ANKA-DER, yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde anadilinde eğitim talebiyle Ankara’daki Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde açıklama yaptı.
Polisin Güvenpark Metro çıkışındaki buluşmayı engellemesi üzerine MEB önüne yürüyen dernek üyeleri, Kürtçenin seçmeli ya da tercih dili olarak değil, eşit ve temel bir statüye sahip olması gerektiğini vurguladı.
Açıklamada “Zimanê me hebûna me ye, statûya Kurdî perwerdeya bi Kurdî” pankartı açılırken, “Bê ziman jîyan nabe” ve “Ziman e me rûmeta me ye” sloganları atıldı. Açıklamayı ANKA-DER Temsilcisi Doğan Şenses okudu.
“Anadilinde eğitim hakkının reddi insan hakları ihlalidir”
Anadilinin kullanımının bir ayrıcalık olmadığını belirten Doğan Şenses, Kürt çocukların ise anadillerinde eğitim hakkından mahrum bırakıldığını söyledi.
Şenses, dil kurumları, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları ve hak temelli çalışan kuruluşlar adına anadilde eğitim hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“ Biz; dil kurumları, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları ve hak temelli çalışan kuruluşlar bir kez daha hatırlatıyoruz ki anadilinin kullanımı bir lütuf ya da ayrıcalık değil, doğuştan gelen temel insan hakkıdır. Bu yüzden anadilde eğitimin reddi insan haklarının ihlalidir.”
“Dil, kolektif hafızayı geleceğe taşıyan temel varlık”
Dil, tarih ve kültürün kolektif hafızayı bugüne ve geleceğe taşıyan temel unsurlar olduğunu belirten Şenses, bir çocuğun kendi anadilinde eğitim görmesinin ruhsal, zihinsel ve kimlik gelişimi açısından hayati olduğunu ifade etti.
Anadilinde eğitimden yoksun bırakılmanın çocukların güven duygusunu zedelediğini ve toplumsal barışın temellerini de zayıflattığını söyleyen Şenses, çocukların kendi dilleri ve kültürleriyle özgürce büyüyebilecekleri bir ortamın oluşturulması gerektiğini belirtti.
Şenses, “Dilimiz onurumuzdur, onu korumak ise en onurlu görevimizdir” dedi.
Kürtçenin çözüm sürecinde tehdit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Şenses, dil hakkının bölünemez bir hak olduğunu söyledi.
Şenses, “Kürtçe konuşma hakkımız parçalanamaz, tam tersine bu hak insan ilişkileri ve adil bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır. Bu demokratik ve barışçıl çözüm sürecinde, kendi farklılıklarımızla, eşit vatandaşlar olarak birlikte demokratik bir gelecek yaratabiliriz. Dil ve kültürel farklılıkları bir tehdit olarak görmek, bu ülkenin ve bölgenin barışına ve huzuruna büyük zarar verir” ifadelerini kullandı.
Meclis ve siyasi kuruluşlara çağrı
Siyasi ve sivil kuruluşlara da çağrıda bulunan Şenses, Meclis başta olmak üzere tüm idari, siyasi ve sivil kuruluşların Kürtçe eğitim konusunda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Şenses, “Biz öncelikle Meclis’e, tüm idari, siyasi ve sivil kuruluşlara, eğitim sorumlularına ve ilgili kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz; Kürtçe eğitim konusunda tarihi bir sorumluluk üstlenin. Biz, çocuklarımızın kendi dillerinde, kimliklerini özgür bir şekilde öğrenebilecekleri ve eğitim görebilecekleri bir gelecek yaratmak istiyoruz” dedi.
Rojava’daki Kürtçe eğitim sınırlamasına tepki
ANKA-DER Temsilcisi Şenses, açıklamasında Rojava’daki eğitim sistemine ilişkin tartışmalara da değindi. Kurmançkî eğitim sistemine getirilen sınırlamaları kabul etmediklerini belirten Şenses, Zazaca eğitim mücadelesinin evrensel bir hak olduğunu söyledi.
Şenses, Rojava’da 12-13 yaşındaki öğrencilerin ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim aldığı bir eğitim sisteminde, Kürtçenin haftada yalnızca seçilmiş 3 ders saatiyle sınırlandırılmasına yönelik yaklaşımın kabul edilemeyeceğini belirtti.
Şenses, “Zazaca mücadelesi, sınır tanımayan evrensel bir haktır. Son dönemde, Rojava’da 12-13 yaşındaki tüm öğrencilerin ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim aldığı bir yerde, haftada sadece seçilmiş 3 ders saati ile sınırlandırma talebi kabul edilmedi. Biz, Rojava halkının Zazaca eğitim mücadelesini selamlıyoruz ve Kuzey’de de Zazaca eğitim mücadelesini yükseltiyoruz” ifadelerini kullandı.
Kürtçenin yalnızca seçmeli bir ders ya da tercih dili olarak ele alınmaması gerektiğini belirten Şenses, “Kürtçe bir tercih dili değil, biz Kürtçe için eşit ve temel bir statü istiyoruz. Haftalık seçmeli dersler, yıllarca uygulanan asimilasyon politikalarının bir süsü olarak kullanılmak yerine taleplerimize yanıt vermek için kullanılmalı” dedi.




