TBMM Başkan Vekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, eşi Savaş Buldan ile Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın öldürülmesine ilişkin cinayetlerin tüm yönleriyle araştırılması ve sorumluların ortaya çıkarılması talebiyle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Bürosu’na başvurulduğunu açıkladı.
Pervin Buldan, avukatları Bişar Alınak aracılığıyla başvurunun yapıldığını belirtti.
Başvuruda cinayetlerin tüm yönleriyle araştırılması, olayların arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması ve sorumluların tespit edilerek yargı önüne çıkarılması talep edildi.
“Bu dosya yalnızca geçmişe ait bir vaka değil, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır.”
‘Maddi gerçek ortaya çıkarılmalı’
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin biçimde soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının zorunlu olduğunu belirten Pervin Buldan, şöyle dedi:
“Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin soruşturmanın etkin yürütülmesi, sorumluların tespiti ve yargı önüne çıkarılması yönündeki hukuki süreç takip edilecektir.”
‘Zamanaşımı uygulanamaz’
Bakanlığa sunulan dilekçenin detaylarına İlke TV ulaştı.
Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım’ın davalarının zamanaşımı nedeniyle düştüğü hatırlatılan dilekçede “Savaş Buldan cinayeti, sıradan bir insan öldürme eylemi değil; kamu gücünün iştiraki ve kontrolü dâhilinde, ‘terörle mücadele’ adı altında kamu görevlilerince sistematik bir biçimde planlanıp gerçekleştirilen bir ‘insanlığa karşı suç’ ve ‘ağır insan hakları ihlali’ olarak ele alınmalıdır. Ulusal ve uluslararası hukuka göre bu nitelikteki eylemler söz konusu olduğunda, sanıklar hakkında zamanaşımı hükümleri uygulanamaz” denildi.
‘MİT bant çözümleri yeniden incelensin’
Dilekçede Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım’ın kaçırılarak öldürülmesinde delillerin yeniden ve bir bütün olarak değerlendirilmesi istendi.
Daha önce mahkemeye de sunulan, olayın tanığı Tarık Ümit ile Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür arasındaki görüşmenin MİT bant çözümlerinin kritik önemde olduğu da vurgulandı.
Bant çözümlerinde Savaş Buldan ve arkadaşlarının kaçırılması ve öldürülmesiyle bağlantılı olarak isimleri geçen Tarık Ümit, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Muhsin Korman, Mikail isimli kişi ve kimlikleri bildirilmeyen üç asker yönünden kayıtların yeniden incelenmesi talep edildi.
‘Ağar, Şahin ve Eken’in rolü soruşturulsun’
Dilekçede yer alan bir diğer talep ise Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım’ın kaçırılması ve öldürülmesindeki rollerinin araştırılması oldu. Dilekçede “Fail grubuyla olay öncesi ve sonrasındaki irtibatlarının, olay tarihinde sahip oldukları görev, yetki ve fiili konumlarının, emir ve talimat ilişkilerinin ve dosyadaki diğer olaylarla bağlantılarının yeniden araştırılmalı” denildi.
Bir dönemin travması: Faili meçhul cinayetler
Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü.
Buldan ve arkadaşlarının cesetleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. İşkence yapıldığı, vücudunda yanık izleri görüldüğü, derisinin soyulduğu, göğsüne ve başına kurşun sıkıldığı otopsi raporu ile belgelendi.
Buldan, Karay ve Yıldırım, sabah 04.30 sıralarında otelden ayrılacakları sırada kapıda önleri 7-8 kişi tarafından kesildi. Ellerinde silahları ve telsizleri, üzerlerinde ise olan kurşun geçirmez yelekleri olan bu kişiler, bu 3 insanı zorla bindirildikleri üç arabayla kaçırdı. Bu haberi almaları üzerine resmi makamların kapısını çalıp, olayı kamuoyuna duyuran yakınlarının ayaklarının götürdüğü yerlerden biri Sapanca-Hendek-Bolu hattıydı.
Nedeni ise son birkaç ay içerisinde işlenen Behçet Cantürk ile şoförlüğünü yapan yeğeni Recep Kuzucu (14 Ocak), Avukat Yusuf Ekinci (25 Şubat), Fevzi Aslan ve yeğeni Salih Aslan (28 Mart) ile Yüksekovalı bürokrat, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan (9 Mayıs) cinayetleriydi. Bu isimlerin de ortak noktası Kürt olmalarıydı.
Bu cinayetlerin öncesinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te yaptığı bir konuşmada, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

İtiraflar: Failler ‘meçhul’ mü?
Cinayetler, diğer faili meçhul cinayetlerle birlikte Susurluk Davası’nda söz konusu edildi. Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifade sonrası İstanbul ve Bolu-Adapazarı-Sapanca üçgeninde cinayete ilişkin keşifler yapıldı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2004 yılında, yeterli soruşturma yapılmadığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkıyla ilgili 2’inci maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.
Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Ayhan Çarkın’ın aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Namık Erdoğan gibi isimlerin de öldürüldüğü faili meçhul cinayetler hakkında “cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde adam öldürmek” gerekçesiyle hapis cezası istenen bir dava açıldı.
Millî İstihbarat Teşkilatı Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür davada verdiği ifadede, “Bütün eylemlerin MGK’den çıkan kararlar ile MİT’e geldiğini ve öldürmelerin de bu çerçevede yapıldığını” belirtti.
Eymür ifadesinde, MİT haber elemanı Tarık Ümit’in Savaş Buldan’ı Yeşilyurt Çınar Oteli’nden aldığını, Buldan’ın Düzce’de infaz edildiği yere götürdüğünü ve bizzat Ümit’in infaz ettiğini dile getirdi.
Ümit’in işlediği bu ve diğer cinayetleri adli makamlara neden intikal ettirmediği sorulduğunda Eymür, “Ama devlet adına yaptığını söyledi” demekle yetindi.
Mehmet Ağar da benzer şekilde “Devlet için 1000 operasyon yaptık” diye konuşmuştu.

1990’dan sonra yıl yıl artan cinayetler ve JİTEM
1990 ve 1991 yıllarında 42 olan faili meçhul cinayet sayısı 1992’ye gelindiğinde 210’a çıkmıştı. 1993 yılı boyunca ise 510’a yükseldi. Bu, o güne kadar tespit edilen en yüksek sayıda faili meçhul cinayetti. Bu cinayetlerle Kürt halkının toplumsal belleğine travmatik bir biçimde yerleşen ‘Beyaz Toros’ ise, ağırlıkla hayatını kaybeden insanları kaçırılmasında kullanılıyordu.
Cinayetlere kurban gidenler farklı profillere sahipti: İşçi, esnaf, seyyar satıcı, öğretmen, imam, ev kadını, siyasetçi, asker, öğrenci, gazeteci, şoför, iş insanı, çiftçi… Aradan geçen yıllara rağmen, 1993 karanlığına gömülen yüzlerce insanın faili bulunamadı ve davalar tek tek düştü.
Zamanaşımı nedeniyle düşürülen dosyalardan biri, 1992 yılında öldürülen Kürt yazar Musa Anter cinayeti dosyasıydı. 2022’de dolan 30 yılın ardından düşürülen dosyada, aradan geçen yıllara rağmen hiçbir ilerleme kaydedilemedi. 2023 yılı içinde, 1993 yılında işlenen ancak faili meçhul kalan dosyalar da tek tek düştü.
Gazeteci-yazar, Kürt düşünür Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Kültür-Sanat Festivali için bulunduğu Diyarbakır’da festivale katıldı, kitaplarını imzaladı ve akşam saatlerinde silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Abdülkadir Aygan, 2004’te “İtirafçı Bir JİTEM’ci Anlattı” adlı kitabında Anter cinayetiyle ilgili Binbaşı Ahmet Cem Ersever, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, “Hogir” kod adlı Cemil Işık, Suriye İstihbarat Örgütü El Muhaberat’ın eski elemanı Neval Boz, JİTEM Telsiz Kumanda Merkezi’nde görevli Ali Ozansoy, JİTEM Tim Komutanı Savaş Gevrekçi ve Şırnaklı Hamit’in adını verdi.
JİTEM’in adı, o yıllardaki benzer faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi, Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın 4 Eylül 1993’te öldürülmesiyle de gündeme gelmişti.
Açılan davada müdahil avukatlar Susurluk raporunu hazırlayan bürokrat Kutlu Savaş’ın dinlenmesini istedi.
Kutlu Savaş, Mesut Yılmaz’a ilettiği Susurluk raporunda, 1994’te Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan Muhsin Gül’ün verdiği ifadelerde “Batman’da milletvekili Sincar’ı, Alaattin Kanat, Mesut Mehmetoğlu, İsmail Yeşilmen ve Yeşil kod Ahmet Demir’in birlikte planlayıp öldürdüklerini söylediğini” yazmıştı.
Raporda Ahmet Demir adıyla geçen kişi, Yeşil kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım’dı. Sincar, Habip Kılıç’ın öldürülmesini araştırmak için Batman’a gitmişti. Öldürülmesinin ardından, eşi Cihan Sincar, milletvekilinin havaalanındaki polis aracında ve Emniyet Müdürlüğü’nde Alaattin Kanat’la karşılaştığını anlattı.




