Tarih bazen toplumları sadece sorun çözmeye değil, kendilerini yeniden tanımlamaya zorlar. Bugün Kürtler de böyle bir eşiğin önünde duruyor. Artık meselemiz yalnızca geçmişin acıları, yaşanan savaşlar ya da elde edilemeyen haklar değil. Kürtler, hızla değişen 21. yüzyıl dünyasında nasıl bir siyasal gelecek kuracak?
Ortadoğu büyük bir dönüşüm içinde. Devlet dengeleri sarsılıyor, yeni güç ilişkileri şekilleniyor. Savaşlar, teknoloji, yapay zekâ, iklim krizi ve küresel rekabet eski siyasal kalıpları zorluyor. Böyle bir dönemde toplumların gücü yalnızca nüfuslarıyla ya da topraklarıyla ölçülmüyor. Geliştirdikleri siyasal modellerle, demokratik kapasiteleriyle ve kurdukları ilişkilerle ölçülüyor.
Abdullah Öcalan’ın son dönemde ortaya koyduğu strateji tam da bu noktada önemli bir tartışma alanı açıyor. Klasik ulus-devlet merkezli mücadele anlayışının ötesine geçiyor. Demokratik toplum, yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam ve birlikte yaşama kavramlarını öne çıkarıyor. Temel iddiası çok net. Kürtlerin gelecekteki kazanımı sadece bir statü elde etmekle sınırlı kalmamalı. Bölgesel ve küresel ölçekte demokratik meşruiyeti güçlü, toplumsal kapasitesi yüksek bir aktör haline gelmekle mümkün olabilir.
Dünya deneyimleri de uzun süreli çatışmaların çözümünde yeni siyasal akılların ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Kuzey İrlanda buna iyi bir örnek. Yıllarca süren çatışmaların ardından gelişen barış süreci bütün sorunları bir anda silmedi. Ama toplumun geleceğini yeniden kurabileceği bir siyasal zemin yarattı. Şiddetin belirlediği bir dönemden, müzakerenin ve demokratik siyasetin belirleyici olduğu bir döneme geçildi.
Kuzey İrlanda deneyiminin en önemli dersi şu: Kalıcı kazanımlar, karşı taraf üzerinde üstünlük kurmakla değil; farklılıkları demokratik bir zeminde yönetebilecek bir düzen kurmakla elde ediliyor. Barış yalnızca silahların susması değil, toplumun kendini yeniden inşa edebilmesidir.
Kürtler açısından da yeni stratejinin asıl potansiyeli burada yatıyor. Geçmişte kaybedilenleri telafi etmekle yetinilemez. Geleceğin nasıl kurulacağına dair güçlü bir vizyon geliştirmek gerekli. Demokratik kurumları güçlendiren, toplumun farklı kesimleriyle ilişki kurabilen, bölgesel barışa katkı sunan bir çizgi, Kürtlerin etkisini artırabilecek bir yol açabilir.
Elbette hiçbir strateji kendiliğinden tarih yazmaz. Başarı, fikirlerin gücünden çok, toplumsal karşılığına, siyasal pratiğine ve değişen koşullara uyum kapasitesine bağlıdır. Onu hayata geçiren toplumdur.
Bugün Kürtlerin önündeki şu temel soruya cevap vermeleri gerek. Geçmişin çatışmalarının devamı mı olunacak, yoksa yeni dönemin demokratik ve kurucu aktörlerinden biri mi?
Bu sorunun cevabı yalnızca Kürtleri değil, Ortadoğu’nun geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Çünkü 21. yüzyılda tarih sadece güçlü olanları değil değişimi doğru okuyup yeni yollar açabilenleri de belirleyici aktör haline getiriyor.
*DEM Parti Muş İl Eşbaşkanı




