Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç kapsamında kabul edilen Çerçeve Yasa’nın ardından gözler, düzenlemenin nasıl uygulanacağına ve sürecin bundan sonraki aşamasına çevrildi.
Meclis’te kabul edilen düzenlemeyle birlikte silahsızlanmanın hukuki zemini oluşturulurken, uygulamanın nasıl yürütüleceği, kimleri kapsayacağı ve sürecin hangi mekanizmalar üzerinden ilerleyeceği yeni tartışma başlıkları olarak öne çıktı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ömer Güngör’ün sorularını yanıtladı.
Öztürk Türkdoğan, yasanın sürecin yalnızca bir parçası olduğunu belirterek, düzenlemenin mevcut haliyle yeterli olmadığını ancak yasal sürecin ilerlemesi açısından önemli bir başlangıç oluşturduğunu söyledi.
Röportajın tamamı şöyle;
Öncelikle ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Güçlendirilmesi Kanunu’nun Meclis’ten geçerek yasalaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; bu yasa sürecin henüz bir parçasıdır. Dolayısıyla bu yasayı değerlendirirken süreci bir bütün olarak değerlendirmek ve bundan sonra atılacak adımları her zaman akılda tutmak gerekir. Aksi takdirde yanılgıya kapılabiliriz. Biliyorsunuz, bu süreç Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla başladı. Şimdi o çağrı neyi içeriyordu? PKK’nin feshedilmesini ve silahlı mücadele döneminin bitirilmesini içeriyordu. O çağrıya uygun olarak Mayıs 2025’te çağrının gereği yerine getirildi mi, getirildi. Daha sonra 11 Temmuz 2025’te silah yakma gerçekleşti mi, gerçekleşti. Daha sonra Ekim 2025’te tüm silahlı güçler Türkiye’den çekildi mi, çekildi. Meclis Komisyonu bu arada 5 Ağustos 2025’te kuruldu. Çalışmalarına başladı ve 18 Şubat 2026’da ortak rapor açıkladı. O ortak raporda 6 ve 7’nci bölümler atılması gereken adımlarla ilgili. 6’ncı bölüm özellikle silahsızlanma bölümü, yani PKK’nin feshi ve silahsızlanmanın tamamlanması ile ilgili çeşitli tanımlar yapılmıştı ve çerçeve çizilmişti.
O raporda da bunun aynı zamanda bir hukuki altyapısının olması gerektiği, bir yasaya bağlı olarak bu sürecin yürümesi gerektiği de vurgulanmıştı. Hatta biz, ‘Bir yasa yapın ki bu silahsızlanma süreci yasal güvence altında yürüsün’ şeklinde olsun, demiştik. Bir başka bölümde, biliyorsunuz, 7’nci bölüm ise demokratikleşme ile ilgiliydi. Şimdi şubattan bu tarafa biz neyi tartışıyoruz? Bir yasa yapılmasını tartışıyoruz…
Bu bir barış yasası mıdır? Bu yasayı nasıl okumamız gerekiyor?
Bu bir barış yasası değildir. Öncelikle onun altını çizelim. Çünkü biz DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu olarak çalışmalarımızı bir barış yasası çıkacakmış gibi hep sürdürdük. Ayrıca DEM Parti’nin Meclis Komisyonu’na sunduğu DEM Parti raporunu da herkesin okumasını tavsiye ediyoruz. Çünkü orada bütünlüklü bir bakış açımız vardı. Bu yasa uzun görüşmelerden sonra, yani bazı müzakereler yapıldıktan sonra bu şeklini aldı. Yani yasa bu hale gelene kadar özellikle Sayın Öcalan üzerinden Kürt hareketinin görüşlerinden yararlanıldı. Elbette ki İmralı heyetimiz bu konuda çok olağanüstü bir çaba sarf etti. Parti olarak bizler görüşlerimizi muhataplarımıza ilettik ve bu şekilde bir yasal çerçeve ortaya çıktı
Mevcut çerçeve yasa yeterli mi? Yeterli değilse eksik olan yanları nelerdir sizce?
Bize göre yeterli değil. Ancak yasal sürecin yasal adımlarla ilerlemesi bakımından bir başlangıç olarak bu adımı değerlendiriyoruz. Çünkü bu yasanın bazı kavramlarına biz katılmıyoruz. Katılmadığımızı da hem Meclis Komisyonu raporunda ifade ettik hem de muhataplarımıza ilettik. Ayrıca komisyonda arkadaşlarımızın yaptığı konuşmalarda da bunu açıkça ifade ettik. Yani dolayısıyla bu yasa bir çerçeve, bir kök yasa olarak değerlendirilsin ama eksik yanları ve yetersiz yanları var. Daha çok fazla yasa çıkarılmasını gerektiren yanları var. Nitekim yasanın genel gerekçesinde de bu açıkça yazıyor. Bu yasayı sunanlar bunun bir başlangıç olduğunu, çok fazla idari düzenleme yapılması gerektiğini, gerekirse yeni yasalar yapılacağını ifade ettiler. Ayrıca yasanın kendi içerisinde de oluşan kurulun yeni yasal düzenlemeler yapılmasını talep edebileceğine dair madde de var, biliyorsunuz. Yani dolayısıyla yasayı biraz böyle değerlendirmek gerekir.
Yasa silahsızlanma düşünülerek hazırlanmış ancak demokratik entegrasyon yanı eksik ve yine demokratikleşmeye dair silahsızlanma ve entegrasyon sürecini ilgilendiren bazı hususlarda eksiklikler var. Bunlar yasa uygulanmaya başladığında zaten ortaya çıkacak. O zaman ihtiyaçlar ortaya çıktıkça yeni idari düzenlemeler ya da yeni yasal düzenlemeler yapılması gerektiği de kendiliğinden anlaşılacak. O zaman da yeni adımlar atılacak. Yani yasayı biraz ana hatlarıyla böyle değerlendirmek gerekiyor. Yasanın birkaç yanı daha var. Şimdi ilk defa bir örgüt PKK örgütü kendisini feshetti. Devlet de kendi mevcut verili hukuk düzeni içerisinde kendisini fesetmiş bu örgütün yasal olarak da fesih sürecini tamamlayabileceği ve örgüt üyelerinin yararlanabileceği bir kanun düzenledi. Yani demek ki kanunun bir hukuki yanı var, bir de siyasi yanı var. Bunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.
Bu bakımdan kanunun esasında önce diyalog sonra müzakere sürecinden sonra ve belli noktalara sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Kanunun başka yanlarından bir tanesi de kanunun bir dinamik yapısının olmasıdır. Bu kanunda bir kurul oluşmuş durumda. Bu kurul çeşitli komisyonlar oluşturacak. Bu komisyon çalışmalarıyla birlikte uygulamalar gerçekleştirilecek. İşte o uygulamalar gerçekleştirilirken ortaya çıkacak olan yeni düzenlemeler tespit edilerek, kurul vasıtasıyla bu yeni düzenlemelerle ilgili yeni yasal düzenlemelerin yapılacağı siyasi iktidara ve Meclis’e iletilecek. Bir başka yanı da ‘Siz bazı şeyleri tek taraflı olarak nasıl yapacaksınız?’ sorularına cevap oluyor. Bu süreci başlatan kişi Sayın Öcalan. Onun örgütünün tasfiyesi ve silahsızlanma süreci ile ilgili olarak bir yasa yapıyorsunuz. O zaman kimi muhatap alacaksınız? Tabii ki Sayın Öcalan’ı muhatap alacaksınız. Tabii ki onun hareketini muhatap alacaksınız.
Sayın Öcalan daha özgür çalışma koşullarına kavuşabilecektir. Kendisiyle ilgili muhataplık ilişkisi daha sıkı bir şekilde kurulabilecektir. Çünkü dinamik bir yapısı var yasanın. Yani süreci ilerletmek istiyoruz.
Yasa açıkça düzenlenmemiş dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın statüsü ve koşulları nasıl belirlenecek?
Yasa açık düzenlememiş, düzenlemiş olmasa bile dolaylı yollarla aslında bu muhataplık ilişkisinin sürdürülmesinin zorunluluğunu da aslında ortaya koyuyor. Yani bu yönüyle de aslında Sayın Öcalan daha özgür çalışma koşullarına kavuşabilecektir. Kendisiyle ilgili muhataplık ilişkisi daha sıkı bir şekilde kurulabilecektir. Çünkü dinamik bir yapısı var yasanın. Yani süreci ilerletmek istiyoruz. Bu yasa, negatif barıştan pozitif barışa geçişin önemli bir başlangıcıdır aslında. Daha sonra demokratik entegrasyonla ilgili birçok ihtiyaç ortaya çıkacak. Hani onlar ileriki aşamalarda anlaşılacak ve onlarla ilgili de yasa yapılacak. Ancak bunu bu açıdan önemli bir başlangıç olarak görmek gerekiyor.
Bu yasaya ‘af’ yasası diyenler de var. “Af” ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yasa bir af yasası değil, bir erteleme kanunudur. Bazı süreç karşıtları ısrarla ve inatla bu kavramı kullanıyorlar. Af bütün sonuçlarıyla ortadan kalkıyor biliyorsunuz. Burada kesinleşmiş mahkumiyeti olanların mahkumiyetleri ortadan kalkmıyor, infazlar erteleniyor. Soruşturma ve dava dosyaları olanların yasa uygulanmaya başladığında soruşturma ve davaları düşmüyor. Belli kurallara bağlanmış durumda ve belli sürelere bağlanmış durumda. Dolayısıyla bu yönünü de hani vurgulamak gerekiyor. Çünkü sonuç itibariyle taraflar da görüşlerini açıkladıklarında ‘af’ olmadığı konusunda hemfikir olmuşlardır. Çünkü bu tartışma ‘af’ üzerinden yürütülürse ileride bunun başka sonuçları olabilecektir.
Yasada yer alan ‘terör’ ifadesi de eleştirilmişti…
Şimdi bakın, partimiz Meclis Komisyonu raporu görüşmelerinde de özellikle Kürtlerin özgürlük mücadelesini, Kürtlerin kimlik ve kültür hakları mücadelesini, Kürt örgütlerinin bu mücadelelerinde şiddet kullanmasını, “terör” kavramıyla ve “terör örgütü” kavramıyla birlikte kullanmamıştır. Böyle düşünmemektedir. Dünyada da zaten bu konuda bir hemfikirlik yoktur. Dolayısıyla Türkiye’nin kendi iç hukukunda kullandığı, Yargıtay içtihadı haline gelen ve özellikle çeşitli uluslar tarafından bu tarz sözleşmelerle de belli bir noktaya gelen kimi hususları şimdiden aleyhte bir tarzda kullanmalarını ben doğru bulmuyorum. Partimiz, bu görüşlerini ileri sürerek, bu şerhlerini belirterek, bu itirazlarını ifade ederek, bu sürecin ilerlemesine katkı sunmak için bu yasayı bu anlamıyla desteklemektedir. Eğer gerçekten birileri “terör” ve “terör örgütü” kavramı üzerinden tartışma yürütmek istiyorsa, gelsinler “Terörle Mücadele Kanunu” üzerinden her türlü tartışmayı ben, en azından şahsen, onlarla yapmaya hazırım. Hem ulusal hukuk bakımından hem uluslararası hukuk bakımından.
Dolayısıyla bu konuda çeşitli kimi yanlış anlaşılmalara sebep olacak yorumlara katılmadığımızı, Türkiye’nin kendi çatışma çözüm sürecinde tarafların aslında ileri sürdükleri argümanlara sahip olduklarını ama çatışmanın sona ermesi ve hukuk dışılıktan hukuk içiliğe geçiş sürecinde kimi bazı hususları sorun etmediklerini de belirtmek isterim. Bugüne kadar Kürt’ün her türlü hak talebini ‘terör’ kavramı ile boğmak isteyenlerin kullandığı argümanlar üzerinden bir tartışmayı herkes ile yürütebiliriz. Dolayısıyla bazı sorunları çözeceğimiz aşamada bu tartışmaları yürütmeyenler şimdi bu tartışmaları yürütmek istiyorlarsa bizim de elbette ki bu konuda söyleyeceğimiz sözlerimiz vardır.
Yasa nasıl uygulanacak, kimleri kapsayacak ve bundan sonra nasıl bir müzakere yapılacak?
Bu yasanın birinci maddesi amaç ve kapsam işte buradaki amaç hani PKK-KCK örgütünün kendisini feshetmesi ve silah bırakma sürecinin tamamlanması ile ilgilidir. Yine bu madde Milli Güvenlik Kurulu’nun bir teyit ve tespit mekanizması işleterek alacağı kararla artık silahlı mücadelenin bittiğini yani PKK’nin feshedildiğini tespit etmesi ve bununla birlikte bu sürecin ilerlemesi gerektiğini belirtiyor. Kapsamda herkes var. Yasanın 1’inci maddesinde kapsamda örgütün kurucusundan yöneticisine, üyesine, yardım edenine, propagandasını yapanına ve yine örgütsel anlamda işlenen her türlü suç yasa kapsamındadır, bunu vurgulamak gerekir. Yasadaki 3’üncü maddeye göre ise suç, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi düzenlenmiş.
Burada bazı kriterler getirilmiştir. 1 Haziran 2005’ten önce ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet alanlar erteleme hükümlerinden yararlanmayacaklardır. Burada Sayın Öcalan’ın başlangıçta yararlanmasını engellemek için böyle bir madde konmuştur. Bir de kasten öldürme suçlamasıyla karşılaşanlar erteleme hükümlerinden yararlanmayacaklardır. Bunun dışındakiler erteleme hükümlerinden yararlanacaklardır. Erteleme hükümlerinden yararlananların soruşturmaları ertelenecek, davaları ertelenecek. Belli süreler bekleyecekler. Kimisi 5 yıl bekleyecek, kimisi 10 yıl bekleyecek. O süre içerisinde yeni bir suç işlenmediği takdirde yani bir örgüt suçu işlenmediği takdirde soruşturmalar düşecek, davalar düşecek. İşin soruşturma ve kovuşturma kısmı bu. Yarın öbür gün yurt dışından gelişler olduğundan da yeni bir soruşturma açılması kurulun iznine tabi tutulacak.
Soruşturma ve kovuşturmasıyla ilgili olarak özellikle farklı hükümler de var ama davası devam edenler bakımından da tutuklu olanların dosyaları eğer istinafta veya yargıtay’daysa erteleme kapsamına giriyorlarsa tahliye edilecekler. Mahkeme erteleme hükmünü uygulamak için dosyayı ilk derece mahkemesine gönderecek. Bu bağlamda da bizim yasa metninden ve yasanın gerekçesinden anladığımız kadarıyla Kobanê Kumpas Davası’ndan tutuklanan arkadaşlarımızın da bu yasadan yararlanması gerekiyor. Bir başka nokta kesin hükümle mahkum olanlar bakımından. Onlar bakımından da aynı kriterler geçerli. Uygulama kapsamına girenler için ise hemen infaz hakimlikleri infazın ertelenmesi kararı verip tahliyeleri gerçekleştirecekler. Tam da burada bazı rakamlar söz konusu. Bu rakamlar Adalet Bakanlığı’nın birkaç ay önce arkadaşlarımıza ifade ettiği kesin rakamlar değil, ortalama rakamlar. 4 bin 800 ile 5 bine yakın kişi Türkiye hapishanelerinde PKK’den tutuklu ve hükümlü olanların sayısını oluşturuyor.
İlk etapta kaç kişinin yararlanmasını bekliyorsunuz?
Erteleme hükümlerinden ilk etapta yararlanabilecek olan kişi sayısının 3 bin 800 kişi olduğu belirtiliyor. Bu rakamlar değişebilir ama ilk etapta bin 900 kişi yararlanamayacak. Yine 10 binlerce kişi hakkında açılan gizli soruşturma dosyalarından bahsediliyor. Kimisi 75 bin diyor, kimisi daha fazla diyor. Dolayısıyla bu soruşturmaların çok büyük bir kısmı ertelemeden yararlanacak. 45 bin ile 50 bin civarında devam eden dava var. Bu davalar ertelemelerden etkilenecekler. 10 binlerce belki de yüzbinlerce insan yurt dışından gelmek isteyecek. Binlerce gerilla belki gelmek isteyecek. Dolayısıyla çok fazla insanın yararlanacağı bir yasadan bahsediyoruz.
Peki yasanın uygulanması ve yürürlüğe girmesi aşamaları nasıl hayata geçirilecek? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı kurulun çalışmaları nasıl ilerleyecek?
Kurul içerisinde Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, MİT Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olacak. Bu kurul kanun yürürlüğe girer girmez hemen toplanıp çalışmaya başlayacak. Kurul çalışmaya başladığında alt komisyonlar kuracak. Kurulun kuracağı komisyonlardan bir tanesi silahsızlanma ve siyasallaşma komisyonu olacak. Farklı isimlerle soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili komisyonlar da kurulabilir. İhtiyaç neyse ona göre kurullar kurulacak. İşte bu kurulacak komisyonlardan bir tanesinde özellikle Sayın Öcalan’ın ve hareketin mutlaka muhatap alınması ve onların kendi pozisyonlarına uygun olarak çalışmalarını sürdürebileceği koşulların oluşması gerekiyor. Hatırlayın Sayın Bahçeli dedi ya Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının daha da geliştirilmesi gerekir. Biliyorsunuz kendisi koordinatörlük önermişti zaten. Dolayısıyla bu yasanın kurula verdiği yetki çerçevesinde Sayın Öcalan’ın daha özgür çalışma koşullarına kavuşması mümkündür. Kavuşma imkanı vardır ve gereklidir.
Çünkü siz teyit ve tespit mekanizmasının ilerleyebilmesi için ne yapmanız gerekir? Karşılıklı çalışmanız gerekir. Siz silahı kime yani nereye bırakacaksınız? Bu nasıl tespit edilecek? Bunun kaydı nasıl tutulacak? Yani bu bir mekanizma konusudur. Burada bir komisyonun çalışması gerekir. Yurt dışından gelecek olanlarla ilgili yine elinde silah olanların silahlarını bırakıp gelmesi ile ilgili bir sürü mekanizmanın çalışması gerekiyor. İşte burada Sayın Öcalan’ın rolü tartışmasızdır. O nedenle mutlaka yasanın yetki verdiği komisyonun alacağı kurulun ve komisyonların alacağı kararlarla bu süreç zaten ilerleyecektir. Dolayısıyla kurul komisyonlar vasıtasıyla Sayın Öcalan’la zaten çalışmak durumunda kalacaktır. Yoksa süreç nasıl ilerleyecektir? Biliyorsunuz yani PKK’nin fesih kongresinde aldığı karar ne idi? Bu süreç Sayın Öcalan’ın yönetiminde ve yürütümünde ilerleyecektir. O şekilde ilerledi zaten.
Şimdi geldiğimiz aşamada da Kanun bazı yetkileri kurula vermiştir. Kurul bazı yetkilerini komisyonlar vasıtasıyla kullanacaktır. İşte o komisyonlarda da pekala Sayın Öcalan kendi görüşlerini hayata geçirecektir. Bunun için de ne olması gerekir? Sayın Öcalan’ın daha özgür çalışma koşullarına kavuşması gerekir. Sizin devlet olarak üstünüze düşen görev nedir? Bunun zeminini oluşturmaktır. Yani hukuki zeminini oluşturmaktır. Hükümet açıklama yaptı. 2,3 trilyon dolar son 40 yılın ekonomik maliyeti. Yani bununla birkaç kere Türkiye’nin kurulabileceğini insanların aklında tutması gerekir. Hele ki süreç karşıtları bunu unutmalıdır. Bakın bu trilyonlarca dolar harcanan para hepimizden gitti. 86 milyonun tamamından gitti. Dolayısıyla bu ülkede kimse barışa karşı gelemez.
Kurulun kuracağı komisyonlarda Sayın Öcalan’ın pozisyonunu ne kadar güçlendirirse ve Sayın Öcalan bu süreçte ne kadar etkili çalışırsa süreç o kadar hızlı olacaktır.
Peki yasanın uygulanması bakımından bir takvim öngürüyor musunuz?
Eğer bu çalışmalar hızlı yürütülürse özellikle sahada hani silahların bırakılmasıyla ilgili süreç hızlı bir şekilde gerçekleşirse Ekim ayına yetişme ihtimali var. Ancak bunu kesin bir şekilde bilemiyoruz. Yani burada bir aydan bahsetmek yanıltıcı olabilir. Belki daha erken olabilir. Belki Eylül ayı bile olabilir, bilmiyoruz. Fakat burada kanunda bir süre öngörülmediği için illa şu zaman olacaktır demek doğru olmaz. Daha geç bir tarihe de kalabilir. Bunu iki taraf ancak belirleyebilir. Yani onu özellikle söyleyeyim ki biliyorsunuz hareket adına yapılan açıklamalarda da yine Sayın Öcalan’ın pozisyonuna dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla kurulun kuracağı komisyonlarda Sayın Öcalan’ın pozisyonunu ne kadar güçlendirirse ve Sayın Öcalan bu süreçte ne kadar etkili çalışırsa süreç o kadar hızlı olacaktır.
Yasa sonrası neler tartışılacak ve demokratikleşme adımları ne zaman gelecek?
Bundan sonra Meclis Komisyon raporunu herkes aklında tutmalıdır. Bu yasa 6’ncı bölümle ilgiliydi. Bu yasa uygulanmaya başlandıktan sonra hızla 7’nci bölümdeki demokratikleşme ile ilgili konuları konuşacağız. Bu bölümdeki adımların başında infaz hukukundaki eşitsizlikler yani bakın bu yasa uygulanmaya başladığında infazda bir sürü sorun çıkacaktır. Yani bir kere bu sorunların da aşılması gerekir. Biz bunu muhataplarımıza ilettik. Hangi alanda ne gibi sorunlar çıkacak üzerinden konuları tartıştık. Türkiye’nin infaz kanununu sil baştan yeniden yapması gerekiyor. Bakın ben sosyal medyadan da izliyorum. Yeni Türk Ceza Kanunu ve yeni infaz kanunu, yeni CMK çalışmalarına katılan ve sürece açıktan karşı olan bazı kişilerin bakış açılarını ibretle izliyorum. Hapishanelerde bu kadar çok insan olmasının sebeplerinden bir tanesi de her suça ayrı ayrı cezalandırma mantığının geldiği noktadır.
Bir ülke düşünün, Anayasasının 90’ıncı maddesini her gün çiğniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamak zorundasınız. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor. Ben de şimdi soruyorum; Anayasa Mahkemesi üyelerini kim atadı? Sayın Cumhurbaşkanı atadı, değil mi? Bu ülkenin cumhurbaşkanının atadığı Anayasa Mahkemesi üyelerinin verdiği kararı eğer bu ülkenin Yargıtay’ı uygulamıyorsa burada bir problem vardır. Demek ki ne olacak? Hemen hızlıca Türkiye yeniden evrensel hukuk ölçütlerinin uygulandığı bir noktaya gelmesi gerekecek. Yine bu saçma sapan ‘terörle mücadele’ kanunundan Türkiye’nin kurtulması gerekir. Bu kanun vasıtasıyla öyle ‘terör ve terör örgütü’ kavramlarını tartışan birçok insan var. Gelin TMK’nin tümden kaldırılması için kampanya açalım. Bu TMK’nin milyonlarca insana verdiği zararı anlatalım.
Dolayısıyla çatışma çözüm bağlamında bu yasalar Kürt sorununu çözecek mi? Bu yasalar Kürt sorununun çözümünde önemli aşamalar kat edecekler. Kürt sorunu ancak yeni demokratik ve sivil bir anayasayla çözülebilir. Çünkü sadece Kürtlerin değil, bütün etnik grupların, inanç gruplarının yani kendini öteki hisseden evrensel hakları onların ismini yazmanıza gerek yok. Yeter ki onları tanımlayın. Onların hakları, topluluk haklarını anayasal güvenceye bağladığınız zaman zaten sorunlar ortadan kalkacaktır. Yani dolayısıyla ileriki aşamalar bunları tartışacağız, konuşacağız. Kürtçe’nin Anadil olarak eğitim kurumlarında okutulması, öğretilmesi, toplumsal yaşamda, kamusal yaşamda kullanılması önündeki engellerin kaldırılabilmesi için bir anayasal düzenleme yapılması veya anayasal engelin ortadan kalkması gerekiyor. Bakın işte bu nedenle önce şiddet değil mi argümanı bakın ortadan kalktı. Yıllarca silah bahane edildi. Öyle değil mi? Sayın Öcalan ne diyor? Artık bahaneniz yok diyor. İnsan haklarına uygun adım atacaksınız. Atmak durumundasınız. Hangi çağda yaşıyoruz yani? Cep telefonun bile neredeyse dünyada konuşulan bütün dillerle Konuşmaya başladı. Ben hala konuşamıyorum. Dolayısıyla bu bağlamda konuşuşlacak bir çok konu var. Meclis Komisyon raporunu 7’nci bölümünde birçok konuya zaten değinilmişti. Onlar daha yüksek sesle konuşulacaktır.
Demokratikleşme olmadan barış olmaz” diyenlerin de eleştirileri oluyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben, hani naçizane, özellikle 1993’ten bu yana Sayın Öcalan’ın barış arayışlarını inceledim. Bazısında bizzat Akil İnsanlar Heyeti üyesi olarak yer aldım. Bakın, Türkiye gibi ülkelerde barış gelmeden demokratikleşme ile ilgili konular bir türlü gelmiyor. Yani bazı arkadaşlarımız şöyle diyor: ‘Demokratikleşme olsun ki barış olsun’ Sevgili arkadaşlar, 1999-2004 arası Türkiye, Avrupa Birliği’nin önce üyelik müzakerelerine başladı, sonra katılım müzakerelerine başladı. Neydi o dönem slogan? “Avrupa Birliği’ne üye olacağız, demokratikleşeceğiz, Kürt sorunu çözülecek.” Olmadı. Önce Kürt sorununu çözeceksin, barışı getireceksin. Barışla beraber demokratikleşmeyi gündemine alacaksın. 2009-2015 arası denendi, yine olmadı.
Elbette ki demokratikleşme olmadan bazı şeylerin olmayacağını biliyoruz. Fakat şimdi biz, barış yoluyla işte o demokratikleşmeyi zorluyoruz.
Dolayısıyla Meclis Komisyonu raporunda da önce silahsızlanma, yani negatif barıştan pozitif barışa geçişle birlikte demokratikleşme gündemimize gelecek. Bu şekilde ülke olarak demokratikleşeceğiz. Yani bu tartışmayı uzatmak anlamsız. Elbette ki demokratikleşme olmadan bazı şeylerin olmayacağını biliyoruz. Fakat şimdi biz, barış yoluyla işte o demokratikleşmeyi zorluyoruz. Hani demokratikleşmeye giden yolu açmak istiyoruz. O nedenle birçok çevrenin destek vermesi gerekiyor. Özellikle bazı çevreler bunu polemik konusu yapmayı çok seviyor. Fakat Türkiye örneği tecrübeyle sabittir. Gelin, önce şu pozitif barışı sağlayalım. Toplumsal barışımızı ve demokratikleşmemizi de hep birlikte gerçekleştirelim. Bu sürecin daha çok aşamalarını göreceğiz. Merdivenin basamaklarını teker teker çıkmak durumundayız.




