Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamaları ve çocuk işçiliği tartışmaları sürerken, Mezopotamya Ajansı’na konuşan Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Çocuk Hakları Meclisi üyesi Sedanur Uğur, sistemin yapısal bir soruna dayandığını belirterek, “Konuya bütünlüklü bakmak lazım. ‘Kapatılsın’ demek tek başına yetmez” ifadelerini kullandı.
MESEM sistemi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak en az ortaokul mezunu ve 14 yaşını doldurmuş çocukların haftanın dört günü iş yerlerinde, bir günü okulda eğitim gördüğü bir model olarak uygulanıyor. Güncel verilere göre sistemde yaklaşık 562 bin öğrenci bulunuyor.
Son yıllarda MESEM kapsamında çalışırken yaşamını yitiren çocukların sayısındaki artış dikkat çekiyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre 2024 ve 2025 yıllarında en az 19 öğrenci iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Aynı raporda, 2024-2025 döneminde çalışırken yaşamını yitiren 72 çocuğun 20’sinin 0-14 yaş, 52’sinin ise 15-17 yaş aralığında olduğu belirtildi.
‘Sermayenin ucuz emek ihtiyacından doğdu’
MESEM’in çocuk işçiliğini artıran bir yapıya dönüştüğünü ifade eden Uğur, ailelerin yoksulluk nedeniyle çocuklarını bu sisteme yönlendirmek zorunda kaldığını söyledi.
“MESEM sermayenin ucuz emek gücü ihtiyacından doğru açığa çıkartılmış bir sistemdir. Patron çocuğa aylık asgari ücretin üçte birini veriyor. Onun da dekontunu devlete gönderiyor ve devlet Çalışma Bakanlığı’yla birlikte işsizlik fonundan o patrona parayı tekrar ödüyor. Aynı zamanda yoksulluk politikasının karşısına konulmuş bir öneri olarak da sunulmuş bir uygulamadır. Çocukların meslek edinmesine dair hiçbir şeyden bahsedemeyiz. Çünkü bir iş öğrenmektense orada ayak işlerini yapıyorlar ya da direkt işin içerisine girip birçok hak ihlali ile karşı karşıya kalıyorlar” diye konuştu.
‘Eğitim sistemi yeniden elden geçirilmeli’
Çocukların üretim süreçlerine güvenli ve sınırlı biçimde katılabileceğini söyleyen Uğur, mevcut sistemin ise bunu karşılamadığını belirtti.
“Çocuklar toplumun bir parçası. Üretim dediğimde fabrikalar anlaşılmasın. Yani sanat ve marangozlukta bir üretimdir. Çocuklarla birlikte eğitim sistemini yeniden elden geçirmemiz gerekiyor. Çocuk işçiliği ile mücadele etmek çocuk haklarına ya da çocukların özgürleşme mücadelesine bütünlüklü ve sınıfsal bir perspektifte bakmak gerekiyor. Sendikalar ne kadar iyi örgütlenirse ve mücadeleleri kazanırsa çocukların da hakkı alınır” ifadelerini kullandı.
‘MESEM’ler kapatılsın demek yetmiyor’
İzmir’de yürüttükleri çalışmalara da değinen Uğur, çocuklarla ve ailelerle birlikte mahalle temelli çalışmalar yaptıklarını anlattı.
“Çalışma yaptığımız mahalleler var. Orada çocuklarla birlikte çocuk işçiliğini konuşuyoruz. Çocuklar çalışmalı mı çalışmamalı mı sorusuna birlikte cevap arıyoruz. Ebeveynler ve mahalle halkıyla da söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Açığa çıkan şey şu; ‘Biz kendimiz örgütlenmeliyiz ve kendi haklarımızı savunmalıyız’. Yoksulluğu bitirmek için tek başına çocuk işçiliğiyle bakmak yetmez” dedi.
Uğur, şöyle devam etti:
“Yoksulluk karşımızda duruyor. O yüzden ailelerle birlikte çocuklar da çalışmak zorunda kalıyor. Bu nedenle de yoksulluğu bitirmeden MESEM’i kapatmak çok mümkün değil. Yoksulluğu bitirmenin de çözümü yapısal bir değişikliğe gidilmesidir. O yüzden bu mücadelenin MESEM’lerde var olan çalışan çocuklarla birlikte yürütülmesi, onların özne olmasıyla yürütülmesi ve koşulların iyileştirilmeye çalışılarak bu şeyin yürütülmesi gerekiyor. En nihayetinde amacımız yoksulluğu bitirmek ve herkesin özgür olduğu, emeğinin sömürülmediği bir dünyayı yaratmak.” (MA)




