• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Süreçten beklenti: Kürtçeye statü, ana dilinde eğitime anayasal güvence

Süreçten beklenti: Kürtçeye statü, ana dilinde eğitime anayasal güvence

Süreçte atılan adımların olumlu ancak tek başına yetersiz olduğunu belirten ANKA-DER Temsilcisi Mustafa Karaman, “Temel hedefimiz, Kürt çocuklarının okul öncesinden eğitimlerinin son aşamasına kadar anadillerinde eğitim görmeleridir. Ne de olsa dilin özgürlüğü ile barış birbirinden ayrılamaz” dedi.

Süreçten beklenti: Kürtçeye statü, ana dilinde eğitime anayasal güvence
Süreçten beklenti: Kürtçeye statü, ana dilinde eğitime anayasal güvence
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 6 Eylül 2026 10:43
  • Güncellenme: 6 Eylül 2026 10:44

Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen tartışmalarda en kritik başlıklardan biri Kürtçenin statüsü ve ana dilinde eğitim hakkı olmaya devam ediyor. Süreç kapsamında yasal ve anayasal güvencelerin sağlanması beklenirken, Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER) Temsilcisi Mustafa Karaman konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kürt dilinin tarihsel derinliğini ve uğradığı sistematik asimilasyon politikalarını hatırlatan Karaman, atılan sembolik adımların ötesine geçilerek çocukların okul öncesinden itibaren kendi ana dillerinde eğitim almalarının önünün açılması gerektiğini söyledi.

Kürtçenin zengin ve derin bir dil olduğunu belirten Karaman, Kürt dilinin tarih boyunca bu topraklarda varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Karaman, şöyle konuştu:

“Bu dil, bin yıllar boyunca bu topraklarda varlığını sürdürüp gelişmiştir. Kesintisiz bir sürekliliğe sahip olan bu dil; Gutiler, Hurriler, Kassitler, Hititler ve Medler gibi halklar, bu kutsal dili kullanarak büyük medeniyetler inşa etmelerine olanak tanımıştır. Başta Zend-Avesta olmak üzere pek çok önemli eser bu dilde kaleme alınmıştır. Kürt dilinin bu döneminde Baba Tahir Uryan, Ehmedê Xanî ve Fatîma Lûriya gibi şahsiyetlerin eserlerine uzanan serüvenini incelediğimizde, işinin ehli ustalarca yoğrulmuş, muazzam bir derinliğe ve öneme sahip bir edebi gelenekle karşılaşırız.”

‘Asimilasyon süreci 1925’ten itibaren sistematik uygulandı’

Kürtçenin tarihsel mirasına rağmen çeşitli asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirten Karaman, bu politikaların 1925 sonrasında sistematik hale geldiğini savundu.

Karaman, şu ifadeleri kullandı:

“Asimilasyon süreci, 1925 yılında İsmet İnönü’nün ‘Türk Ocakları’nda yaptığı ve katı bir Türk ulusal kimliğinin dayatılması kararının alındığı konuşmanın ardından başladı. Talimat açıktı; Türk, Kürt veya başka dilsel kökenlerden gelen hiç kimse, kendisini Türk dışında bir kimlikle tanımlamayacak ya da Türkçeden başka bir dil konuşmayacaktı. Bu politika 1925’ten itibaren sistematik bir şekilde uygulandı. Latin alfabesi kabul edildi ve Türkçe, tanınan tek dil haline getirildi. Bu zihniyet günümüzde de varlığını sürdürmektedir. 1940 ile 1970 yılları arasında yoğun bir asimilasyon yaşandı. Ancak Kürt halkı, gençler ve eğitimli kesim de dahil olmak üzere bu dönemde bir uyanış yaşadı ve özgürlük mücadelesini başlattı. Söz konusu mücadele bugün de devam etmektedir.”

‘İki tür asimilasyon süreci’

Asimilasyonun farklı biçimlerde yürütüldüğünü belirten Karaman, bunlardan birinin ekonomik ve toplumsal ilişkiler üzerinden gelişen “doğal asimilasyon”, diğerinin ise siyasi politikalarla yürütülen zorunlu asimilasyon olduğunu söyledi.

Karaman, şöyle konuştu:

“Bunlardan biri doğal asimilasyon, diğeri ise siyasi politikalarla yürütülen zorunlu asimilasyondur. Bu durum, siyasi boyunduruk altına alma politikasıyla yürütülmektedir. Doğal olarak bu süreç ekonomik ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı düzeylerde işler; bu, yalnızca siyasi boyunduruk yoluyla gerçekleşen bir asimilasyon biçimi olmadığı gibi, temel tehlike de bu değildir. Asıl tehlike, bizzat siyasi boyunduruk altına alma olgusunun kendisindedir. Nihayetinde bu süreç, bir halkın niteliğini değiştirir; zira asimilasyon, özünde bir halkın zaman içinde dönüşüme uğratılmasıdır.”

‘Dil adına hiçbir şey yapılmadı’

Süreç kapsamında atılan adımların olumlu olduğunu ancak yeterli olmadığını belirten Karaman, ana dili konusunda henüz somut bir adım atılmadığını söyledi.

Karaman, Kürtçenin resmi statü kazanması ve anadilde eğitim hakkının güvence altına alınması yönündeki mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Dil adına hiçbir şey yapılmadı. Yasal düzenlemeler tek başına her şeyi çözemez; barış yönündeki girişim olumlu bir adım olsa da, tek başına yetersizdir. Ana dilimize ilişkin mücadelemizi ve çabalarımızı güçlendirmeli, aktif bir şekilde direniş göstermeliyiz. Henüz resmi statü kazanmamış olsa bile, Kürt dili uğruna verilen mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Varlığınız, direnişe ve mücadelenin sürdürülmesine bağlıdır; bunlar olmadan, ne kadar çabalarsanız çabalayın, varlığınızı yitirirsiniz.”

Hedef: Kürt çocuklarının ana dilinde eğitim görmesi

Dil kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının ana dilinde eğitim hakkının hayata geçirilmesi konusunda önemli sorumlulukları olduğunu belirten Karaman, temel hedeflerinin Kürt çocuklarının eğitim hayatlarının tamamında anadillerinde eğitim görebilmesi olduğunu söyledi.

Karaman, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu hususta tetikte olmalı, aktif bir mücadele ve çaba içinde bulunmalıyız. Yürütülen çalışma, tıpkı bir atölye faaliyeti gibidir; tek seferlik veya durağan bir iş değildir. Aksine bu çalışma, belirli talepler ve mevcut kaynaklar doğrultusunda ilerler. Temel hedefimiz, Kürt çocuklarının okul öncesinden eğitimlerinin son aşamasına kadar ana dillerinde eğitim görmeleridir. Ne de olsa dilin özgürlüğü ile vatanın özgürlüğü birbirinden kopmaz bağdır.”

‘Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür olmasını istiyoruz’

Her dilin herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan kullanılabilmesi gerektiğini belirten Karaman, dil hakkının demokrasi ve barış tartışmalarının temel başlıklarından biri olduğunu ifade etti.

Karaman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kürt dilinin özgür olmasını istiyoruz. Üstelik sadece Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür ve kısıtlamalardan uzak olmasını arzuluyoruz. Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür ve kısıtlamalardan uzak olmasını arzuluyoruz. Okullar burada hayati bir rol oynamaktadır; zira yaklaşık sekiz milyon Kürt çocuk ve genci buralarda eğitim görmektedir. Demokrasi ve barışı arzuluyor olsak da, dil meselesi hayati önemini korumaktadır. Özgürlük anı yaklaştıkça, bu özlem giderek daha da güçlenmektedir.” (MA)

‘Kürtçe anlıyorum ama konuşamıyorum’

Etiketler: kürtçesüreç