• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Çocukların hakları kağıt üzerinde: Yoksulluk, şiddet, eşitsizlik

Çocukların hakları kağıt üzerinde: Yoksulluk, şiddet, eşitsizlik

Çocuk işçiliği, eğitimden kopuş ve derin yoksulluğa ilişkin verileri paylaşan DEM Parti’li Meral Danış Beştaş, MESEM ve İş Kanunu’ndaki boşluklar nedeniyle yüz binlerce çocuğun korumasız bırakıldığını ifade etti. Beştaş, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki çekincelerin kaldırılması ve sosyal devlet ilkelerinin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Çocukların hakları kağıt üzerinde: Yoksulluk, şiddet, eşitsizlik
Çocukların hakları kağıt üzerinde: Yoksulluk, şiddet, eşitsizlik
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 29 Temmuz 2026 15:00

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında çocuk yoksulluğu, çocuk hakları ve TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen son yasa teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çocuk yoksulluğunun yalnızca ekonomik yoksunluk olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Beştaş, “Bir çocuğun yeterince beslenememesi, nitelikli eğitime erişememesi, sağlıklı barınma koşullarından mahrum kalması, sosyal ve kültürel yaşama katılamaması, sağlık hizmetlerine zamanında ulaşamaması ve güvenli bir çevrede büyüyememesi de çocuk yoksulluğunun ayrılmaz parçaları olarak önümüzde duruyor” dedi.

‘Ana dilinde eğitim alamayan milyonlarca çocuk var’

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne koyduğu çekincelerin kaldırılması gerektiğini savunan Beştaş, “Ana dilinde eğitim alamayan milyonlarca çocuk var bugün. Bu nedenle çocuklara eşit haklar sunulmaması bir fıtrat meselesi değil, politik bir tercih meselesidir” ifadelerini kullandı.

‘Çocuklar sözleşmenin sunduğu olanaklardan faydalanamıyor’

Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin yoksulluk olduğunu kaydeden Beştaş, bundan toplumun farklı kesimlerinin farklı şekillerde etkilendiğini söyledi. Çocukların yaşadığı yoksulluğa dikkati çeken Beştaş, çocuk yoksulluğunun yalnızca ekonomik gelir eksikliği olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Çocuk yoksulluğu deyince sadece ekonomik yoksunluğu ifade eden bir olgu olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bir çocuğun yeterince beslenememesi, nitelikli eğitime erişememesi, sağlıklı barınma koşullarından mahrum kalması, sosyal ve kültürel yaşama katılamaması, sağlık hizmetlerine zamanında ulaşamaması ve güvenli bir çevrede büyüyememesi de çocuk yoksulluğunun ayrılmaz parçaları olarak önümüzde duruyor. Bu nedenle çocuk yoksulluğu sadece bir gelir eksikliği değil; bunun ötesinde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sınırlandıran çok boyutlu bir temel insan hakları sorunu olarak önümüzde duruyor.”

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu anımsatan Beştaş, sözleşmeye rağmen milyonlarca çocuğun bu korumadan yararlanamadığını savunarak “Verilere göre Türkiye’de 21,3 milyon çocuk bulunuyor ve bunların tamamı aslında sözleşmenin koruması altında olmalı. Ama en az 2-3 milyon çocuk, çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor; ana dilinde eğitimden yoksun, çocuk işçiliği, derin yoksulluk, eğitim dışı kalma, istismar ve şiddet gibi sebeplerle Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin sunduğu olanaklardan faydalanamıyor” şeklinde konuştu.

Beştaş, Türkiye’nin sözleşmenin bazı maddelerine koyduğu çekincelerin kaldırılması gerektiğini vurguladı.

‘MESEM’de çalıştırılan çocuklar sosyal haklardan yararlanamıyor’

İş Kanunu’ndaki bazı düzenlemelerin çocukların hak kaybına yol açtığını savunan Beştaş, özellikle tarım ve çıraklık alanlarında çalışan çocukların koruyucu hükümlerden yararlanamadığına dikkati çekti. Beştaş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“4857 sayılı İş Kanunu’nun 4’üncü maddesi tarım işleri, aile ekonomisine dayalı ev sanatları gibi alanları İş Kanunu kapsamı dışında bırakıyor. Bu da yüz binlerce çocuğun İş Kanunu’ndaki olanaklardan faydalanmaması anlamına geliyor. Diğer yandan çıraklık ve stajyerlik, MESEM adı altında çalışan çocuklar işçi sayılmadığı için İş Kanunu’nun sağladığı koruyucu hükümlerden ve sendikal sosyal haklardan maalesef yararlanamıyor.”

Sosyal devlet ilkesinin çocuklar açısından hayata geçirilmediğini öne süren Beştaş, çocukların eğitim hakkına ilişkin, “Aslında Türkiye’de sosyal devlet ilkesi sadece kâğıt üstünde, neredeyse yok. Bu nedenle kâğıt üzerinde çocuklara eşit haklar tanınsa da istatistikler milyonlarca çocuğun bu haklardan mahrum kaldığını gösteriyor. Örneğin eğitim hakkına bakacak olursak MEB ve açık lise verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 1,5 ila 2 milyon çocuk eğitim sisteminin dışında tutuluyor” dedi.

‘Yaz aylarında çalışan çocuk sayısı 1 milyonu aşıyor’

Çocuk işçiliğine ilişkin TÜİK ve İSİG verilerine değinen Beştaş, kayıtlı ve kayıtsız çalışan çocuk sayısının yüz binlerle ifade edildiğini belirterek, “Türkiye’de kayıtlı kayıtsız 700 binin üzerinde çalıştırılan çocuk bulunuyor. Yaz aylarında mevsimlik tarım işçilerinde bu sayı 1 milyonu aşıyor. Oysa bugün binlerce çocuk sanayide, tarımda, hizmet sektöründe, çeşitli işletmelerde çalışmak zorunda bırakılıyor” dedi.

Resmi verilere göre çalışan çocukların sektörlere göre dağılımını da paylaşan Beştaş, şunları söyledi:

“Resmi verilere göre Türkiye’de en az 720 bin çocuk 5-17 yaş aralığında çalışıyor. Bu da çocuk nüfusunun yüzde 4,4’üne tekabül ediyor. Çalışan çocukların yüzde 45,5’i hizmet sektöründe, yüzde 30,8’i tarımda, yüzde 23,7’si sanayide çalışıyor. UNICEF, kayıt dışı ve özellikle mülteci çocukların bu sayıya tam olarak yansımadığına ısrarla dikkat çekiyor. Bu veriler aslında çocuk işçiliği ile yoksulluk arasındaki korelasyonu çok net bir şekilde ortaya koyuyor.”

‘Her yıl en az 800 çocuk önlenebilir sebeplerle yaşamını kaybediyor’

Çocukların yaşam hakkına ilişkin verilere işaret eden “FİSA Çocuk Hakları Merkezi verilerine göre Türkiye’de her yıl en az 800 çocuk önlenebilir sebeplerle iş cinayetleri, ev içi şiddet, akran şiddeti, bireysel silahlanma, trafik ve çevre kazaları nedeniyle yaşamını kaybediyor. Aladağ yurt yangını bu konuda bize çok vahim bir örnek olarak önümüzde duruyor. O yoksul çocuklar öldüler. Tabii ki unutulmadılar ama onlar artık yok. Çocuklar yoksul oldukları için yurtta kalıyorlardı. Sosyal devlet işliyor olsaydı Aladağlı çocuklar bugün yaşıyor olacaktı” diye konuştu.

Beştaş, çocukların gelişimine uygun yaşam standardına sahip olma hakkının da derin yoksulluk nedeniyle zedelendiğini savunarak, TÜİK verilerine göre çocukların yüzde 30’dan fazlasının maddi yoksunluk ve yoksulluk riski altında bulunduğunu söyledi. (ANKA)