Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılını geride bırakırken, çatışmalar yalnızca cephede değil, uluslararası sistemde de derin izler bırakmayı sürdürüyor. Askeri harcamaları Soğuk Savaş’tan bu yana görülmemiş seviyelere taşıyan savaş, küresel askeri harcamaları da 2,9 trilyon dolarla tarihinin en yüksek düzeyine çıkardı.
Savaşın etkileri yalnızca Rusya ve Ukrayna ile sınırlı kalmadı. Avrupa’nın güvenlik politikalarından silah sanayiine, NATO’nun önceliklerinden küresel güç dengelerine kadar geniş bir alanda değişimler yaşanıyor.
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi de bu değişimin hangi yönde ilerleyeceğini göstermesi açısından önem taşıyor.
Rusya’nın çıkmazı
Kremlin’in 2022’de birkaç hafta içinde Kiev yönetimini devireceği ve Ukrayna’yı kendi siyasi eksenine çekeceği yönündeki hesapları gerçekleşmedi. Özellikle son aylarda Rusya, askeri ve ekonomik açıdan ağır bir maliyetle karşı karşıya.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre Rusya’nın 2025 yılı askeri harcamaları yaklaşık 16 trilyon rubleye ulaştı. Bu rakam, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 7,5’ine denk geliyor ve Rusya için Soğuk Savaş’ın sonundan bu yana görülen en yüksek seviye. 2026 bütçesinde harcamaların 14,9 trilyon rubleye düşürülmesi öngörülse de savaşın mali yükü Rus ekonomisi üzerinde ağır baskı oluşturmaya devam edecek.
Cephede de Kremlin’in beklediği sonuç ortaya çıkmadı. Rusya bugün Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini kontrol ediyor. Ancak bağımsız askeri analizlere göre son bir yıldaki net toprak kazanımı Ukrayna yüzölçümünün yalnızca yüzde 0,5’i düzeyinde kaldı. Hatta 2026’nın Nisan ve Mayıs aylarında Rus ordusu ilk kez iki ay üst üste net toprak kaybı yaşadı.
Bu sınırlı ilerlemeye karşılık orduda kayıplar büyüyor. ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin tahminlerine göre Rus ordusunun toplam kaybı 1,4 milyon ölü ve yaralıya ulaşmış olabilir. Aynı araştırmaya göre Rusya’nın ele geçirdiği her 100 kilometrekare Ukrayna toprağı için ortalama 367 askerini kaybettiği hesaplanıyor.
Rusya son bir aydır savaşın cephe gerisindeki etkilerini de daha fazla hissetmeye başladı. Ukrayna’nın füze ve SİHA saldırılarıyla petrol rafinerileri, yakıt depoları ve ikmal hatlarını hedef alması birçok bölgede yakıt sıkıntısına yol açtı. Kırım başta olmak üzere bazı bölgelerde benzin satışına kupon ve miktar sınırlaması getirilirken, uzun kuyruklar oluştu. Moskova yönetimi ise arzı dengelemek için ihracat kısıtlamaları ve olağanüstü tedbirleri gündemine aldı.
Bütün bu tabloya rağmen Moskova savaş hedeflerinden geri adım atmıyor. Putin yönetimi, Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesini, ilhak edilen bölgelerin Rus toprağı olarak tanınmasını ve Kiev’in tarafsız statüyü kabul etmesini müzakerelerin ön koşulu olarak ileri sürüyor. Bu durum savaşın Rusya açısından yalnızca cephede kazanılacak bir mücadele değil, NATO’ya karşı güvenlik doktrininin ve küresel nüfuz iddiasının temel unsurlarından biri haline geldiğini gösteriyor.
Ukrayna ağır bedel ödüyor
Savaşın en ağır bedelini kuşkusuz Ukrayna ödüyor. BM değerlendirmelerine göre ülkenin yeniden inşası için önümüzdeki on yıl içinde ihtiyaç duyulan kaynak yaklaşık 600 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, Ukrayna’nın bir yıllık ekonomik üretiminin üç katına karşılık geliyor.
Savaşın fiziksel bilançosu da giderek ağırlaşıyor. 2025 yılı sonu itibarıyla ülke genelindeki konut stokunun yüzde 14’ü hasar gördü ya da tamamen yıkıldı; bu durum 3 milyondan fazla haneyi etkiledi. Enerji altyapısına yönelik saldırılar nedeniyle elektrik üretim ve dağıtım sistemlerinde büyük kayıplar yaşanırken, demiryolları, limanlar ve ulaşım altyapısındaki tahribat da ekonomiyi olumsuz etkilemeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre ülke içinde 3,7 milyondan fazla kişi yerinden edilirken, Avrupa ülkelerinde geçici koruma altında yaşayan Ukraynalıların sayısı 4,3 milyona ulaştı.
Ukrayna ekonomisi, savaşın yükünü taşımakta zorlanıyor. 2022’de ekonomi yüzde 29 küçüldü. Sonraki iki yılda sınırlı bir toparlanma yaşansa da büyüme yeniden yavaşladı; 2025’te büyüme yüzde 1,8, 2026 için beklenti ise yüzde 2 civarında. İşsizlik hâlâ çift haneli olarak seyrederken, devlet bütçesi büyük ölçüde ABD, Avrupa Birliği, IMF ve diğer uluslararası kuruluşlardan sağlanan mali destekle ayakta tutuluyor.
Buna rağmen Ukrayna yönetimi, savaşın başladığı günden bu yana temel siyasi hedeflerinden geri adım atmış değil. Zelenski yönetimi açısından Ukrayna’nın bağımsızlığını, Avrupa ile bütünleşme hedefini ve gelecekteki güvenlik garantilerini korumak vazgeçilmez öncelikler arasında yer alıyor. Rusya ile Ukrayna’nın temel talepleri arasındaki derin uçurum ise savaşın kısa vadede sona ermesini zorlaştırıyor.
Bu nedenle Kiev’in savaş kapasitesi, giderek daha fazla Batılı ülkelerden gelen mali ve askeri desteğin sürekliliğine bağlı hale geliyor.
Batı için Ukrayna yalnızca bir savaş değil
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Batı açısından sadece uluslararası hukukun ihlali ya da bölgesel bir savaş olarak görülmüyor. Washington, Brüksel ve NATO için bu savaş, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; Avrupa güvenlik mimarisini, NATO’nun caydırıcılığını ve Batı’nın küresel güç konumunu ilgilendiren stratejik bir sınama olarak görülüyor. Bu nedenle Ukrayna’ya verilen destek, yalnızca Kiev’i ayakta tutmayı değil, Rusya’nın Avrupa güvenlik mimarisini kendi lehine değiştirmesini engellemeyi de amaçlıyor.
Bu yaklaşımın en somut göstergesi verilen askeri ve mali destek. Almanya merkezli Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’ya sağlanan toplam destek 430 milyar avroyu aştı. Bu desteğin yüzde 60’ı Avrupa ülkeleri ve Avrupa Birliği kurumları, geri kalan bölümü ise başta ABD olmak üzere diğer müttefikler tarafından sağlandı.
Savaş aynı zamanda Avrupa’nın silahlanmasını da hızlandırdı. Avrupa Birliği ülkelerinin toplam askeri harcamaları 2025 yılında 381 milyar avroya yükseldi. Bu rakam, bir önceki yıla göre yüzde 11, 2020 yılına göre ise yüzde 63’lük bir artış anlamına geliyor. NATO üyeleri Lahey Zirvesi’nde askeri harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ine çıkarma hedefini kabul ederken, Avrupa Birliği de “Readiness 2030” programıyla 800 milyar avroya kadar ek askeri yatırımın önünü açtı. Mühimmat üretiminin artırılması, ortak silah alımları, hava silah sistemlerinin güçlendirilmesi ve Avrupa silah sanayisinin yeniden yapılandırılması bu programın temel unsurlarını oluşturuyor.
Rusya’nın NATO’nun genişlemesini durdurma hedefinin aksine savaş, ittifakın daha da büyümesine yol açtı. Uzun yıllar tarafsızlık politikası izleyen Finlandiya ve İsveç NATO’ya katılırken, NATO’nun Rusya ile kara sınırı 1.300 kilometre uzadı. Baltık Denizi ise büyük ölçüde NATO’nun kontrol alanına dönüştü.
NATO 3.0 Ankara’da tescilleniyor
Önümüzdeki günlerde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin gündeminde üç başlık öne çıkıyor: Ukrayna, askeri sanayii üretiminin artırılması ve Ortadoğu’daki güvenlik gelişmeleri. Ukrayna yine ittifakın temel gündem maddelerinden biri olacak. Ancak öncekilerden farklı olarak artık tartışma, yeni askeri taahhütlerden çok mevcut desteğin uzun vadede nasıl sürdürüleceği üzerinde yoğunlaşıyor.
“NATO 3.0” kavramı, ittifakın Soğuk Savaş sonrası en kapsamlı dönüşümünü ifade ediyor. NATO 1.0, Soğuk Savaş boyunca kolektif silahlanmaya odaklanan klasik askeri ittifakı; NATO 2.0 ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kriz yönetimi, terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonların öne çıktığı dönemi simgeliyor. Ukrayna savaşıyla şekillenen NATO 3.0 ise yeniden devletler arası güç rekabetini merkeze alan, caydırıcılığı ve askeri sanayi kapasitesini önceleyen yeni güvenlik anlayışını ifade ediyor.
Dört yıl önce dünyanın gündemindeki soru, Rusya’nın Kiev’i ne kadar sürede ele geçireceğiydi. Bugün ise tartışma, savaşın ardından ortaya çıkan yeni güvenlik düzeninin nasıl şekilleneceği üzerine yoğunlaşıyor. Ukrayna savaşı bir gün sona erebilir; ancak bu savaşın NATO’yu dönüştüren, Avrupa’nın silahlanmasını hızlandıran ve küresel güç dengelerini yeniden tanımlayan etkileri uzun yıllar uluslararası siyaseti belirlemeye devam edecek.




