• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Husilerin ilerleyişi ve Orta Doğu’da değişen güç dengeleri
Husilerin ilerleyişi ve Orta Doğu’da değişen güç dengeleri
Yıldız Önen 21 Eylül 2026

Husilerin ilerleyişi ve Orta Doğu’da değişen güç dengeleri

Husilerin ilerleyişi ve Orta Doğu’da değişen güç dengeleri

 

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın yarattığı kırılgan dengeler, Yemen’de Husilerin ilerleyişiyle yeni bir aşamaya taşındı. İran destekli Husi güçlerinin Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz kıyılarındaki etkisini genişletmesi, Muha çevresinde ilerlemesi ve Suudi Arabistan’ın petrol tesisleri ile askeri noktalarını hedef alması, Yemen’deki çatışmanın bölgesel etkisini büyüttü.

Yemen’deki çatışma, yalnızca yerel savaşın seyri açısından değil, Suudi Arabistan’ın güvenlik tercihleri, ABD’nin bölgedeki askeri rolü, Türkiye ve Pakistan’ın konumu, İsrail’in Riyad’la ilişkileri ve küresel enerji taşımacılığı açısından da önem kazandı.
Çatışmaların askeri boyutunun yanında Yemen’deki insani durum da ağırlaşıyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre son haftalarda 112 binden fazla kişi yerinden edildi. Yaklaşık 3 bin sivil Babülmendep üzerinden teknelerle Cibuti’ye kaçtı.
BM, Yemen’de 22 milyon kişinin acil insani yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtirken, insani yardım stoklarının da tükenme noktasına geldiği uyarısında bulunuyor. Husilerin kontrolüne geçen Muha kentinden binlerce sivil ayrılırken, kentte kalanlar çatışmalar nedeniyle evlerinden çıkamıyor.

Yemen’de çatışmalar büyürken Riyad Washington ilişkileri

Yemen’de Husilerin Muha çevresinde kontrol alanını genişletmesinin ardından Suudi Arabistan destekli Yemen güçleri geri çekildi. Riyad ise Husi mevzilerine yönelik hava saldırılarını artırdı.

Suudi Hava Kuvvetleri bir hafta içinde Yemen genelinde 300’ün üzerinde hava saldırısı düzenledi. Suudi Arabistan’ın farklı kentleri ve enerji altyapısı da Husi saldırılarının hedefi oldu. Yanbu petrol limanı ve Khamis Mushait askeri üssü saldırıya uğrayan noktalar arasında yer aldı.
Husilerin kıyı kenti Muha’ya doğru ilerlediği ve Suudi Arabistan destekli güçlerin geri çekildiği 10 Eylül’de Veliaht Prens

Muhammed bin Selman, Donald Trump’la iki kez görüştü ve Husilere karşı ABD hava saldırısı talep etti. Washington ise doğrudan saldırıya katılmak yerine istihbarat paylaşımı ve hedef belirleme desteğiyle yetindi.

ABD’nin bu tutumunda iki unsur öne çıkıyor. Birincisi, İran’la devam eden savaş nedeniyle özellikle füze ve diğer kritik mühimmat stokları üzerindeki baskı.

Pentagon denetim raporunda savaşın ilk dört ayındaki ABD harcamalarının 33 milyar dolara ulaştığı, bunun 22 milyar dolarının mühimmat için harcandığı belirtiliyor. Raporda ayrıca çok sayıda uçağın kaybedildiği veya hasar gördüğü, yüzlerce bina ve yapının vurulduğu ve ABD diplomatik tesislerinin ağır hasar aldığı ifade ediliyor.

İkinci unsur ise Husilere karşı doğrudan yeni bir askeri cephe açılmasının İran’la yürütülen çatışmanın kapsamını genişletme ihtimali.

Bu gelişmelerin gölgesinde Washington’ın Suudi Arabistan’a 24,3 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı ve gelişmiş askeri teçhizat satışına onay vermesi dikkat çekiyor. F-35 anlaşması, Riyad’ın hava gücünü geliştirme çabasının önemli unsurlarından biri. Ancak bu uçakların Husilerin kullandığı düşük maliyetli İHA ve füze saldırılarına tek başına çözüm oluşturması beklenmiyor.
Satış İsrail açısından da bölgesel askeri denge tartışmasını beraberinde getiriyor.

İsrail’in, Suudi Arabistan’a F-35 satışının ardından kendi hava üstünlüğünü koruyacak ek silah ve sistemler talep etmesi bekleniyor; bunlar arasında sığınak delici füzeler de bulunuyor. F-35 satışının gerçekleşmesi halinde ilk teslimatların anlaşmanın tamamlanmasından yıllar sonra yapılması öngörülüyor. Dolayısıyla satış, mevcut Husi saldırılarına kısa vadeli bir yanıt olmaktan çok, Suudi Arabistan’ın orta ve uzun vadeli askeri kapasitesinin yeniden düzenlenmesi açısından önem taşıyor.

Mekke Anlaşması, Türkiye ve Pakistan’ın konumu

Washington’ın doğrudan askeri desteğe mesafeli durması, Riyad’ın bölgesel ortaklıklarını daha fazla öne çıkardı. Suudi Arabistan’ın Pakistan ve Türkiye ile savunma ilişkileri bu çerçevede yeniden önem kazandı.

Türkiye şimdilik temkinli bir tutum sergiliyor. Ankara, Suudi Arabistan’ın egemenliğine ve güvenliğine yönelik saldırıları kınarken bölgesel istikrarın korunması gerektiğini vurguladı.

Pakistan ise Suudi Arabistan’a daha açık bir güvence verdi. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünün veya sınırlarının tehdit edilmesi halinde Mekke Anlaşması’nın uygulanması gerektiğini ve İslamabad’ın Riyad’ın güvenliği için gerekli adımları atmaya hazır olduğunu açıkladı. Pakistan’ın halihazırda Suudi Arabistan’da eğitim ve iç güvenlik alanlarında görev yapan yaklaşık 8 bin askeri bulunuyor. Pakistan’ın JF-17 savaş uçakları ve hava savunma sistemleri de Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesinin parçaları arasında.

İsrail’in rolü ise farklı bir düzlemde şekilleniyor. İsrail’in; Husilerin Kızıldeniz’deki konuşlanmaları, silah altyapıları ve olası saldırı planları konusunda Suudi Arabistan’la istihbarat paylaşımına başladığı öne sürülüyor. İsrail’in askeri destek karşılığında Riyad’ın kendisini resmen tanımasını istediği de iddialar arasında. Bu iddiaların gerçekleşmesi halinde Yemen’deki savaş, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkilerin geleceği açısından da yeni bir başlık yaratabilir.

Hürmüz ve Babülmendep’te ticaret yolları daralıyor

Yemen’de Husilerin ilerleyişi sürerken bölgenin diğer ucundaki Hürmüz Boğazı’nda da geçişler ciddi biçimde azaldı. İran Devrim Muhafızları’nın boğazdan geçen gemilere yönelik saldırıları sürerken, ABD Merkez Komutanlığı İran limanlarını kullanan veya kullanması beklenen ticari gemilerin rotalarını değiştirdi.

Reuters’ın 10 Eylül verilerine göre Hürmüz Boğazı’ndan o gün yalnızca sekiz ticari gemi geçti. Bu tablo, dünya petrol ticaretinin önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’deki daralmanın boyutunu gösteriyor.

Suudi Arabistan’ın Körfez’den çıkardığı petrolün bir bölümünü Hürmüz’ü kullanmadan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşımasını sağlayan yaklaşık 1.200 kilometrelik Doğu-Batı Petrol Boru Hattı da saldırıların ardından devre dışı kaldı. Böylece Riyad’ın Hürmüz’e alternatif olarak kullandığı önemli güzergâhlardan biri de işlevini yitirdi.

Hürmüz ve Babülmendep’in aynı dönemde baskı altında kalması, enerji taşımacılığı açısından daha geniş bir sorun yaratıyor. Gemilerin daha uzun rotalara yönelmesi ulaşım süresini artırırken navlun ve sigorta maliyetlerini de yükseltiyor. Petrol taşımacılığında Körfez’den çıkış ile Kızıldeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan güzergâhın aynı anda etkilenmesi, bölgesel çatışmanın küresel ticaret üzerindeki etkisini büyütüyor.

Petrol piyasaları da gelişmelere tepki verdi. Brent petrolün varil fiyatı Eylül ayının ikinci haftasında yeniden 100 doların üzerine çıktı. ABD’de motorin fiyatları da rekor seviyelere ulaştı.

Yemen’den Orta Doğu’ya yayılan etkiler
Yemen’de Husilerin ilerleyişi, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın yarattığı mevcut tabloya yeni bir boyut ekledi.

Riyad’ın Washington’dan doğrudan hava desteği alamaması, Suudi Arabistan’ın dış güvenlik ilişkileri açısından dikkat çekici bir gelişme. Bu noktada Riyad açısından birkaç farklı yol ortaya çıkıyor. Suudi Arabistan’ın kendi askerlerini Yemen’e göndermeden Suudi yanlısı Yemen güçlerini finansal ve lojistik olarak desteklemeyi sürdürmesi bir seçenek olabilir.

Bir başka seçenek ise askeri baskının ardından Yemen’de siyasi bir çözüm arayışına yönelmek. Böyle bir süreçte Yemen’in yeniden inşasına ekonomik katkı, limanların kullanımına ilişkin düzenlemeler ve Suudi topraklarına yönelik saldırıların sona erdirilmesi gibi başlıkların müzakere edilmesi mümkün olabilir.

İran açısından da Yemen cephesinin önemi artıyor. Tahran’ın Hürmüz ve Yemen üzerinden bölgesel çatışmanın kapsamını genişleten bir güç oluşturma olasılığı var. Ancak Husilerin attığı her adımın doğrudan İran tarafından belirlendiğini varsaymak yerine, Husilerin kendi siyasi ve askeri hesaplarının da bulunduğunu dikkate almak gerekiyor.

Husilerin Yemen’deki ilerleyişi, tek başına Yemen savaşının yeni bir aşaması olarak görülemeyecek kadar geniş etkiler yaratıyor.

Babülmendep’teki gelişmeler Suudi Arabistan’ın güvenlik politikalarını etkilerken, Hürmüz’deki daralma ile birleştiğinde enerji ve ticaret yollarındaki baskıyı artırıyor.

Washington’ın tutumu Suudi Arabistan’ın bölgesel ortaklıklarını yeniden değerlendirmesine yol açarken, Pakistan, Türkiye ve İsrail’in farklı biçimlerde sürece dahil olması bölgedeki ilişkiler ağını daha karmaşık hale getiriyor.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.