Ceuta ve Melilla kentleri, resmi olarak İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı sayılıyor. İspanya kadar AB’nin de sınırı kabul ediliyor. Elbette sömürgecilik döneminde el konulan topraklar bunlar. Fas ve Cezayir’in yoksulları bir süredir Ceuta’ya giriş yapmaya çalışıyor.
Boğulmayı, düşürülerek ölmeyi göze alarak yüksek ve ızgara telleri aşmaya çalışıyorlar. Son denemede onlarca mülteci hayatını kaybetti. Göçü durdurma ve geri püskürtme hamlesi bir katliamla sonuçlandı.
Kapitalist distopyanın Ceuta örneği bütün insanlık için sarsıcı oldu. AB’nin efendileri ise hiç sıkılmadan “dayanışma” çağrısı yaptı. Elbette göçmenlere karşı bir dayanışma bu.
Konuşan Sanchez mi yoksa Orban mı?
Gazze katliamı üzerine Filistin halkının yanında duran İspanya devlet başkanı Pedro Sanchez gönülleri kazanmıştı. Pedro Sanchez’in liderlik ettiği Sosyalist Parti hükümette bulunuyor. Sanchez aynı zamanda Sosyalist Enternasyonal’e de başkanlık ediyor.
Bugünkü Sosyalist Enternasyonal her ne kadar sosyal demokrat bir platform olsa da Pedro Sanchez’in Gazze konusundaki tutumu takdire değer. Bu tutumu tüm üye partilere taşımaya çalıştığı da biliniyor.
Fakat Ceuta’daki göçmen katliamı sonrasında yaptığı açıklamalar tıpkı Avrupa’nın aşırı sağcı liderleri gibi onun da mültecilere karşı savaş başlattığını gösteriyor. Victor Orban matruşkasından Pedro Sanchez çıkmış sanki. Cueta’daki müdahaleyi ve ölümleri meşru göstermekle Filistin davası birlikte nasıl savunulur? Bu da Pedro Sanchez’in bir büyük çelişkisi.
Filistin konusunda Almanya gibi AB’nin öncü ülkeleriyle ters düşmeyi göze alan Pedro Sanchez, mesele göç politikaları ve Ceuta katliamına gelince Mertz, Meloni ya da Macron’dan geri kalmıyor. Çünkü göçmen düşmanlığı konusunda onun “Anayasası” diğerlerinden farklı değil.
Bu “Anayasanın” adı ise; AB Yeni Göç ve İltica Paktı. Yani evrensel göç ve iltica haklarını hiçe sayan, göçmen düşmanlığı için akıl almaz paralar toplayan, mültecileri kitlesel olarak deport etmeyi tasarlayan pakt. Öyle ki, Pedro Sanchez hızını alamadı ve X hesabından şöyle bir açıklama yaptı:
“Frontex’ göre 2021 ve 2026 yılları arasında düzensiz girişlerin sayısı: İtalya üzerinden: 478.600, Batı Balkanlar üzerinden: 340.600, Yunanistan üzerinden: 259.800, İspanya üzerinden: 259.800, Doğu sınırlarından: 48.000… Bölme zamanı değil, güçlü ve birleşik bir AB inşa etmeye devam etme zamanı.”
Bu paylaşımı yaparken Pedro Sanchez AB devletlerine göçmen geçişlerine karşı dayanışma ve empati çağrısı yapmayı da ihmal etmedi. Tam bir felaket! Çünkü Pedro Sanchez’in referans aldığı Frontex aslında bir kolluk kuvvet.
Ege ve Akdeniz’de ya da Avrupa kara sınırlarında sayısız suça bulaşmış bir güvenlik mekanizması. Onun yaptığı dayanışma çağrısı ise mültecilerle savaşmak için! Elbette bu uğurda daha çok para toplamak, daha çok hukuk dışılığa sarılmak ve daha fütursuz biçimde kolektif saldırmak için.
Oysa aynı Sanchez 500 bin göçmene İspanya’da oturum hakkı tanımıştı. Belli ki sınırı bir biçimde geçip ana karaya ayak basanlar üzerinden İspanya’nın ucuz emek ihtiyacı sağlanacak. Geride, sınır boylarındaki mültecilere ise adı konmamış savaş açılacak.
“Sosyalist hükümet” N.D. ve N.T. kararına nasıl sarıldı?
Sanchez’in partisi Filistin konusunda enternasyonalist, Ceuta katliamı karşısında ise İkinci Enternasyonal’in şoven partileri gibi. “Sosyalist hükümet” Ceuta müdahalesini ve gerçekleşen göçmen katliamını haklı göstermek için AİHM’nin N.D. ve N.T. kararına sarılıyor.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 2020 yılında göçmenlerin aleyhine İspanya devletinin lehine bir karar vermişti. İspanya hükümetleri bu karara dayanarak Ceuta ve Melilla’daki çit veya deniz geçişlerini “hukuki bir iltica başvurusu süreci” olarak değil, “yetkisiz ve kitlesel sınır ihlali” olarak tanımladılar. Böylece sınır aşan mültecileri geri göndermeme ilkesi ayaklar altına alınmış oldu.
Adı geçen kararı inceleme imkânı buldum. 13 Şubat 2020 tarihli AİHM Büyük Dairesi’nin “N.D. ve N.T İspanya Davası” dosyası göçmenlerin nasıl hedefe konduğunun en çıplak kanıtlarından biri. AB’nin göçmenlere karşı savaşında el rahatlatan bir karar üstelik.
Dosyada “Olayın Arka Planı” şu şekilde izah edilmiş:
- Özerk Melilla şehri, Afrika’nın kuzey kıyısında yer alan ve Fas topraklarıyla çevrili 12 km²’lik bir İspanyol yerleşim bölgesidir. Kuzey ve Sahra altı Afrika’dan gelen ve Suriyeli göçmenlerin de kullandığı göç yolu üzerinde yer almaktadır. Melilla ile Fas arasındaki sınır, Schengen Bölgesi’nin dış sınırıdır ve bu nedenle Avrupa Birliği’ne erişim sağlamaktadır. Sonuç olarak, özellikle yoğun bir göç baskısına maruz kalmaktadır.
- İspanyol yetkililer, Melilla ile Fas’ı ayıran 13 km’lik sınır boyunca, 2014’ten beri üç paralel çitten oluşan bir bariyer inşa etti. Amaç, düzensiz göçmenlerin İspanyol topraklarına erişimini engellemektir. Bariyer, altı metre yüksekliğinde, hafifçe içbükey bir çitten (“dış çit”); üç boyutlu bir kablo ağından ve ardından üç metre yüksekliğinde ikinci bir çitten; ve devriye yolunun karşı tarafında altı metre yüksekliğinde başka bir çitten (“iç çit”) oluşmaktadır. Çitler arasında geçişi sağlamak için düzenli aralıklarla kapılar inşa edilmiştir. Hareket sensörleriyle birlikte gelişmiş bir CCTV sistemi (kızılötesi kameralar dahil) kurulmuş ve çitlerin çoğu tırmanmayı önleyici ızgaralarla donatılmıştır.
- Fas ve İspanya arasında, üçlü çit boyunca yer alan dört kara sınır geçiş noktası bulunmaktadır. Bu geçiş noktaları arasında, İspanya tarafında, Guardia Civil (İspanya Jandarması) yasadışı girişleri önlemek için kara sınırını ve kıyı şeridini devriye gezmekle görevlidir. Sınır çitlerini aşmaya yönelik toplu girişimler düzenli olarak organize edilmektedir. Genellikle birkaç yüz yabancıdan oluşan, çoğu Sahra altı Afrika’dan gelen gruplar, yukarıda açıklanan çitlere saldırarak İspanyol topraklarına girmeye çalışmaktadır. Sıklıkla geceleyin hareket ederek sürpriz etkisi yaratmayı ve başarı şanslarını artırmayı amaçlamaktadırlar.
- Jandarma’dan kaçmayı başaramayan ve yetkililerin merdivenler kullanarak kendi istekleriyle aşağı inmeye ikna ettiği göçmenler, tıbbi tedaviye ihtiyaç duymadıkları sürece derhal Fas’a geri götürülerek Fas yetkililerine teslim edilirler.
Görüldüğü üzere; Ceuta ve Melilla’da Kuzey Afrika ve Sahra altı Afrika’dan gelen göçmenlere karşı adı konmamış bir savaşın alt yapısı oluşturulmuş. Göçmen ve mülteciler istila orduları gibi çit üstü ızgaralarla karşılamış. Müdahale ve geri göndermeler (eğer göçmen yaralı değilse) kanun sayılmış. İşte İspanya hükümetinin referans aldığı dosya bu dosya.
Gurugu Dağı’ndaki göçmen kampından gelmişler
Dosyada adı geçen N.D. 2012’deki silahlı çatışma nedeniyle Mali’deki köyünü terk etmiş. Moritanya ve Cezayir’deki mülteci kampında birkaç ay geçirmiş. Mart 2013’te Fas’a gelmiş ve Melilla sınırına yakın Gurugu Dağı’ndaki “gayri resmi” göçmen kampında yaşamış.
Fas güvenlik güçleri tarafından birkaç baskın yapıldığı ve 2014 yazında onlardan kaçarken bacağını kırdığı da dosyada geçiyor. N.T. ise Mali üzerinden 2012 yılı sonlarında Fas’a gelmiş. O da Gurugu Dağı göçmen kampında kalmış.
Karar dosyasında “13 Ağustos 2014 olayları” ise şöyle anlatılıyor:
“13 Ağustos 2014’te, kaçakçılık şebekeleri tarafından organize edilen iki geçiş girişimi gerçekleşti: biri sabah 4.42’de 600 kişiyle, diğeri ise sabah 6.25’te 30 kişiyle. Başvuru sahipleri (N.D. ve N.T.), bunlardan ilkine katıldıklarını belirttiler. O gün Gurugu Dağı kampından ayrılıp diğer göçmenlerle birlikte dış çiti aşarak İspanya’ya girmeye çalıştılar. Hükümete göre, Fas polisi yaklaşık 500 göçmenin dış çiti aşmasını engelledi, ancak yaklaşık yüz göçmen yine de başarılı oldu. Yaklaşık yetmiş beş göçmen iç çitin tepesine ulaşmayı başardı, ancak sadece birkaçı diğer taraftan aşağı inerek İspanyol topraklarına ayak bastı ve burada Jandarma (Guardia Civil) üyeleriyle karşılaştı . Diğerleri iç çitin tepesinde oturmaya devam etti. Jandarma görevlileri, merdivenler yardımıyla aşağı inmelerine yardımcı olduktan sonra, onları sınırın diğer tarafındaki Fas topraklarına, çitler arasındaki kapılardan geçirerek geri götürdüler.
İlk başvuran (N.D.), iç çitin tepesine ulaşmayı başardığını ve öğleden sonraya kadar orada kaldığını belirtti. İkinci başvuran ise dış çite tırmanırken bir taşla vurulduğunu ve düştüğünü, ancak daha sonra iç çitin tepesine ulaşmayı başardığını ve orada 8 saat kaldığını söyledi. İddialara göre, ilk ve ikinci başvuranlar sırasıyla saat 15:00 ve 14:00 civarında, kendilerine merdiven sağlayan İspanyol kolluk kuvvetlerinin yardımıyla çitten aşağı indiler. Yere iner inmez, İspanyol Jandarması (Guardia Civil) yetkilileri tarafından yakalanıp kelepçelendikleri, Fas’a geri götürüldükleri ve Fas yetkililerine teslim edildikleri iddia edildi. Başvuranlar, herhangi bir kimlik tespit işleminden geçmediklerini ve kişisel durumlarını açıklama veya avukat ya da tercüman yardımı alma fırsatı bulamadıklarını iddia ettiler.
Başvuru sahipleri daha sonra Nador polis karakoluna götürüldüler ve burada tıbbi yardım talep ettiler. Talepleri reddedildi. İddialara göre, daha sonra benzer koşullar altında geri gönderilen diğer göçmenlerle birlikte Nador’dan yaklaşık 300 km uzaklıktaki Fez’e götürüldüler ve orada kendi başlarının çaresine bakmaları için bırakıldılar. Başvuru sahipleri, 13 Ağustos 2014’te Sahra altı Afrika’dan 75 ila 80 göçmenin Fas’a geri gönderildiğini belirttiler. Gazeteciler ve diğer tanıklar , sınır çitlerine yapılan saldırı girişiminin ve sonrasındaki olayların yaşandığı yerdeydiler. Başvuranların Mahkemeye sunduğu video kayıtlarını sağladılar”.
Dosyada İspanya devleti avukatları da mağdur mültecilerin avukatları da yer alıyor. Savunma tarafı ve hak savunucusu kurumların verdiği bilgiler gerçekten feci. Zira N.D. ve N.T.’ye sınırda göz göre göre zulüm ediliyor.
Sonuç itibarıyla can güvenliklerinin olmadığı yere geri gönderiliyorlar. İkisi birden gönderildiği ve üst mahkeme bunu tasdiklediği için de bu karar mültecileri toplu geri göndermenin gerekçesi sayılıyor.
Şimdi bu karar, Ceuta da olduğu gibi mültecileri geri itmek, geri göndermek ve onlara ölümüne müdahale etmek için gerekçe yapılıyor.
Pedro Sanchez hükümetinin dayanak yaptığı N.D. ve N.T. kararı işte böylesine zalim bir olay örgüsüne dayanıyor.




