Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir yazıda, Türkiye’de LGBTİ’lere ve HIV alanında çalışan derneklere yönelik operasyonlar değerlendirildi ve HIV bildirimlerinin son 10 yılda 4,5 kat arttığı ve HIV ile yaşayanların yüzde 51’inin tanı aldığı belirtildi.
Yazıda, hükümetin LGBTQ+ bireylere yönelik tutumunun HIV mücadelesindeki kötü tabloda payı olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:
“Hükümetin LGBTQ+ bireylere yönelik tutumunun, ülkedeki HIV mücadelesinin son derece kötü durumda olmasında kuşkusuz önemli bir payı bulunuyor. Azınlık gruplarını hedef almak, susturmak ve onları daha fazla marjinalleştirmek, Türkiye’de HIV’in kontrol altına alınmasını yalnızca zorlaştıracaktır.”
Avrupa’daki Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği’nin (ILGA-Europe) verilerine değinilen yazıda, gözaltına alınanlar arasında ülkede LGBTQ+ hakları için mücadele eden en büyük örgütlerden biri olan Kaos GL’nin yanı sıra HIV alanında çalışan ve yasal olarak kayıtlı Pozitif Yaşam ve Pozitif-iz gibi derneklerin yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerinin de bulunduğu belirtildi.
Türkiye’de HIV’e ilişkin verilerin yetersiz olduğuna dikkat çekilen yazının devamında şu değerlendirme yapıldı:
“Ülkede HIV yaygınlığının düşük olduğu varsayılsa da HIV ile yaşayan ve durumundan haberdar olmayan kişilerin yüksek oranı, salgının giderek büyümesine katkıda bulunuyor. Hükümet verilerine göre, yeni HIV bildirimleri son on yılda 4,5 kat arttı. Yeni vakaların sayısı, eksiksiz verilerin bulunduğu son yıl olan 2023’te 6 bin 329’a yükseldi.”
Yazıda, daha önce yine The Lancet’te yayımlanan yazılardan da alıntı yapıldı. Bu bölümde şu ifadelere yer verildi:
“Deniz Gökengin’in belirttiği üzere, Türkiye’nin HIV tedavi programı başarılı olsa da asıl sorun HIV ile yaşayan kişilerin tespit edilmesinde yaşanıyor. Emine Yaylalı ve Zikriye Melisa Erdoğan tarafından yapılan modelleme çalışmasına göre, Türkiye’de HIV ile yaşayan kişilerin yalnızca yüzde 51’inin tanı aldığı, yüzde 43’ünün ise tedavi gördüğü tahmin ediliyor. Bu oranlar, salgının kontrol altına alınması için belirlenen Birleşmiş Milletler Ortak HIV/AIDS Programı’nın (UNAIDS) 95-95-95 hedeflerinin oldukça gerisinde. Gökengin’in de belirttiği gibi, burada kilit gruplarla işbirliği büyük önem taşıyor.”
Yazının devamında, HIV’i kontrol altına alma sözü veren ülkelere çağrı yapıldı. Çağrının öncesinde vaka dağılımına ilişkin şu tespitler paylaşıldı:
“Yaylalı ve Erdoğan’ın tahminlerine göre Türkiye’deki HIV vakalarının yüzde 41’i erkeklerle seks yapan erkekler arasında görülürken, yüzde 38’i heteroseksüel kişilerden oluşuyor. Ancak bu iki grup birbirinden yalıtılmış değil ve salgın her iki grup arasında da büyüyor. Yeni bildirimlerdeki artış karşısında Türkiye’nin HIV programını güçlendirmesi, test ve tedavi hizmetlerine herkesin erişimini genişletmesi gerekiyor. Ancak bu hedef, ülkede kilit gruplara yönelik düşmanca tutumla bağdaşmıyor.”
Yazıda, Türkiye’nin batısında Avrupa, güneyinde ve doğusunda Doğu Akdeniz, kuzeyinde ve doğusunda ise Orta Asya’nın bulunduğu Avrasya’nın kesişim noktasında yer aldığı hatırlatıldı. Bu üç bölgedeki ülkelerin HIV salgınlarının birbirinden farklı olduğu, HIV’e yönelik mücadelelerin de toplumsal değerler ve siyasi öncelikler tarafından şekillenen çok farklı yaklaşımlar içerdiği kaydedildi.
Yazının son bölümünde şu ifadeler kullanıldı:
“Ancak çok iyi bildiğimiz üzere, bulaşıcı hastalıklar sınır tanımıyor. Türkiye halkının sağlığı, Avrasya bölgesindeki LGBTQ+ bireylerin hakları ve HIV ile mücadele açısından, HIV’i kontrol altına almanın önemini kabul eden hükümetlerin, Türkiye hükümetine LGBTQ+ bireyleri ve HIV’den etkilenen insanları destekleyen örgütlere yönelik saldırılarını geri çekmesi yönünde nasıl baskı uygulayabilecekleri konusunda ciddi biçimde düşünmeleri gerekiyor. En azından insan haklarına ve HIV programlarına zarar veren gerici tutumların daha fazla yayılmasının önüne geçilmesi gerekiyor.” (Evrensel)




