• Ana Sayfa
  • Politika
  • İBB Davası’nın ikinci celsesinde Özgür Özel’den ‘savunma’ tepkisi: ‘Hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum’

İBB Davası’nın ikinci celsesinde Özgür Özel’den ‘savunma’ tepkisi: ‘Hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum’

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Davası’nın ikinci celsesi devam ederken yaptığı açıklamada, İmamoğlu’nun savunma hakkının ihlal edildiğine dikkati çekerek, “Tarih önünde teessüf ediyorum ve hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum. Ettiklerini bulsunlar

İBB Davası’nın ikinci celsesinde Özgür Özel’den ‘savunma’ tepkisi: ‘Hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum’
İBB Davası’nın ikinci celsesinde Özgür Özel’den ‘savunma’ tepkisi: ‘Hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 17 Ağustos 2026 16:58
  • Güncellenme: 17 Ağustos 2026 16:59

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 52’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın görülmesine, bugün 65’inci İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin Yeni Duruşma Salonu’nda devam edildi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmayları İBB Davası’nın ikinci celsesini duruşma salonunda takip etti. Özel, duruşma sürerken İmamoğlu’na söz hakkı verilmemesi üzerine duruşma salonundan ayrıldı.

‘Hiçbir dönem yaşanmadı’

Özel, bu sırada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Silivri’de hep birlikte geçen celsenin bitişinde savunma hakkının nasıl kısıtlandığını konuşmuştuk. Bunun ne 1960 Darbesi’nde ne 12 Eylül Darbesi’nde ne Almanya’daki Nürnberg mahkemelerinde ne 12 Eylül dönemindeki DİSK’in yargılandığı süreçlerde yaşanan ki onların hepsi darbe dönemlerinin yargılamalarıydı. Hiçbirisinde yaşanmayan bir şey yaşandı ve Ekrem İmamoğlu’na şöyle söylendi: Hakkında 150’ye yakın örgüt kurucusu, örgüt lideri olmakla suçlandığı için güneşin altındaki gerçekleşen her olaydan, her iddiadan Ekrem İmamoğlu’nu da mesul tutuyorlar. Ve bu konular görüşülürken İmamoğlu itiraz ettiğinde, ‘Savunma süreniz geldiğinde konuşacaksınız, açıklayacaksınız. Sınırsız savunma hakkınız var’ demişti. Sonra tutturdu, ‘Ben 9 Temmuz günü davayı bitireceğim.’ 8 Temmuz günü, ‘Sözü al. Sen ve avukatların beş-altı saat içinde ne yapacaksanız yapın.’ ‘Beş-altı saatte ben ve avukatlarım nasıl böyle bir şey yapabilir?’ Dedi ki ‘O zaman savunma hakkından feragat ediyorsun.’ ‘Öyle bir şey etmiyorum, savunma hakkımı kullanmak istiyorum.’ ‘Yok, ediyorsun.’ Tutanağı öyle tuttu. Paldır küldür çekti gitti.

‘Bahşetti beyzade’

Mahkemenin bugünü işaret ettiğini kaydeden Özel “Bugüne geldik. Bugün Sayın İmamoğlu’nun avukatları yapılan yanlışı ve işin doğrusunu hukuki bir dille anlattı. O gün çok iddialıydı. ‘Hayır, bir daha savunma hakkı vermem.’ Biz de burada söyledik. Doğrudan bozma sebebi. Bu mahkemeyi bozdurmaya mı çalışıyor? Demek ki iddiaları dile getirip Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımızın yüzüne cevaplarını almaya cesaretleri yok. Geçen zamandan sonra bugün de gördüğünüz gibi, oyalaya oyalaya en son şimdi kararını verdi. Diyor ki ‘Savunma hakkını kullandıracağım ama belirsiz bir gün, benim bildiğim bir gün.’ Avukatlar ısrar edince, ‘Onu size önceden söyleyeceğim.’ Bir de söylemeseydin. Savunma yapacağı günü bilmeyecek. ‘Bir arada’ diyor, ‘uygun yerde, makul zamanda.’ Yani yerine, zamanına, süresine hakim karar verecek. Oysaki asla kısıtlanamaz savunma hakkı. ‘Bu haktan yararlandıracağım’ deyip bahşetti beyzade” ifadelerini kullandı.

‘Yüz yüze yargılama imkanı ortadan kaldırılmış durumda’

Özel şöyle devam etti:

“Gerçekten burada artık göstermelik yargılama bile yapılmıyor. Bu rezaletin daniskasıdır. Bu rezaletin dik alasıdır. Bu meşhur yeni, büyük duruşma salonunda ilk gün bugün. Bilmiyorum görüntü alma imkanı oldu mu ama seyircilerden dürbün getirenler var. Çünkü mahkeme salonunda seyircilerle sanıklar arasında bir futbol sahasından daha fazla, belki iki futbol sahasına yakın bir mesafe var ve dürbünle izleyenler var. Sizler yine neredeyse bu kadar bir mesafeden, bizler bu kadar bir mesafeden izlemeye çalışıyoruz. Avukatlar diyor ki ‘Göz teması yok müvekkilimizle. Yargılamanın esasıdır. Göz teması kurmazsam savunma yapamam. Sizinle göz temasınız yok. Siz beni dinliyor musunuz? Ben sizi etkiliyor muyum? Vücut dilinizde bir şey diyor musunuz? Sizin sanıkla göz temasınız yok. Doğru mu söylüyor? Doğru söylemediğini mi düşünüyorsunuz?’ Ve savcı denen kişi, size doğru dönmesi gerekirken avukatlar gibi savcı dönmüş sanki heyetin bir sonraki üyesiymiş gibi mahkeme salonuna doğru bakıyor. Oysa ki hakime yüzü dönük ve ne diyecekse hakime diyecek. Onun sözünü hakim uygun görüyorsa yerine getirecek. Avukatlar marangozluk hatalarından mı bahsetmediler salonla ilgili. Yargılamanın güya yüz yüze yapılıyormuş gibi olduğu ama Ekrem İmamoğlu veya herhangi bir arkadaşımız cezaevinde kamera karşısında olsa, ailesi evden televizyonla izlese, avukatı bürodan katılsa, hakim bey o çok isteyip de koşa koşa gittiği tatilinden dönmemiş olsa yine bir yargılama teknik imkanlarla buradaki kadar yapılır. Bir mekanda olunmuş falan değil burada. Burada mekanı büyütmek, araları açmak, bariyerler koymak ve en uzağa yerleştirmek suretiyle bu devasa mekanda bir mekansızlık yaratılmış. Yüz yüze yargılama imkanı ortadan kaldırılmış durumda.”

Mahkemenin “savunmalardan korktuğunu” belirten Özel “Etkili savunmalar yapılıyor ve en etkilisi Ekrem İmamoğlu tarafından yapılacak. Bu savunmanın etkisinden, bu savunmanın gerçekleri ortaya koymasından, iftiraları çürütmesinden, yalancılarla yüzleşmesinden korkuyorlar. Yapılan budur. Artık buradan sonra elbette aileler de avukatlar da bizler de tarih önünde sorumluluğumuz gereğince bu yargılamanın bir parçası olmaya ister istemez devam edeceğiz. Onları orada bırakacak halimiz yok. Ama görünen o ki adaleti ayaklar altına alan ve hakkaniyet duygusunu ilk günden katleden bu anlayış, aynı talimatları yerine getirmeye devam ediyor” dedi.

‘Bu kadar kini nerede biriktirdiyse…’

Özel şöyle devam etti:

“Ayrıca aileleri, bizleri, seyircileri, hatta basın mensuplarını tahrik etmeye devam ediyorlar. Geçen sefer köşeye sıkıştırmışlardı basın mensuplarını. Şimdi olabilecek en uzak izleyici noktasında ısrarla tutuyorlar. Ta en başa kadar neredeyse yer boşken sizin gidip görevinizi en iyi yapacağınız yer yerine, en kötü yapacağınız yere koyuyorlar. Biz gösterilen yere oturuyoruz burada. Sonra bir daha kaldırdılar. Bir daha değiştirdik. Bir daha kaldırdılar. Bir daha değiştirdik. En son gittik, geldik. Oturduğumuz yere bariyer çekip daha başka bir yere koymuşlar bizi. Bekliyor ki biz sinirlerimize hakim olamayacağız. Burada bağıracağız, çağıracağız. Ona hak ettiği gibi davranacağız. Çünkü o Meclis’e geldiğinde yargının bir mensubu olarak Meclis’te locası hazır. Yani yasama faaliyetimizi kendisine ayrılan, son derece doğru biçimlendirilmiş bir yerden izleyebilir. Kuvvetler ayrılığı, kuvvetlerin birbirine saygısı gereği şu kadarcık bunu yerine getirmek ilk başta giydiğin cübbeye, devletin sana verdiği göreve, kullandığın unvana saygının gereği. Ama bu kadar kini nerede biriktirdiyse tanımayız, görmeyiz, bize bu kadar düşman nerede olduysa, Dilek Hanım’a kini neredense, bana kini neredense, İBB Başkan Vekiliyle ne derdi tasası varsa…

Mesele, Ekrem İmamoğlu’nun ilk ifadesinin alındığı gün, şu anda Adalet Bakanlığı’nda görevlendirilmiş, Ankara’da görevlendirilmiş, o zamanki bir başsavcıvekilinin Ekrem Bey’e, ‘Ekrem Bey bu işler böyle. Gün değişir, siz iktidar olursunuz. Biz oraya geçeriz, siz bizi yargılarsınız. Bu işler böyle’ dediği. Yani adaleti aramak yok da biz ve onlar var. İki tane düşman kutup var. Nerede düşmanlaştı bunlar? Nerede, ne zaman bu kadar kini biriktirdiler? Biz onlara ne yapmışız? Bizim yaptığımız bir tek şey var: Demokrasilerde olduğu gibi, üstüne o cübbeyi giydiren Cumhuriyet, ona cübbe verdiyse, tokmak verdiyse altına araba çektiyse; bize de muhalefet etme, milleti ikna edersek gün gelince iktidar olma hakkı vermiş. Aynı yerden gücü alıyoruz. Biz iktidarı değiştireceğiz diye, son seçimlerde Tayyip Erdoğan’ı yendik diye kendilerini milletin, devletin, Cumhuriyet’in savcısı değil de hükümetin savcısı görenler, hakimi görenler, bakanlık göreviyle başsavcılık görevini birbirinden ayrı görmeyenlerin biriktirdiği ve bunlara öğrettiği kinle izlemeye geldiğimiz, bir buçuk yıldır eşinden ayrı bir hanımefendiyi dört kere yer değiştir, en son aradan sonra geldiğimizde bariyer çekmiş. ‘Ne oluyor? Bu bariyer ne, bu bariyeri niye koyuyorsun’ dedik. ‘Başkan öyle talimat verdi’ diyor. Başkan kim? Başkan cirmi kadar yer yakar. Başkan dediğin burada sessizce gelmiş, bunu izleyen aileye, siyasetçiye, avukata, gazeteciye zulmetmek için mi var, adalet dağıtmak için mi var?”

‘Zekeriya Öz’ün hık demiş burnundan düşmüş başsavcı’

Mahkeme başkanına seslenen Özel “Kendisine tarih önünde teessüf ediyorum. Bir kere daha demiştim bu cümleyi. İkinci kez kullanıyorum. İlk kullandığımda hemen şuradaki yargı salonunda, Ergenekon davasında Özese karardan önce, ‘boşalt’ diye bağırıp bizi jandarmayla dışarı atmaya kalktığında, kendisine odasına gidip demiştim ki ‘Sen geldiğinde locan hazır. Bizim size yapmadığımız muameleyi sen ne hakla? Bu kadar kini nerede biriktirdin? Sana tarih önünde teessüf ediyorum’ demiştim. Şu anda Özese tarihin neresinde, biz neresinde duruyoruz herkes biliyor. Özese aynı bugün yaptığı muamele gibi, o gün ailelere, çocuklara, siyasetçilere ve gazetecilere zulmeden mahkemeyi yöneten kişiydi. Bugünkü hık demiş burnundan düşmüş. Aynı o günkü Zekeriya Öz’ün hık demiş burnundan düşmüş başsavcısının bir buçuk yıldır başlattığı zulüm gibi. Tarih önünde hepsine teessüf ediyorum ve hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum. Başka kimseye değil” dedi.

“Özel devamla şöyle konuştu:

“Çünkü tuz koktuktan sonra, ben şimdi buradaki hakimi HSK’ya mı şikayet edeyim? Başında Akın Gürlek var, zaten bu zulmü başlatan, kurgulayan, sürdüren kişi. Adalet Bakanı olduğu gün, AK Parti İl Başkanları toplantısına gidip ‘Dün olduğu gibi bugün de partimiz için mücadeleye devam edeceğiz’ diyor. ‘Dün’ dediği gün başsavcıydı adam burada. O yüzden kimi, kime şikayet edeyim? Sayın Erdoğan’a mı edeyim atadıklarını? Kimi, kime şikayet edeyim? O yüzden hepimizin hakkını, hukukunu ve varsa bir gün hakkımızı almamızla ilgili umudu milletimize emanet ediyoruz. Ettiklerini bulsunlar. Zulümleri artsın ki sonları tez gelsin. Bu dünyada adaleti bulursak buluruz, bulmazsak öbür dünyada bütün bu masumların iki elleri yakalarındadır. Bu devran böyle sürmez. Ben daha güneşin doğmadığı bir gece, ben daha iyinin kötüyü yenmediği bir gün ve ben daha tarih önünde zalimlerin zulümleriyle sınanmadıkları bir süreci hiç görmedim. Yine görmeyeceğiz inşallah.”

(ANKA)

İBB Davası 40 günlük aranın ardından 65. gününde yeniden başladı