Biraz Borges biraz rüya
Özgün Enver Bulut 2 Ağustos 2026

Biraz Borges biraz rüya

Biraz Borges biraz rüya

 

Jorge Luıs Borges’in Rüyalar Kitabını okuduğum dönemlerde hiç rüya görmemiştim. Rüyaları anlamaya çalışıyordum. Kitabı yeniden elime alıp okumaya başladığımda peş peşe rüyalar gördüm garip bir şekilde. Bazen eski rüyalarımla karışıyorlar sanki. Hangisi yeni, hangisi eski anlayamıyorum.

Birinci rüyada, kendini çaresiz hisseden, zayıf olan bir insana sığınıyordum. Yüzü ve cinsiyeti belirsizdi. Ona hep onun yanından baktım ki yukarıda olabilmenin ne olduğunu görebilsindi. Kalbine dokundum ve kalbinin korkuyla karışık atışı elimde yankı yapıyordu. “Seni senden kurtarmaya geldim” dedim. “Geçmiş yaradır. Geçmiş geleceği köreltir. Geçmiş yarını öldürür. Geçmiş insanın hem bedenine hem de beynine ihanettir. Yürüdüğünü sandığın yerde, yeniden elli adım geriye götürür. Geçmiş insanın yeni bir insana kurduğu tuzaktır. Seni geçmişinden kurtarmaya geldim.” Uyandığımda geçmişi silinen, hafızası ve mucizesi olmayan biriydim. Sabahın köründe ellerimden kan damlıyordu, çarmıhtaydım.

Rüya sığınmaktı. Ya da ruhun bedene yüklediği yüktü. Uyumadan da rüya görür insan. Ben gördüm. Garip! Uyanık değildim. Uyumuyordum da. Nasıl oluyordu bu peki! Oluyor ve oldu. Gördüğüm rüyaların çıkmasını istemedim. Ancak bazen rüyanın içinde olduğum, rüyayı yaşadığım anlar oluyordu ve rüya değildi. Gerçek rüyaya inmişti, ona rüya diyen bendim. Bunlar oldu.

Kin, öfke, intikam, acı, yara insanın içindeyse o hep durur. İncitme üzerine kurulu bir düşünce insanın yakasını bırakmaz. Bu sevgisizliğin beslediği bir alan. Sevmeyi bilmeyen buradan beslenir. Çünkü sevilmemiştir. Sevildiğini anladığında içinde büyüyen çember dönmeye başlar. Bu hep böyle devam eder. Seveni incitmek için çember çevrilir. İncitir de. Ama seven sevginin kıymetini bilir. Çünkü o kalbin parçasıdır. Borges’in anlattığı rüyalar kendine alan açmalarla başlar. Sevgiden uzaktır. İktidar içindir çabalar. Kral rüya görür, yorumcu ona anlatır ve yorumcu ülkeyi yöneten adam olarak atanır. Yusuf rüyasında önce kardeşlerini, sonra anne ve babasını ekarte eder. Sonra da Firavun’un rüyasını yorumlar ve Firavun onu yardımcısı olarak atar. Keldani krali 2. Nabukadnetsar da rüyasını yorumlayan Daniel’i ödüllendirir. Yükselmek isteyen rüyalarda kendini hep sorunu çözen olarak anlatır ve görev öyle verilir.

Hepsi de iyiliğin aktarıcısıdırlar. Peki ya kötüler?

Kötüler örnek alınırsa her şey kötülerin yaptığına benzer. İnsan her şeyi bilemez. Bilmediğini araştırır. O bile bilmek değildir. Sadece fikir verir. Bilinmeyeni anımsatır. Bilmek yola dahildir. Yol gözlemdir ve duyguyu yakalar. İnsan aynı cümleleri kullanarak övemez. Kötülüktür o da. Yapılan her şey iyi ve doğru olamaz. Bunu söylemek gerekir. Söylenmezse görmez ve yanlışta ısrar eder. Rüyaların çoğu böyledir.

Yorumcuyu dinlemeyen tarihten silinmiştir. Dinleyen ise hüküm sürmeye devam etmiştir.
İnsana yaşatılan en kötü duygu onu hiçleştirmektir. Yoksun, önemsizsin duygusunu aktarmaktır. Onu başka yerlerden vurmaktır. Arkadaş kelimesi önemli bir kavram. Değerli bir sözcük. Gılgamış ve Enkidu’nun karşılaşması böyledir. Rüyalar onları buluşturur ve arkadaş olurlar. Arkadaşlık nedir? Enkidu’nun Gılgamış’ın elini tutup, onu ayağa kaldırması ve kucaklamasıdır.

“Edebiyat hırstan uzaktır. Asıl olan yazının ruhudur. Başkasının yönlendirmesi değildir. Öğretmenin öğrenciye konu vermesi edebiyat değildir. Sen şunu yaz, sen bunu yaz, sana anlattığım şu meseleyi yazıya dök.” En sıradan şeylere bile şaheser deniyorsa orada bir sıkıntı var. Herkes kendi yazdığını en iyi sanır. Etrafındaki birkaç kişinin beğenisi metni edebiyat yapmaz. Metnin derinliği ve metni sürekli değiştirmek çabası onu zenginleştirir.” Yaşar Kemal’le rüyada yan yana yürürken bana bunları anlatıyordu. Bir ara elini omzuma attı ve sözlerine devam etti. “Duyguda zenginlik vasat kitapları okumak değildir. Dünya edebiyatından, klasiklerden ve modern edebiyattan okumak duyguyu besler. Kürt yerine, Kürtler yerine, Doğu diyen insan gerçekçi olamaz. Üst perdeden konuşur. Reklam ve para ile kimse edebiyatçı olamaz. Hele deli gibi platformların olduğu ve bilginin iki saate tükendiği yerde. Umberto Eco okunmazsa kurmaca v. s hikayede havada kalır. Borges okunmazsa metin zenginleşmez. İnsanın hikâyesi büyük yazarların yazdıklarında gizli. Hâlâ Dostoyevski ve Tolstoy konuşuluyorsa burada önemli şeyler var. Yaşar Kemal’in atlandığı bir yerde ‘ben en iyi ve farklıyı yapıyorum’ demek sadece boş bir söylem.” Büyük usta sözü kendisiyle bitirmişti. Kan ter içinde fırladığımda yan tarafımda Rüyalar Kitabı, Baudolino, Suç ve Ceza duruyordu.

Rüyalar Kitabı’nda Charles Baudelaire’den de bir alını yapmış Borges. Kötülük Çiçekleri’nden aktarır. Oysa ben Paris Sıkıntısı’nı anımsadım nedense. Orada Çinlilerin saaati kaç olduğunu kedinin gözlerinden anladığına dair not düşer Baudelaire. Nankin isimli çocuğa saatin kaç olduğunu sorar bir misyoner. Çocuk: “Bekleyin, az sonra söyleyeceğim.” der ve kolunda bir kediyle çıkıp gelir. Kedinin gözlerine bakarak: “Öğlen olmadı henüz.” Annem de Elazığ’da oturduğumuz zaman, alt komşumuz Rokuş abladan saati sorduğunda: “Bûkê, bavê Heyder hîn ne hatiye.” cevabını aldığında henüz öğlen olmadığını anlarmış. Rüyalar ve gerçek. Sözcükler ve eylem.Tümü de aynı kapıdan geçerek buluşuyorlar.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.