• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Can Atalay: ‘Barışa evet, antidemokratikleşmeye hayır’

Can Atalay: ‘Barışa evet, antidemokratikleşmeye hayır’

Can Atalay: ‘Barışa evet, antidemokratikleşmeye hayır’
  • Yayınlanma: 20 Ağustos 2026 07:00
  • Güncellenme: 20 Ağustos 2026 07:11

Silivri Cezaevi’nin görüş kabinlerinden birinde Can Atalay’ı beklerken, onun hayatının bütün durakları aynı hikayenin parçaları gibi geliyor insana.

Soma’dan Hendek’e, Hendek’ten Çorlu’ya 

Soma’da ölen madencilerin aileleri… Hendek’teki patlamada yakınlarını kaybedenler… Çorlu tren katliamında çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini yitirenler…

Aladağ’da Süleymancıların yurdunda çıkan yangında hayatını kaybeden çocukların aileleri… Sonra Validebağ Korusu. Emek Sineması. Gezi Parkı. Taksim Dayanışması.

Can Atalay’ın avukatlığı Türkiye’nin son yıllardaki bütün büyük adaletsizliklerinin ve bütün büyük toplumsal itirazların kesiştiği bir yerde duruyor.

Ben bunları hatırlarken, Can Atalay hafızamdaki o kocaman gülümsemesi ile görüş odasının diğer kapısında beliriyor.

Meslektaş olarak da tanışıyoruz ama “Bugün gazeteci olarak geldim, söyleşeceğiz seninle” diyorum, “Eyvallah” diyor gülerek.

Milletvekilliği düşürüldü

Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılmış, 4 Mayıs 2023 seçimlerinde Hatay’dan milletvekili seçilmişti. Ancak seçilmiş bir milletvekili olarak Meclis’e gidemedi. Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 2023’te Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Anayasa Mahkemesi iki kez “Can Atalay milletvekilidir, yasama görevini yapması için serbest bırakın” dedi. Bu kararların gereği yerine getirilmedi. 30 Ocak 2024’te Yargıtay kararının TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla milletvekilliği düşürüldü.

Can Atalay, 25 Nisan 2022’den beri cezaevinde. Yaklaşık 4 yıl 4 ay olmuş.

Marmara Cezaevi’nin 9 No.lu bölümünün tek kişilik koğuşunda zamanını nasıl geçirdiğini ve sağlığını soruyorum önce.

“Spor yapıyorum, okuyorum ama en çok bir şeyler çalışıyorsam keyfim yerinde oluyor.”

Hatay deprem raporunu genişletmek için çalıştığını söylüyor şu sıralar.

“Burada zaman çalışırken daha hızlı geçiyor.”

Depremden sonra kentin yaşadığı yıkımın ve Hataylıların sorunlarının takipçisi olmaya devam ediyor.

Hatay’dan ne kadar haberdar olabiliyor merak ediyorum. Kentin bugün neye benzediğini, Hataylıların neler yaşadığını öğrenebiliyor mu? “Cezaevinden ne kadar mümkün olabilirse o kadar takip ediyorum Hatay’ı” diyor. Sonra gülümsüyor:

“Merak ediyorum tabii, kendi gözlerimle görmek isterdim şimdi ne durumda olduğunu.”

‘Siyasetin konuşabilmesi için demokratik güvencelerin varlığı şart’

Can Atalay’la konuşurken söz dönüp dolaşıp Kürt meselesine, yeni sürece ve Çerçeve Yasa’ya geliyor elbette. Milletvekili
seçildiği partisi TİP, eleştirileriyle birlikte ‘Evet’ oyu kullanmıştı Meclis’teki oylamada. Onun bu konudaki yaklaşımı da aynı.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının ardından 4 Mart 2025’te sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayı hatırlatarak: “Ben hala oradayım” diyor.

4 Mart 2025’te yaptığı açıklamasında, siyasetin konuşabilmesi için önce şiddetin gölgesinin kaldırılmasının gerektiğini söylemişti.

“Siyasetin konuşabilmesi için de hukukun ve demokratik güvencelerin varlığı şart” dedi.

Şimdi de aynı noktada duruyor.

“Kürt sorununda şiddetin gölgesini, memleketin ve Kürt yurttaşlarımızın demokratik talepleri üzerinden kaldırmak, şiddetsiz bir siyaset ortamı oluşturmak.”

Ardından temel itirazını söylüyor:

“Hukuk olmadan barış da güvencede olabilir mi?”

Can Atalay için meselenin düğümlendiği yer burası.

“Silahların bırakılması ile iklim bir nebze ferahlayacak ama Batı’da kaygı var. ‘Ne oluyor?’ sorusunun cevabı belli değil.”

Onun için barış ile hukuk birbirinden ayrılabilecek iki başlık değil.

“Barışın da demokrasinin de hukuka ihtiyacı var. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez, bu doğru.”

Ama hemen ardından ekliyor:

“Türkiye demokratikleşmeden de Kürt sorunu kökten çözülemez.”

Can Atalay’ın yaklaşımında bu iki cümle birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı gibi.

‘Antidemokratikleşmeye itiraz ediyorum’

Çerçeve Yasa’nın Meclis’e geldiği 10 Ağustos’ta yaptığı paylaşımı da hatırlatıyorum. Tarık Ziya Ekinci’ye yazdığı mektubu.

“Sevgili Tarık Ziya Ekinci ağabeyim” diye başladığı yazıda, bütün tereddütlere ve kendi yaşadığı hukuksuzluğa rağmen barış için çaba gösterdiğini söylüyordu. Mektupta uzun uzun anlattığı mevzunun özünü tek cümleyle ifade ediyor görüşmemizde:

“Barışa desteğe evet, antidemokratikleşmeye hayır.”

Barışa karşı çıkmadığını tam tersine, kalıcı olabilmesi için demokratik bir zemine oturması gerektiğini savunuyor.

“Barışı destekliyorum, hiç şüphe yok. Antidemokratikleşmeye itiraz ediyorum.”

Silahların bırakılmasını önemsiyor. Kürt meselesinin silahların gölgesi olmadan konuşulabilmesini istiyor. Ama bütün bunların kalıcı olabilmesi için hukuka, demokrasiye ve toplumsal mutabakata ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Bu nedenle
sürecin yalnızca iktidarın iradesine bırakılamayacağına inanıyor.

Tam burada, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını ve kayyım uygulamalarına son verilmesini gerekli gördüğünü, kendine özgü o heyecanlı üslubuyla üzerine basa basa vurguluyor.

DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi öncesindeki açıklamalarını dinlemiş. Özellikle Pervin Buldan’ın açıklamasını önemli bulduğunu belirtiyor. Pervin Buldan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları görüşme öncesinde AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini söylemesini hatırlatıyor. Can Atalay için sürecin önemli başlıklarından biri bu.

Biz bu sohbeti yaparken tüm avukat görüş odaları doluydu. İBB davasının tutuklu belediye başkanları, birkaç gün sonra başlayacak ikinci celseye hazırlanıyorlardı. Uzaktan selamlaşıyor, el sallıyorlar camekanların ardından. Mahpusun halinden en iyi mahpuslar anlar.

“Burada zaman çalışırken daha hızlı geçiyor.”

Belki de Can Atalay’ın Silivri’deki hayatını en kısa ama en öz anlatan cümle bu.

Çalışıyor.

Hatay’ı takip ediyor. Türkiye’yi izliyor. Barışı izliyor.

Bütün bunların içinde onun sözleriyle söylersem aynı yerde durmaya devam ediyor.

“Barışa desteğe evet, antidemokratikleşmeye hayır.”