NATO Zirvesi’nin bir kararı daha hayata geçti: Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı arasında askeri ittifak anlaşması Mekke’de imzalandı. Daha önce Krallık ile Pakistan İslam Cumhuriyeti arasında imzalanan ittifakı genişleten bu anlaşma, Suudi Arabistan’ı Ortadoğu NATO’sunun merkez ülkesi yapıyor.
Anlaşmanın NATO benzeri yapısı dikkat çekicidir. Bir ülkeye yapılan askeri saldırı, üç ülkeye de yapılmış sayılacak. NATO’nun 5. Maddesi’nin Ortadoğu’ya doğru genişletilmesi midir bu? Diğer yandan, bu madde hakikaten uygulanacak mıdır?
Yani bu askeri ittifaka girmekle Türkiye, Suudi Krallığı’nın tüm hasımlarını hasım mı bellemiş oluyor? Yemen (Sanaa) hükümeti Suudi rafinerilerini bombaladığında, Türkiye bunu üzerine alıp İran’a füze mi yollayacak?
Dahası da var. Pakistan şu anda resmen Afganistan’la savaş halindedir. Türkiye’de mi Afganistan’a savaş açacak? Bu yıl içinde Hindistan’la Pakistan neredeyse savaşa giriyorlardı. Karşılıklı hava saldırıları yaşandı. Cammu-Keşmir üzerindeki paylaşım rekabeti nedeniyle böyle bir savaş hala olasıdır. Bu olursa Türkiye, Hindistan’a savaş mı açacak?
Bütün bunların olacağını pek sanmıyorum. Zira örneğin aynı anlaşmanın tarafı olan Pakistan, İran’ın Suudilere saldırılarını kınamakla yetindi. Muhtemelen Türkiye de aynısını yapacaktır. Dolayısıyla bu anlaşmaya boyundan büyük anlamlar yüklemek yersiz olur.
Ne var ki yine de, Mekke Anlaşması, İran karşıtı üçlü bir kuşatma anlaşmasıdır. Doğrudan doğruya İran’ı hedeflemektedir. Anlaşmanın “İsrail’e karşı” yapıldığı iddiası, gerçek amacını gizleyen yanlış bir saptamadır. Suudi Arabistan’ın İsrail’le İbrahim Anlaşması imzalamanın eşiğindeki bir ülke olduğu unutulmamalıdır.
NATO zirvesinin hemen ardından yaşanan gelişmelere bakalım:
ABD ile Suudi Krallığı arasında, Krallığın nükleer silah elde etmesine imkân sağlayan bir anlaşma yapıldı,
Yemen (Sanaa) hükümetinin Bab’ül-Mendep boğazını kapatma tehditleri ve Suudi gemilerine yönelik saldırıları yaşandı,
Suudilerin liderliğinde Kızıl Deniz geçişini açık tutmayı amaçlayan bir denizcilik ittifakı (Türkiye ve Mısır’ın dahil olduğu bir anlaşmayla) kuruldu.
İşte Mekke Anlaşması, bu gelişmelerin bir devamıdır. Sekteryasını Suudilerin yürüteceği bu askeri ittifak, NATO’nun Ortadoğu uzantısıdır. Yalnızca NATO’nun gösterdiği hedeflere yönelebilir. Yalnızca ABD’nin izinde savaşır.
Diğer yandan, Türkiye bu anlaşmaya girmekle güvenlik değil, güvensizlik elde ediyor. Suudi Arabistan Krallığı parasını bastırıp güvenlik desteği satın alıyor. Mehmet Şimşek göreve geldiğinden beri nafile çabalara defalarca Körfez sermayesini Türkiye’ye akacağı bir kanal, askeri ittifak anlaşmasıyla yaratılıyor. Türkiye’ye davet etti. Şimdi, tam da seçimlere 1-2 yıl kalmışken, Körfez sermayesinin Türkiye’ye akacağı bir kanal, askeri ittifak anlaşmasıyla yaratılıyor. Türkiye aynı tarihsel trajedinin içinde 1950’lerden beri deviniyor. En önemli ihraç ürünü hala askerlerden oluşuyor.
Ordusu çok zayıf Suudi Arabistan, askeri ittifakın sekreteryasını oluştururken, Erdoğan yönetimi ise askeri imkanlarını uluslararası onay elde etmek uğruna kullanıyor. İran’ın ‘Şii hilaline’ karşı, İran’ı kuşatan ‘Sünni dolunayı’ ile, ABD’nin takdirini, Suudilerin parasını almayı amaçlıyor.
Bir yandan da İran’a karşı emperyalist savaşın ikinci aşaması, NATO Ankara Zirvesi’nde yapılan planlama doğrultusunda adım adım yaklaşıyor.




