• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Lozan’ın 103’üncü yılında Kürtlerin statüsü yeniden tartışılıyor

Lozan’ın 103’üncü yılında Kürtlerin statüsü yeniden tartışılıyor

Tarihsel değerlendirmelerde, Lozan görüşmelerinde “asli unsur” olarak tanımlanan Kürtlerin, sonraki devlet yapılanmasında kurucu unsur olarak yer almadığına dikkat çekiliyor.

Lozan’ın 103’üncü yılında Kürtlerin statüsü yeniden tartışılıyor
Lozan’ın 103’üncü yılında Kürtlerin statüsü yeniden tartışılıyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 24 Temmuz 2026 21:06
  • Güncellenme: 24 Temmuz 2026 21:15

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 103 yıl geçti. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgelerinden biri olarak kabul edilirken, Kürtlerin hukuki ve siyasal statüsü ise aradan geçen yüzyıla rağmen tartışılmaya devam ediyor.

Tarihsel değerlendirmelerde, Lozan görüşmelerinde “asli unsur” olarak tanımlanan Kürtlerin, sonraki devlet yapılanmasında kurucu unsur olarak yer almadığına dikkat çekiliyor.

Lozan’da Kürtlerin statüsü nasıl ele alındı?

24 Temmuz 1923’te İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlayan temel belgeler arasında yer aldı.

Lozan görüşmelerinin imza aşamasına TBMM Hükümetini temsilen Dışişleri Bakanı ve delegasyon başkanı olarak İsmet Paşa (İnönü), Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur Bey ve Maliye Bakanı Hasan Bey (Saka) katılmış ve resmi görüşmeler ile anlaşmaya bu kişiler imza atmışlardı.

Lozan görüşmelerine katılan Ankara Hükümeti heyeti, konferansta kendisini Türkler ve Kürtlerin ortak temsilcisi olarak tanımladı. Bu nedenle antlaşmada azınlık statüsü yalnızca gayrimüslim topluluklar için düzenlenirken, Kürtler adına bir statü değerlendirilmedi.

Bu yaklaşım doğrultusunda Kürtler, antlaşmada ülkenin “asli unsurlarından” biri olarak kabul edildi. Ancak antlaşma metninde Kürtlerin kimlik, dil veya siyasal haklarına ilişkin özel hükümler yer almadı.

Tartışmaların odağında kurucu unsur meselesi var

Lozan’ın ardından şekillenen Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Kürtlerin, müzakere döneminde dile getirilen ortak kuruculuk anlayışı doğrultusunda anayasal veya siyasal bir statüye kavuşmadığı yönündeki değerlendirmeler, tarihçiler ve siyaset bilimciler tarafından dile getirilmeye devam ediyor.

Bu çerçevede Kürt kimliğinin resmi politikalar içinde görünmez hale geldiği, Lozan’da dile getirilen ortak temsil anlayışının ise sonraki süreçte hayata geçirilmediği yönünde görüşler öne çıkıyor.

Kürtler ve Musul sorunu 

Lozan’daki görüşmelerde Kürtleri doğrudan ilgilendiren bir diğer önemli başlık Musul konusu oldu. Lord Curzon başkanlığındaki İngilizler, tarihsel olarak Musul merkezinin Arap olduğunu iddia ederken, vilayet genelinin büyük çoğunluğunun Kürtlerden oluştuğunu vurguluyordu.

Ankara delegasyonu ise, Kürtler ile Türklerin et ve tırnak gibi olduğunu belirterek, Musul’un kendilerine bırakılmasını savunuyordu.

İsmet İnönü, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Kürt halkı ve meşru temsilcileri, Musul Vilayeti’nde oturan kardeşlerinin anayurttan ayrılmasına razı değillerdir” ifadelerini kullanmıştı.

Lozan hangi konuları düzenledi?

Lozan Barış Antlaşması’yla Türkiye’nin uluslararası sınırlarının büyük bölümü tanındı, kapitülasyonlar kaldırıldı ve Osmanlı Devleti’nden kalan borçların paylaşımı kararlaştırıldı. Azınlıkların statüsü, nüfus mübadelesi ve Ege’deki bazı adaların hukuki durumu da antlaşmada düzenlenen başlıklar arasında yer aldı.

Boğazların statüsü ve Musul meselesi ise Lozan’da kesin çözüme kavuşturulamadı. Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliği 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanırken, Musul ve Kerkük 1926 Ankara Antlaşması’yla Irak’a bırakıldı.

Karşılığında bu vilayetlerin petrol gelirinin %10’u 25 yıllığına Türkiye’ye verildi.

Türkiye, Lozan Antlaşması çerçevesinde aralarında Midilli, Sakız ve Sisam’ın da olduğu bazı adaları Yunanistan’a veren antlaşmaları tanıdı, 12 ada üzerindeki haklarından feragat etti.

Bununla birlikte Çanakkale Boğazları girişindeki Bozcaada, Gökçeada ile Tavşan Adaları silahsızlandırıldı ve bu adaların kontrolü Türkiye’ye bırakıldı.

Lozan’ın gizli maddeleri var mı?

Lozan’da Türkiye’nin egemenliğini kısıtlayan gizli maddeler olduğu iddiası belirli aralıklarla gündeme geliyor.

Özellikle bor ve doğal gaz gibi yeraltı kaynaklarının bu sebeple kullanılamadığı, Türkiye’nin egemenlik haklarının 1923’ten bu yana kısıtlandığı iddia ediliyor.

Ancak bu iddialar tarihçiler tarafından doğrulanmıyor.

Lozan’ın geçerlilik süresi var mı?

Lozan Antlaşması’nın geçerlilik süresi olduğu, hatta imzalanmasının 100. yılı olan 2023’te süresinin biteceğine dair iddialar da bir dönem gündeme geldi.

Türkiye’nin yanı sıra birçok ülkenin imzası bulunan antlaşmanın TBMM tarafından onaylanan nüshasında zaman sınırı ya da geçerlilik süresine dair herhangi bir madde yok.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017’de Yunan basınına verdiği bir röportajda Lozan’ın “güncellenmesi” fikrini ortaya atmıştı.

Erdoğan, “Bu güncelleme sadece Türkiye için değil, aynı zamanda Yunanistan için, iki taraf için de yararlı olabilir” diye konuşmuştu.

Siyaset bilimciler ise sınır ve statü belirleyen antlaşmaların “geçerlilik süresi” olmadığını belirtiyor.

Lozan’a ilişkin tartışmalar sürüyor

Lozan sonuçları ile itibariyle Kürtler özelinde Ortadoğu halklarının kültürel bütünlüğünün kaybolmasına yol açan tarihsel kırılmalardan biri oldu.

Lozan Barış Antlaşması, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin temel uluslararası belgesi olarak değerlendirilirken, diğer yandan özellikle Kürtlerin statüsü, tanımı ve kuruluş sürecindeki temsil anlayışı bakımından farklı tarihsel ve siyasal değerlendirmelerin odağında yer almayı sürdürüyor.

Bu yönüyle antlaşma, imzalanmasının 103’üncü yılında da hem hukuki hem de siyasal açıdan tartışılmaya devam ediyor.