Suriye geçici hükümetine bağlı grupların, 6 Ocak’ta Suriye’nin Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine dönük başlattığı, ardından Kuzey ve Doğu Suriye’nin kentlerine yayılan saldırılar döneminde işlenen suçlar, Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 63. İnsan Hakları Konseyi’ne rapor olarak sunuldu.
“Ocak ve Şubat 2026’da Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Tarafından ve Hükümet Adına İşlenen Uluslararası Suçlara İlişkin Rapor”, Demokrasi ve Uluslararası Hukuk Derneği (MAF-DAD) tarafından hazırlandı.
MAF-DAD, bu çalışma için hukuk ve adli tıp alanında uzman kişilerden oluşan Bağımsız Gerçekleri Araştırma Heyeti (FFM) kurdu.
21 Şubat 2026 ile 17 Mart 2026 tarihleri arasında Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan heyet, yerinde incelemeler yaparak delil topladı. Rapor; nitel görüşmeler (bire bir görüşmeler) yoluyla elde edilen ifadeler, doğrudan gözlemler, tıbbi kayıtlar, kurumsal ve sivil toplum örgütlerinin hazırladığı raporların yanı sıra Rojava Bilgi Merkezi (RIC) tarafından toplanan kanıtlar ve açık kaynak materyallerine dayanarak oluşturuldu.
İşlenen suçlar
MA’dan Diren Yurtsever’in haberine göre raporda, sivil yerleşim yerleri olan Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden ayrılan halkın göç ettiği Rakka ve Tabka’da geçiş güzergahlarındaki kontrol noktaları ile sığındıkları hastanelere dönük saldırılara yer verildi. Aynı zamanda Şam’a bağlı gruplarla çatışan YPG ve YPJ’liler ile Asayiş Güçleri’ne dönük suçlar da aktarıldı.
Saldırılardan kurtulanların tanık beyanlarında, hükümete bağlı gruplar tarafından savaş suçu kapsamında sivillerin doğrudan hedef alındığı, yerinden edildiği, hastanelerin hedef alınarak tedavi imkanlarının yok edilmeye çalışıldığı; yağma, cinsiyet temelli saldırı, yargısız infaz, kişiyi keyfi özgürlüğünden kısıtlama, gözaltında işkence ve kötü muamele, cinsel suçlar, ölü bedenlere dönük saldırılar ve bunlara ait görüntülerin dolaşıma sokulması gibi bir dizi ihlal dikkati çekti. Raporda, bu ihlallerin insanlığa karşı ve savaş suçu kapsamında değerlendirilebilmesi için yeterli ve gerçeğe uygun kanıtların olduğu belirtildi.
Raporda yer alan tanık ifadelerinde, bu suçları işleyenlerin bazılarının IŞİD’li olduğu, bazılarının üniformalarında yeni Suriye bayrağı bulunduğu, bazılarının Fas ve Cezayir aksanıyla konuştuğu kaydedildi.
45 sivil öldürüldü
Eşrefîye ve Şeyh Maksud mahallelerinde sivillerin insansız hava aracı, top ateşi, keskin nişancı ve araçlara açılan ateşle hedef kaydedildiği raporda, Tabka ve Rakka’dan çıkan tanıkların yollarda ateş açılan sivillerin durdurulduğu, arandığı, soyulduğu, gözaltına alındığı ve katledildiğine dair ifadeleri yer aldı.
Raporda, Şeyh Maksud ve Eşrefîye’ye dönük bombardımanda en az 45 sivilin katledildiği, 120’den fazla sivilin ise yaralandığı kaydedildi. Evlerde ve sivil altyapıda yaygın yıkımın meydana geldiği belirtilen raporda, sokaklarda hayatta kalanların yanı sıra aralarında çocukların da olduğu cenazelere dair tanıklıklara yer verildi. Hastanelerde yeterli alan bulunmadığı için cenazelerin yakındaki evlerde depolanmak zorunda kalındığı belirtilen raporda, sivillerin ve sağlık personelinin cenazeleri almalarının engellendiğine dair tanık beyanları dikkati çekti.
Cenazeler arasında saklanarak kurtuldular
Tanıklar, özellikle Rakka’dan kaçan sivillerin yolda Şam yönetimi ve bağlı gruplar tarafından durdurulduğu ve Kürt olduklarının tespit edilmesinin ardından katledildiklerini aktardı.
18 Ocak’ta 12 kişilik bir ailenin Abu Khashab köyü yakınlarındaki bir kontrol noktasında durdurulduğunu belirten tanıklar, Kürt olduklarının anlaşılması üzerine aileden 4 yetişkin ve iki çocuğun katledildiğini, bir yetişkin ile 5 çocuğun da ağır yaralandığını kaydetti. Tanıklar, bu güzergahta sivillerin kaçışı sırasında benzer çok sayıda vaka yaşandığını belirtti. Raporda, 18 Ocak 2026 tarihinde Tabka’dan kaçan bir ailenin, Heseke’ye nakledilen cenazelerin arasına battaniyelere sarınıp gizlenerek kurtulabildiğine yer verildi.
Sivillerin sığındığı hastaneler bombalandı
Raporda, Şeyh Maksud ve Eşrefîye’de elde edilen kanıtların Khaled Fajer Hastanesi ve Osman Hastanesi’nin doğrudan top ateşiyle hedef alındığını gösterdiği belirtildi. Tıbbi personelin yaralandığı, gözaltına alındığı, kaybolduğu ve katledildiğine yer verilen raporda, tıbbi tahliyelerin; su, elektrik, yakıt ve ilaca erişimin engellendiği aktarıldı.
Raporda, sivillerin Şeyh Maksud’daki Halid Fajer Hastanesi’ne sığındıkları belirtilerek bir tanığın beyanlarına yer verildi. Tanık, hastanenin i̇çinin ölü ve yaralılarla dolu olduğunu, bu esnada intihar dronlarının çatıyı vurduğunu, kısa bir zaman diliminde 48 bomba isabeti saydığını, çatının bazı kısımlarının yüzlerce kişinin üzerine düştüğünü ve su tanklarının bombalanmasının ardından hastanenin su kaynağının kesildiğini anlattı.
Raporda, başka bir tanığın Khaled Fajer Hastanesi’ne ateş açıldığı, pencere ve kapıların kırıldığı, içeriye sığınan sivil ve yaralıların üç gün boyunca yiyecek ve suya erişemediği ve personelin katledildiğine dair tanıklığına yer verildi. Yaralılara müdahale eden bir sağlık çalışanı da aralıksız dron ve silah sesleri, radyoloji merkezinin tahrip edilmesi, bir tankın hastane duvarına çarpması, su ve elektrik tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle hastanede üç gün boyunca kimsenin yiyecek veya suya erişemediği yönündeki tanıklığını aktardı. Bu durumun besleyemedikleri yaralı bir bebeğin ölümüne yol açtığını belirten tanık, jeneratörlere yönelik saldırıların da yoğun bakım ünitesinde en az 5 hastanın ölümüne neden olduğunu kaydetti. Aynı tanık, 35 yaralıyı bodrumdaki bir ameliyathaneye taşıdığını ancak hastanenin dışında toplanan yaralıları içeriye alamadığını belirtti.
İki doktor katledildi
Osman Sivil Hastanesi’nde görevli Dr. Ednan Arif Osman ve Dr. Ali Hanif Osman’ın infaz edildiğine dönük tanık beyanlarına yer verilen raporda, infazın Hamza Tümeni ve Amshat silahlı grupları tarafından gerçekleştirildiği belirtildi. Hastane çalışanlarının da benzer tanıklıklarına yer verilen raporda, Heyva Sor’un üç sağlık personelinin (ambulans şoförü, sağlık görevlisi ve protez bölümü çalışanı) 12 Ocak’ta Şeyh Maksud’ta yaralılara acil tıbbi yardım sağlarken Şam Hükümeti’ne bağlı kişiler tarafından gözaltına alındığı, 18 Ocak’ta ise Rakka ve Heseke arasındaki yolda bir tıbbi personelin daha kaybolduğu kaydedildi.
Aynı zamanda yaralıların gözaltına alınmak, sorguya çekilmek, şiddete uğramak ve zorla kaybettirilmek gibi kaygılarla tıbbi tedaviye başvurmadığı belirtilen raporda, bu nedenle bazı yaralıların evde tedavi edilmeye çalışıldığı aktarıldı
Tutukluların tanıklıkları
Raporda, tutuklularla da görüşmeler yapıldığı belirtildi. Görüşülen tutuklular; elektrik şokları, fiziksel şiddet, zorla çıplak bırakılma, zorla cezaevi kıyafetleri giydirilme, gözlerin bağlanması, kelepçelenme, tehdit, ırkçı hakaret, zorla itiraf ettirilme, zorla parmak izi alma, tıbbi bakım eksikliği, yetersiz yiyecek ve su ile aşırı kalabalık ve hijyenik olmayan gözaltı koşullarını anlattı. Hayatta kalanlar, erkeklerin kadın ve çocuklardan ayrıştırılarak aşırı kalabalık tesislere götürüldüğünü ve ailelere herhangi bir bilgi verilmeksizin alıkonulduğunu kaydetti.
Bir erkek tanık, 10 gün boyunca gözaltında maruz kaldığı ırkçı hakaret, eşyalarına el konulması, elektrik şoku ve psikolojik şiddet gibi işkenceleri anlattı.
Rehin alınan siviller için fidye istendi
Raporda bir yetkili, Kürtlerin kimlik belgeleriyle tespit edildikten sonra kontrol noktalarında gözaltına alındıklarını ve tutuklandıklarını belirtti. Aynı kişi, ailelerin veya akrabaların rehin alınan yakınlarını geri almak istediklerinde kendilerinden para talep edildiğini aktararak, Kobanê’den bir ailenin serbest bırakılması için 35 bin dolar istendiğini ifade etti.
Cenazelere saldırı
Rapordaki kanıtlar arasında cenazelerin parçalanması, aşağılayıcı görüntülerin kamuya açık yerlerde sergilenmesi ve yayılması, ırkçı ve mezhepçi hakaretler, gözaltında zorla çıplak bırakılma ve aşağılayıcı muamele, ölülerin gömülmesinin engellenmesi ile Kürt kadınların haysiyetine ve kamusal rollerine yönelik saldırılar yer aldı.
Tanıklar, yaşamını yitirenlerin cenazelerinin bütünlüğünün bozulduğunu ve ölüm sonrası istismara uğradığını belirtirken, bu duruma ilişkin hastane kayıtları, fotoğraf ve videoların da olduğunu kaydetti. Birçok tanık cenazelerin sokaklarda, hastanelerde, evlerde veya kamusal alanlarda bırakıldığını anlatırken, kimi tanıklar da araçların üzerinden geçtiği cenazelerin uygun prosedür izlenmeden kimlik tespiti amacıyla büyük gruplar halinde toplandığını belirtti. Yaşamını yitiren bir sivilin ailesi, herhangi bir net prosedür olmaksızın dizilmiş yaklaşık 150 cenaze arasından yakınlarının cenazesini teşhis etmek zorunda kaldıklarını anlattı. Yaşamını yitirenlerin eşyalarının yakınlarına iade edilmediği belirtilerek yağmaya dikkat çekildi.
Raporda, birçok görüşmecinin ölüm, sakatlama ve aşağılayıcı muamelenin kaydedildiği videoların kamuda veya aileler arasında dolaşıma sokulduğunu anlatan beyanlarına yer verildi. Bir tanık, bir akrabasının Rakka’nın Naim Meydanı’nda yakalanıp katledildiğini ve videosunun aile üyeleri arasında dolaşıma sokulduğunu ifade etti.
Cinsiyet temelli şiddet ve hak ihlalleri
Bir Kürt kadın savaşçının saç örgüsünün kesildiğini gösteren açık kaynaklı fotoğraf materyalleri ile kadın savaşçı Deniz Çiya’nın bedeninin bir binadan atıldığına dair görsel-işitsel kanıtların incelendiği raporda, bu olayların cinsiyete bağlı hak ihlalleri olduğu vurgulandı. Bazı görsel kanıtlarda YPJ’lilerin bedenlerine eziyet edildiği; sivillere dönük saldırılar, cinsel şiddet, kadınların saçlarının çekilmesi, yaşamını yitiren kadınların beden bütünlüklerinin cinsiyete dayalı olarak bozulduğu, hayatta kalanlara kötü muamele, cinsiyetçi hakaret ve tehditlerin yöneltildiği görüldü. Raporda ayrıca tanıkların; kamu idaresinde çalışan kadınlara yönelik tehditler, kişisel bilgilerin ifşa edilmesi, kadın merkezlerine, kütüphanelere ve heykellere yönelik saldırılara dair anlatımlarına yer verildi.
Tanıklar, Halep, Tabka ve Rakka’daki saldırılar sırasında kadın hareketiyle ilişkili binaların, mekanların ve anıtların yağmalandığını ve tahrip edildiğini aktararak Zenobia ve Jineolojî merkezlerinin gasp edilip talan edildiğini belirtti.
Raporda, 2017’de IŞİD ile savaşırken yaşamını yitiren YPJ savaşçısı Haboun Arab’ı anmak için Tabka’da dikilmiş heykelin de devrildiği belirtildi. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgesinde yerel yönetim, kadın örgütleri ve sivil toplumla bağlantılı kadınların ölüm tehditlerine maruz kaldığı, kişisel bilgilerinin sosyal medyada yayımlandığı, tıbbi bakıma erişimlerinin engellendiği ve evleri ile ofislerine el konulduğu kaydedildi.
Evler ve eşyalar yağmalandı
Tanıklar, yurttaşların özel mülkiyetine zorla el konulduğunu belirtirken; özellikle Şeyh Maksud, Eşrefîye, Rakka ve Haseke gibi yerlerde altın, belge, para, giysi, elektronik eşya, kişisel eşyalar ve araçların yağmalandığını kaydetti. Raporda, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefîye’de gözaltına alınarak hapsedilen kişilerin neredeyse tamamının ifadesine göre, gözaltına alındıkları anda kişisel eşyalarına el konulduğu, eşyaları için herhangi bir belge verilmediği ve serbest bırakıldıklarında eşyalarının iade edilmediği ifade edildi. Zorla yerinden edilenlerin evlerinin de yağmalandığı rapora yansıdı.
Zorla yerinden edilme
Raporda, yerinden edilen kişilerin Şeyh Maksud, Eşrefîye, Rakka, Tabka, Haseke, Kobani, Afrin ve diğer bölgelerinden olduğu belirtildi. Kamışlo’ya 8 bin aile yerleşirken Rojava genelinde bu sayının 120 bin kişiyi bulduğu; Ocak ayı sonu itibarıyla BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) Halep, Rakka ve Haseke’den 190 binden fazla kişinin yerinden edildiğini bildirdiği ifade edildi. Bu zorunlu göçlerin kuşatma, şiddet, yağma, gözaltı, sivillere yönelik saldırılar ve yargısız infazlar kaynaklı olduğu vurgulandı.
Raporun önerileri ve çağrılar
Şam hükümetine çağrılar:
- Sivillerin korunması ve saldırılara derhal son verilmesi,
- Etnik köken, cinsiyet ve din temelli ayrımcı ihlallere son verilmesi,
- Hastanelere, sağlık merkezlerine ve sağlık personeline uluslararası insancıl hukuk kapsamında sağlanan korumaya saygı gösterilmesi,
- Keyfi olarak özgürlüklerinden alıkonulan kişilerin serbest bırakılması,
- İşkence uygulamalarına son verilmesi, kayıp kişilerin akıbetinin açığa çıkarılması,
- Cenazelerin alıkonulması ve fidye istenmesi iddialarına yönelik etkin soruşturma yürütülmesi, ölenlerin kimliklerinin tespit edilerek cenazelerinin ailelerine teslim edilmesi,
- Zorla yerinden edilmiş kişilerin evlerine gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşlerinin sağlanması ve yağmalanan eşyaların iadesi için mekanizmalar oluşturulması.
Türkiye’ye çağrılar:
- İhlaller, askeri personel ve teçhizatla ilgili somut bulgular ışığında, Suriye Geçiş Hükümeti’ne sağlanan askeri, mali ve lojistik desteklerin uluslararası insancıl hukuk ihlalleri ve suçlar amacıyla kullanılmaması için etkili tedbirler alınması,
- Olası uluslararası suçlara ilişkin ellerindeki tüm ilgili bilgi ve kanıtların muhafaza edilmesi ve yetkili bağımsız soruşturma makamlarıyla iş birliği yapılması.
Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası topluma çağrılar:
- Suriye Arap Cumhuriyeti ile ilgili bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu kurulması ve belgelenen olayların ele alınması,
- Sivillere yönelik saldırılar, keyfi özgürlükten yoksun bırakma, işkence ve kötü muamele, zorla kaybetme, çatışmalara artık aktif olarak katılmayan kişilere yönelik saldırılar, yağma, zorla yerinden etme ve cinsiyete dayalı hak ihlallerinin takip edilerek kanıtların korunması.




