum yaratmaya çalıştığını söylüyor.

Burada en zehirli kelime “boş alan”. Şirket aklı merayı boş alan gibi görüyor. Bakanlık dili merayı yatırım sahasına çevrilebilecek bir yüzey olarak okuyor. Güvenlikçi devlet aklı, itiraz eden köylüyü yatırıma engel bir kalabalık gibi kodluyor. Oysa mera (ya da doğa) boş bir alan değil. Mera köy ekonomisinin görünmez altyapısıdır. Mera kapandığında yalnız otlak elden gitmiş de olmuyor; hayvancılık daralıyor, yem maliyeti artıyor, süt üretimi zayıflıyor, küçük üretici borca itiliyor, gençlerin köyde kalma imkânı azalıyor. Yani köy yerinde duruyor belki ama, köyün yaşama zemini ortadan kalkıyor. Bu nedenle Ovakışla’da savunulan şey bir arazi parçası değil, müşterek hayatın son dayanaklarından biri. Köylünün ortak varlığı.

DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, Ecowind şirketinin GES projesi için Ovakışla merasını güvenlik güçlerinin desteğiyle işgal etmek istediğini, bilirkişi keşfi yapılmadan şirketin sahaya girdiğini söylüyor. Ecowind hattı yenilenebilir enerji rejiminin nasıl kurulduğunu gözümüze sokuyor. Enerji şirketleri devlet koridorunda büyüyor. Lisanslar, ÇED kararları, teşvikli alım mekanizmaları, arazi tahsisleri, yatırım izinleri ve kolluk desteği aynı koridorda. Bu nedenle Ovakışla’da jandarma köylünün karşısına dikildiğinde mesele bir şirket yatırımından ibaret kalmaz. Devlet, enerji sermayesi için müşterekleri temizleyen bir aygıt gibi çalışmaya başlar. Bakanlık “ÇED olumlu” der, şirket sahaya girer, köylü itiraz eder, kolluk düzeni kurulur. Şirket için yatırım güvenliği sağlanırken, köylünün yaşam güvenliği ortadan kaldırılır.

Bu örüntü elbette Kürt illeriyle sınırlı değil. Karaman’da, Uşak’ta, Samsun’da ve başka illerde meralar GES projeleri için hedef haline geliyor. Köylüler hayvancılığın biteceğini, su kaynaklarının baskı altına gireceğini, mera yollarının kapanacağını söylüyor. Türkiye genelinde kırsal müşterekler, enerji dönüşümü adı altında yeni sermaye alanlarına çevriliyor. Fakat Kürt illerinde devletin tepkisi daha sert, daha askerî, daha cezalandırıcı bir biçim alıyor.

Şanlıurfa Viranşehir’de Kalyon Enerji’nin GES projesine karşı çıkan köylüler jandarma müdahalesi ve gözaltılarla karşılaşmıştı. Diyarbakır Sur Kervanpınar’da GES protestosuna plastik mermi, biber gazı, tazyikli su ve copla müdahale edildiği, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. Bitlis Ovakışla’da da köye girişlerin kapatıldığı, jandarma önlemlerinin artırıldığı, bilirkişi keşfi beklenmeden şirketin sahaya girmeye çalıştığı belirtiliyor. Aynı mega GES modeli farklı coğrafyalarda görülüyor; ama Kürt illerinde devletin dili daha sert bir güvenlik rejimine dönüşüyor.

Bu tablo kuşkusuz Kürt kırsalının tarihsel deneyiminden ayrı okunamaz. 1990’larda köy boşaltmaları, zorla göç, yakma, yıkma ve güvenlik operasyonlarıyla yürütüldü. Bugünün yöntemi aynı değil. Evler yakılmıyor, köyler haritadan silinmiyor, nüfus kayıtları yerinde duruyor. Fakat meraya, suya, yaylaya ve geçim kaynaklarına erişim kesildiğinde köyün geleceği boşaltılıyor. Köy fiziksel olarak kalıyor, ama üretim koşulları ortadan kaldırılıyor.

Ovakışla’da yaşananı köyü üretim koşullarından koparan yeni bir tasfiye biçimi olarak adlandırmak gerekir. Doksanlarda köyü boşaltan güvenlik aklı, bugün merayı boş arazi, köylüyü engel, şirketi kamu yararı diye kodlayarak geri dönüyor. Devlet köyü yakmıyor belki; ama merayı şirkete açarak köyün geleceğini söndürüyor.

Gerçek bir ekolojik enerji politikası meradan başlamaz. Çatılardan, kamu binalarından, sanayi tesislerinin üstünden, otoparklardan, bozulmuş maden sahalarından, atıl endüstriyel alanlardan ve yerel enerji kooperatiflerinden başlar. Enerjiyi tüketildiği yere yakın üretir. Enerji yoksulluğunu azaltmayı hedefler. Yerel halkı kararın öznesi yapar.

İklim adaleti, sadece enerjinin kaynağına bakarak kurulmaz. Enerjinin kimin toprağında, kimin kararıyla, kimin yararına üretildiğine bakarak kurulur. Güneş paneli karbon salmıyor diye meranın gaspı masumlaşmaz. Yenilenebilir enerji şirket eliyle, köylünün rızası yok sayılarak, kolluk desteğiyle ve ortak yaşam alanları kapatılarak kurulduğunda fosil düzenin mantığını başka bir teknolojiyle sürdürüyor demektir.

Mega GES iyi bir şey değildir; köylünün toprağını, suyunu ve müştereklerini kapattığında adı temiz enerji olsa da yaptığı şey kirlidir. Güneş ortak kalmalı, mera müşterek kalmalı, enerji halk için üretilmelidir.
Ovakışla halkı yalnız kendi merasını savunmuyor. Enerji dönüşümünün sermaye için yeni birikim alanına çevrilmesine karşı söz söylüyor. Bitlis’teki direniş bu tersine çevrilmiş dünyaya karşı meranın boşluk değil hayat olduğunu hatırlatıyor. Güneşin sermayenin çitleriyle çevrilmesine karşı çıkıyor.