• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Akademideki işten çıkarmalara tepki: Bilimi savunan dirence ihtiyaç var

Akademideki işten çıkarmalara tepki: Bilimi savunan dirence ihtiyaç var

Vakıf üniversitelerinde son akademik yılın sonunda 200’ü aşkın öğretim görevlisinin işten çıkarıldığını belirten altı sivil kuruluş, üniversitelerdeki siyasi müdahaleler ve piyasalaştırma politikalarının akademiyi tasfiyeye sürüklediğini vurgulayarak, “Bilimi savunan bir dirence ihtiyacımız var” dedi.

Akademideki işten çıkarmalara tepki: Bilimi savunan dirence ihtiyaç var
Akademideki işten çıkarmalara tepki: Bilimi savunan dirence ihtiyaç var
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 24 Temmuz 2026 13:34

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Demokrasi İçin Birlik, Düşünce Suçu?!na Karşı Girişim, Özgür Üniversite, Türkiye ve Ortadoğu Forumu ile Yurttaş Girişimi, “Akademideki kırıma karşı bilimi savunan dirence ihtiyaç var” başlıklı ortak basın açıklaması yayımladı.

Açıklamada, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yüzlerce akademisyenin üniversitelerden ihraç edildiği, geçen on yılda KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlerin önemli bir bölümünün geri dönmesine karşın bu kez vakıf üniversitelerinde yeni bir tasfiye sürecinin yaşandığı ifade edildi.

200’ü aşkın akademisyenin işine son verildi

Açıklamada, 2025-2026 akademik yılının sonunda “sözleşme süresinin dolması” ve “norm fazlası” gibi gerekçelerle İstanbul’daki Arel, Beykent, Aydın, Maltepe, Gelişim, Bilgi, Yeni Yüzyıl ve Atlas üniversitelerinde 200’ü aşkın öğretim görevlisinin işten çıkarıldığı belirtildi.

İşten çıkarılan akademisyenler arasında, 14 yıldır Arel Üniversitesi’nde görev yapan feminist akademisyen Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ile kayyım yönetimindeki İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 21 yıldır görev yapan tarihçi Prof. Dr. Bülent Bilmez de yer aldı.

‘Akademik yaşamın sonu getirildi’

Açıklamada, akademisyenler ve öğretim elemanları sendikalarının yıllardır üniversiteler üzerindeki siyasi ve ekonomik baskının akademik yaşamı tahrip edeceği yönündeki uyarılarının karşılık bulmadığı belirtilerek, “Öyle de oldu” denildi.

Vakıf üniversitelerinin piyasalaştırılmasıyla birlikte yükseköğretimin ticari bir faaliyet olarak görülmeye başlandığı ifade edilen açıklamada, üniversite yönetimlerinin eğitim ücretlerini serbestçe belirlediği, buna karşın öğretim elemanlarının maaşları ile araştırma, kütüphane ve barınma gibi alanlara ayrılan kaynakların “kârı azamileştirme” anlayışıyla kısıldığı kaydedildi.

Açıklamada, “Kâr getirmeyen” bölümlerin kapatıldığı ve öğretim elemanlarının işten çıkarıldığı vurgulandı.

‘Kayyım uygulamaları ve güvenlik soruşturması’

Üniversiteler üzerindeki siyasi müdahalelerin de eleştirildiği açıklamada, rektör atama yetkisinin Cumhurbaşkanı’na verilmesi ve YÖK üyelerinin çoğunluğunun iktidar tarafından belirlenmesinin ardından vakıf üniversitelerinde kayyım uygulamalarının devreye girdiği ifade edildi.

Açıklamada, yüzlerce akademisyenin kurumlarıyla ilişiğinin tek taraflı olarak kesildiği, bu uygulamalara karşı etkili hukuki güvencelerin bulunmadığı belirtilerek, TBMM Genel Kurulu gündemine gelen Yükseköğretim Kanunu teklifinin 26. maddesiyle güvenlik soruşturmasının yasal hale getirilmek istendiği ifade edildi.

Sivil kuruluşlar, söz konusu maddenin geri çekilmesini istedi.

‘Bilimi savunan dirence ihtiyaç var’

Açıklamanın sonunda Türkiye’deki üniversitelerin bilimsel üretimden uzaklaştığı, uluslararası sıralamalarda gerilediği, intihal, sahte diploma, mobbing ve taciz iddialarıyla anılır hale geldiği savunuldu.

Vakıf üniversitelerinde artan keyfi işten çıkarmaların, üniversiteler üzerindeki siyasi ve ekonomik baskının sonucu olduğu belirtilen açıklama şu çağrıyla sona erdi:

“Bugün bu ‘sonuçlar’la olduğu kadar ‘nedenler’i de karşısına alıp ‘Hayır!’ diye haykırabilen, yaşamı, emeği ve bilimi savunan bir dirence ihtiyacımız var. Hayatın her alanında olduğu gibi üniversitelerde de.”