Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, İlke TV’nin sorularını yanıtladı.
Sánchez Amor, 6 Temmuz’da tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davasını izlemek üzere Silivri’ye gelmişti.
Amor, Silivri’de yaptığı açıklamalara tepki gösteren Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yanıt verdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Rahip Brunson davasına ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, “Bence Gürlek’e en iyi cevabı bizzat Trump verdi” dedi.
İmamoğlu’nun aynı gün üç ayrı davada birden hakim karşısına çıkarılmasını eleştiren Sánchez Amor’un açıklamaları Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tepkisini çekmişti. Gürlek, “hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz” diyerek yargının bağımsız olduğunu vurgulamıştı
‘En iyi cevap Trump’tan geldi’
Adalet Bakanı’nın açıklamalarına yanıt veren Sánchez Amor, NATO Zirvesi öncesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Rahip Brunson davasına ilişkin yaptığı açıklamaları hatırlattı. Trump’ın “Cumhurbaşkanı’nı aradım ve derhal serbest bıraktı” sözlerine atıfta bulunan Amor, “Bence Bakan Gürlek’e verilebilecek en iyi ve en aydınlatıcı yanıt bu” dedi.
Trump’ın açıklamalarının, Gürlek’in Türk yargısının bağımsızlığına ilişkin değerlendirmeleriyle çeliştiğini savunan Amor, bu tezatın yargının durumu ve bağımsızlığına ilişkin hangi değerlendirmenin daha isabetli olduğu konusunda fikir verdiğini ifade etti.
‘AİHM, Türkiye aleyhine karar verecektir’
Amor, İBB davasında duruşmaya başkanlık eden hâkimin İmamoğlu’nun savunma hakkını ihlal ettiğini öne sürdü.
İBB davasının AİHM sürecine dair şu yorumu yaptı:
“İmamoğlu, hakkında toplam 2 bin 300 yılı aşkın hapis cezası talep ediliyor ve savunmasını yalnızca birkaç saat içinde yapmak zorunda bırakılıyor. Sonra Türk makamları, AİHM’de neden Türkiye aleyhine bu kadar çok ihlal kararı çıktığına şaşırıyor. Büyük olasılıkla, İBB davası da AİHM’e taşındığında, İmamoğlu hakkında verilecek nihai hüküm ne olursa olsun, yalnızca usule ilişkin gerekçelerle bile Türkiye aleyhine bir ihlal kararı çıkacaktır.”
Yargı paketlerini eleştirdi
“Bu davaların yalnızca birinde yaşananlara bakmak bile, Türkiye’de gerçekten bağımsız bir yargıdan söz etmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu göstermektedir” diyen Amor, yayınlanan yargı paketlerini de hatırlatarak şunları söyledi:
“Bir hâkim, iktidarın hoşuna gitmeyecek bir karar verebileceği düşüncesiyle siyasi kararla görevden alınabiliyorsa, o ülkede yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Hâkimlerin görev güvencesi ve keyfi biçimde görevden alınamaması, yargı bağımsızlığının temel ilkesidir. Görünen o ki iktidar bunu kabul etmek istemiyor. Bugüne kadar 12 Yargı Reformu Paketi hazırladılar; ancak ilk paketin ilk sayfasında yer alması gereken bu temel ilke hâlâ hiçbir pakette bulunmuyor.”
‘Ben Türkiye’nin Raportörüyüm’
Sánchez Amor, Gürlek’in Türkiye’nin iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddialarına ilişkin de “Ben Türkiye Raportörüyüm ve çalışmalarımın temel kapsamı da Türkiye’dir” dedi ve şöyle devam etti:
“Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğine aday her ülke gibi, demokrasisinin niteliğinin Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu gibi AB kurumları tarafından izlenmesini de içeren belirli koşulları kabul etmiş bir ülkedir. Bu meseleleri gündeme getiriyorum çünkü görevimi yapıyorum; aksi takdirde sorumluluklarımı yerine getirmemiş olurum.”
‘Barış, demokratik adımlarla desteklenmeli’
Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin devam eden sürece de değinen Sánchez Amor, barış süreci ile ülkenin demokratikleşmesi arasında gerçek bir bağ kurulamadığını belirtti. Sürecin kapsamlı bir demokratikleşme programıyla desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Amor, son zamanlarda artan baskı ortamını işaret ederek, “Tüm bunlar söz konusu demokratik adımları hayata geçirme konusunda gerçek bir siyasi iradenin bulunmadığını gösteriyor” dedi.
“Herkes gibi ben de bu sürecin başarıya ulaştığını görmek istiyorum” diyen Amor, hukuki adımların gecikmesini eleştirerek ileriye dönük kazanımların kalıcılığı konusunda endişelerini dile getirdi:
“Bu şartlarda barış süreci kapsamında elde edilecek herhangi bir ilerleme, daha sonra alınacak siyasi bir kararla kolaylıkla tersine çevrilebilir. Ne yazık ki giderek daha otoriter hale gelen bu ortamda, barış sürecinin siyasi sistemin daha kapsamlı demokratikleşmesiyle bağlantılı olduğu izlenimi oluşmuyor. Defalarca açıklama yapılmasına rağmen, sürecin ivmesini koruyacağına dair umut verecek herhangi bir hukuki reformun hâlâ Meclis’e sunulmamış olması cesaret verici bir işaret değil.”
Demirtaş ve Kavala hatırlatması
Sánchez Amor, CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararının 48 saat içinde uygulanmasını “çifte standart” olarak değerlendirdi. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında bekletilen AİHM kararları ile Can Atalay’a ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatan Amor, “Peki kararların uygulanmasındaki aynı hız, Kavala ya da Demirtaş’ın durumu için neden geçerli değil?” diye sordu.
Amor, devamında şunları söyledi:
“Son seçimleri kazanan partinin genel merkezine polisin zor kullanarak girdiği görüntüler, Türkiye demokrasisinin durumu açısından Avrupalıların hafızasından silinmeyecektir. Siyasi iktidarın çıkarlarına hizmet eden kararlar uygulanırken, bu çıkarlara aykırı olan kararlar ya uygulanmıyor ya da yok sayılıyor. Bu da Türkiye’de yargının gerçekten bağımsız olmadığını gösteren yüzlerce örnekten yalnızca biridir.”
‘LGBTİ+’lar ve çevreciler nasıl bir tehdit?’
Diğer yandan NATO Zirvesi nedeniyle baskı atmosferinin arttığını belirten Sánchez Amor, “Türk makamlarının anlamakta zorlandığı bir güvensizlik duygusunu yansıttığını” söyledi.
Amor, “Ankara’nın kapsamlı güvenlik önlemleriyle adeta abluka altına alındığı düşünüldüğünde, LGBTİ+ hakları savunucularının ya da çevrecilerin zirveye katılan liderler açısından nasıl bir tehdit olarak görülebileceğini anlayamıyorum” ifadelerini kullandı.
Zirveye katılan liderlerin kendi ülkelerinde protestolarla karşılaşmaya alışkın olduklarını vurgulayan Amor, “Kentin daha az hoş görünen bölgelerini gizlemeye yönelik önlemler almak başka bir şey; insanların yalnızca Zirve sırasında anayasal barışçıl toplanma haklarını kullanabilecekleri ihtimaliyle önleyici şekilde cezaevine konulmaları ise bambaşka bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.
‘NATO açısından uluslararası bir utanç’
Amor, zirve öncesinde bazı gazetecilerin akreditasyonlarının engellenmesini de eleştirerek sorumluluğun NATO’ya ait olduğunu söyledi.
“NATO, ev sahibi ülkenin eleştirel gazetecileri dışlayacağını bildiği hâlde, zirveyi hangi gazetecilerin takip edebileceğine ilişkin kararları ev sahibi ülkeye bırakamaz” diyen Amor, bunun “NATO açısından uluslararası bir utanç” olduğunu ifade etti.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi de eleştiren Amor, “Sayın Rutte uluslararası alandaki bu tür utanç verici durumlara artık o kadar alışmış görünüyor ki, bir yenisinin kendisini pek de rahatsız edeceğini sanmıyorum” dedi.




