Kürt meselesinin çözümüne yönelik Meclis merkezli yeni süreçte, örgütün silah bırakması ve hukuki çerçevenin oluşturulmasına yönelik düzenlemenin yasalaşmasının ardından gözler, bundan sonraki adımlara çevrildi.
TBMM’de kabul edilen çerçeve yasa Milli Güvenlik Kurulu kararının teyit edilmesinin ardından uygulanacak hukuki sürece ilişkin düzenlemeler içeriyor. Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda 467 oyla kabul edildi.
Sürecin siyasi ve hukuki boyutunda önemli adımlar atılırken, tartışmanın bir diğer başlığını ise sürecin toplumsallaşması oluşturuyor.
2013-2015 yılları arasında Akil İnsanlar Heyeti’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görev yapan üyelerinden biri olan Ahmet Faruk Ünsal, yeni süreci geçmiş deneyimler üzerinden değerlendirdi.
Ünsal, barış süreçlerinin toplumsallaşmasının sürecin selameti açısından temel şartlardan biri olduğunu belirterek, toplumun sürece dahil edilmesinin siyasi aktörler açısından da önemli olduğunu söyledi.
‘Barış süreçlerinin toplumsallaşması olmazsa olmaz’
Ünsal, barış süreçlerinin toplum tarafından benimsenmesinin önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Barış süreçlerinin toplumsallaşması, sürecin selameti açısından olmazsa olmaz şartlardan bir tanesi. Çünkü nihayetinde süreç devam ettiği zaman günün birinde bir seçim olacak; yerel ya da genel. Ve o seçimde bu süreci yüklenen siyasiler halkın karşısında tartıya çıkacaklar. Dolayısıyla halkın rızasının oluşması, bu süreci yürüten siyasal aktörler bakımından olmazsa olmaz bir koşul.”
Yeni sürecin 2024 yılının ekim ayında başlayan siyasi tartışmalarla birlikte ilerlediğini belirten Ahmet Faruk Ünsal, geçen süre içerisinde önemli adımlar atıldığını ifade etti:
“Şu anda yaşamakta olduğumuz barış süreci, 2024 yılının ekim ayından itibaren başladı biliyorsunuz. Devlet Bahçeli’nin meşhur çağrısıyla. O günden bugüne aşağı yukarı iki sene geçti. Bu iki sene içerisinde çok ciddi mesafeler kat edildi. Daha önceden söylenirse hayal bile edemeyeceğimiz işler, sözler söylendi ve adımlar atıldı.”
PKK’nin feshedilmesi çağrısının ve örgütün buna yanıt vermesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi ve ekledi:
“Mesela PKK’nin kendisini feshetmesi çağrısı çok önemli bir çağrıydı. Ve örgütün buna itirazsız cevap vermesi ve kendini feshetmesi, silahlı mücadeleyi kategorik olarak reddetmesi… Ayrı bir bağımsız devlet talebi, ki zaten yoktu, PKK’yi bilenler bilir. Ama Türkiye toplumu hep böyle bir ayrılıkçı, bölücü bir hareket olarak korkuluyor idi PKK’den. Bunun 27 Şubat bildirisinde doğrudan deklare edilmiş olması çok çok önemli adımlardı.”
Ahmet Faruk Ünsal, silahların bırakılması, Meclis’te komisyon kurulması ve İmralı’ya yapılan ziyaretin yanı sıra yasal düzenlemenin de sürecin önemli aşamalarından olduğunu da ifade etti:
“Silahların yakılması, bırakılması. Meclis’te bu çağrıya dayalı olarak bir komisyonun kurulması. Komisyonun Sayın Öcalan’ı İmralı’da ziyaret etmesi. Ve bütün bunların üzerine de bir yasanın çıkmış olması son derece önemli adımlardı. Fakat bu işler yukarıda, yani siyasal düzlemde devam ederken aşağıdan toplumun da iknasının son derece önemli olduğunu hatırlatmak lazım.”
‘Toplumun iknası için iki aktör sorumluluklarını yerine getirmeli’
Toplumun sürece güven duyması için hem Kürt tarafının hem de Türkiye’de devlet ve siyaseti yöneten kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine de işaret etti:
“Toplumun iknası için iki tane aktörün kendi üzerlerine düşen görevi yapmaları gerekiyor. Bunlardan bir tanesi Kürt tarafı. Bir de Türkiye Devleti’nin siyasetini yöneten siyasal kurumların ve şahısların sorumluluklarını yerine getirmesi.”
Kürt tarafının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini söyleyen Ünsal, “Kürt tarafı kanaatimce üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdi. Yani örgütü feshetti, silahlı mücadeleyi kategorik olarak reddetti. ‘Bitiriyoruz’ dedi, ‘bundan sonra olmayacak’ dedi. Ve talepleri de sadece Kürtler için değil, bütün Türkiye toplumunun yararına olacak talepler şeklinde formüle etti. Bunlar, işte silahlar yakıldı falan, bunlar çok önemli işlerdi.” ifadelerini de kullandı.
Ahmet Faruk Ünsal, devlet tarafının ise özellikle hukuk, cezaevleri ve kayyım uygulamaları konusunda atması gerektiğini düşündüğü adımlar bulunduğunu ifade etti:
“Ama Türkiye’de devlet tarafı kanaatimce üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmedi.”
Siyasi tutuklular ve kamuoyunda sembol haline gelen davalara ilişkin olarak da şu değerlendirmeyi yaptı:
“Mesela bir tanesi siyasi tutsakların ya da mahkumların, başta eş başkanlar olmak üzere ya da doğrudan Kürt hareketiyle ilintili olmayıp demokratik kamuoyunun son derece hassasiyetle takip ettiği Can Atalay’da, Osman Kavala gibi ve birçok ismini zikretmediğimiz şahısların şu anda halen cezaevinde oluyor olmaları, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmıyor olması bir kere toplumda bu sürecin en azından devlet ve siyaset tarafından yeterince ciddiye alındığına dair bir kuşku oluşturuyor.”
‘Kayyımlar meselesi toplumda kuşku oluşturuyor’
Kayyım uygulamalarına da değinen Ünsal, bunun sürecin toplumsallaşmasını etkileyen başlıklardan biri olduğunu söyledi:
“Bunun yanı sıra kayyımlar meselesi var. Yani örgüt kendini feshetmiş, üzerinden bir sene geçmiş, silahlar yakılmış, halen DEM Partili ya da CHP’de, Kent Uzlaşısı bağlamında seçilmiş olan belediye başkanlarının görevine iade edilmemiş olmaları toplumda bir kuşku uyandırıyor.”
Ahmet Faruk Ünsal, sürecin toplumsallaşması bakımından devlet kurumlarının atması gereken adımlar bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla toparlayacak olursak Türkiye’de devletin resmi kurumlarının, resmi devletin, norm devletinin, Öcalan’ın tabiriyle bu sürecin toplumsallaşmasıyla ilgili üzerine düşen görevleri yeterince yerine getirmediğini söyleyebiliriz.”
Ünsal’a göre bu başlıkların başında Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsünün netleştirilmesi geliyor:
“Bunlardan en önemlisi de, kanaatimce, Sayın Öcalan’ın durumunun netleşmesi. Yani hem bir statüsünün adının konması, hem de bu statüye bağlı olarak kendi örgütüyle, siyasal kurumlarla, gazetecilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, halkla doğrudan temasının sağlanması da sürecin toplumsallaşması bakımından son derece önemli.”
‘Öcalan’ın süreç üzerindeki gücünü tartışmanın kimseye faydası yok’
Öcalan’ın süreç içerisindeki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ünsal, Öcalan ile örgüt ve tabanı arasındaki ilişkinin yalnızca emir-komuta ilişkisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi:
“Çünkü Öcalan’ın bu süreç üzerindeki gücünü tartışmanın kimseye bir faydası yok. Tek bir sözüyle bütün bir kitleyi dönüştürebilecek bir hukuk oluşturmuş kendi kitlesiyle. Burada bu hukuku bir emir komuta gibi, meselenin ciddiyetiyle uyuşmayan bir şekilde izah etmek son derece yanlış. Burada bir yoldaşlık hukuku kurulduğu görülüyor.”
Bu ilişkinin güven temelinde oluştuğunu belirten Ahmet Faruk Ünsal, “Kimse kimsenin hatırı için ‘sen şunu şöyle yap’ dediğin zaman o işi öyle yapmaz. Bir hukuk oluşmuşsa, bir güven inşa edilmişse olur. Dolayısıyla öyle anlaşılıyor ki Öcalan’ın hem örgütüyle hem kitlesiyle kurmuş olduğu hukuk, yoldaşlık hukukundan kaynaklı güce dayalı olarak bağlayıcılık oluşturuyor.” dedi.
Bu nedenle Öcalan’ın süreç içerisinde daha etkin biçimde kullanılmasının önemli olduğunu belirten Ünsal, “Öcalan gibi bu kadar güçlü bir figürü bu meselenin çözülmesi için kullanmakta gecikiyor olmak çok makul değil” diye konuştu.
‘Mesele sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor’
Sürecin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Ünsal, Suriye, Irak ve İran’daki gelişmelerin de sürecin geleceği açısından önemli olduğunu söyledi:
“Bir de tabii barış süreci dediğimiz süreç sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor. Bunun Suriye’yi, Irak’ı ve İran’ı ya da Doğu Kürdistan’ı, Batı Kürdistan’ı ve Güney Kürdistan’ı da ilgilendiren tarafların olduğu ortada.”
Suriye’de yaşanan gelişmelerin sürecin bölgesel boyutunu gösterdiğini belirtti:
“Zaten geçtiğimiz günlerde hatırlarsanız Suriye’de birtakım olayların olması, orada bazı Kürt gençlerinin katledilmesi ve buna bağlı olarak birtakım protestoların gündeme gelmesi… Bu işin artık bir an önce halledilmesi gerektiği konusunda hepimize alarm etmesi lazım. Çünkü mesele, az önce ifade ettiğim gibi, sadece Türkiye ile ilgili değil. Esasında bütün Orta Doğu’daki Kürtlerle ilgili bir sorunu biz halletmek için yola çıktık.”
Ünsal, sürecin uzamasının toplumdaki kuşkuları artırabileceğini belirterek, “Geciktirdikçe kuşkuların artması, kuşkular arttıkça da sürecin doğru ve sağlıklı yürümesi biraz zor olacak” ifadelerini kullandı.
Akil İnsanlar deneyimi ne söylüyor?
2013-2015 dönemindeki Akil İnsanlar Heyeti deneyiminin, Kürt meselesinin toplumun tamamında tartışılmasını sağlaması bakımından önemli olduğunu ifade etti. O dönemde elde edilen deneyimin bugünkü süreç açısından da önemli olduğuna vurgu yaptı.
“Tabii Akil İnsanlar Heyeti, meselenin gündeme gelmesi, bütün Türkiye toplumu tarafından konuşulması, hem nelere mal olduğu hem Kürtlerin neler istediğinin bütün toplum tarafından baştan aşağı konuşulması için önemli bir deneyimdi.”
Akil İnsanlar Heyeti çalışmaları sonucunda devletin arşivinde Kürtlerin taleplerine ilişkin ayrıntılı bir listenin oluştuğunu belirten Ünsal, bunu 2013-2015 sürecinin önemli kazanımlarından biri olarak değerlendirdi.
“Ve o deneyim sonunda aslında devletin arşivinde Kürtlerin taleplerinin ne olduğuna dair detaylı bir talep listesi oluştu. Bunlar 2013-2015 sürecinin önemli kazanımlarından biriydi.”
Ahmet Faruk Ünsal, önceki sürecin eksikliklerinin yeni süreçte büyük ölçüde giderildiğini savundu:
“Tabii o sürecin eksikleri de vardı. İşte bu son, 2024’te başlanan süreçte bu eksiklerin büyük ölçüde giderildiğini görüyoruz.”
‘Bu sefer Meclis doğrudan devreye girdi’
Yeni süreçte Meclis’in doğrudan devreye girmesini önceki süreçten önemli bir fark olarak değerlendiren Ünsal, siyasi partilerin sürece dahil olmasına dikkat çekti.
“Mesela Meclis doğrudan devreye girdi. Bütün siyasi partiler, İYİ Parti hariç, işin içine girdi.”
Ahmet Faruk Ünsal’ın sözünü ettiği çerçeve yasa, TBMM Genel Kurulu’nda 467 oyla kabul edildi.
‘Bu sefer denetleme mekanizması da kuruldu’
Ünsal, 2013-2015 döneminde bulunmayan bir denetim mekanizmasının yeni süreçte oluşturulmasının önemli olduğunu belirtti:
“İşte o zaman bir denetleme fonksiyonu öngörülmemişti. Yani üçüncü göz diye daha çok tarif edilen, yani tarafların, devletin ve Kürt hareketinin kendi taahhütlerini ne kadar yerine getirip getirmediklerini gözetleyen, bunu raporlayan ve bunu kamuoyuyla ve taraflarla paylaşan, dolayısıyla tarafların ev ödevlerini yerine getirmeleri üzerinde bir manevi baskı oluşturan bir mekanizma kurulmamıştı. Bu sefer bu da kuruldu.”
Meclis’te kurulan komisyonun sürecin izlenmesi bakımından önem taşıdığını belirten Ünsal, silah bırakma ve tasfiye sürecinin devlet kurumlarınca tespit ve teyit edilmesinin de hukuki aşamalar açısından belirleyici olduğunu ifade etti.
TBMM’deki Komisyon raporunda da örgütün silah bırakmasının “kritik eşik” olarak tanımlandığı ve tespit ile teyit mekanizmasının objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işletilmesi gerektiği belirtildi.
Ünsal, yeni sürecin önceki deneyimlerden öğrenilerek ilerlediğini söyledi:
“Yani düşe kalka öğreniyoruz. 2013-2015’te eksik bıraktıklarımız bu sefer tamamlanmış görünüyor.”
‘İlk defa siyasi bir heyet Öcalan’la görüştü’
Yeni sürecin önemli farklarından birinin de Öcalan ile kurulan temasın niteliği olduğunu belirten Ünsal, önceki dönemde devletin güvenlik bürokrasisi üzerinden yürüyen temasların aksine yeni süreçte siyasi bir temasın ortaya çıktığını söyledi.
“Bu sefer doğrudan Öcalan muhatap oldu. İlk defa bir siyasi heyet Öcalan’la görüştü. Çünkü daha önceden daha çok böyle devletin memur kısmı, yani güvenlik bürokrasisinden, askerden, istihbarattan insanların temas kurduğu bir ilişki vardı. İlk defa bu ilişki siyasal bir temasa doğru dönüştü. Bu da tabii son sürecin önemli farklarından biri.”
‘Türkiye kendi modelini inşa ediyor’
Ünsal, Türkiye’nin farklı ülkelerdeki barış ve çatışma çözümü deneyimlerinden yararlanmakla birlikte kendine özgü bir model geliştirmeye çalıştığını belirtti:
“Toparlayacak olursak Öcalan’ın doğrudan bir muhatap olmuş olması, statüsünün ve adının konulmamasıyla birlikte bunun toplum tarafından artık normalleştirilmesi gibi bir adım atıldı. Bence bu son sürecin en kıymetli taraflarından bir tanesi.”
Ünsal, farklı ülkelerdeki deneyimlere de işaret ederek şöyle konuştu:
“İşte öğrene öğrene yapıyoruz. Daha çok bir Türkiye modeli çıksın gibi de bir hassasiyetle sanıyorum devlet tarafı bu işe yaklaşıyor. Çünkü daha önceden işte Kolombiya’ydı, Güney Afrika’ydı, İrlanda’ydı, Moro’ydu, Filipinler’di falan bir takım farklı deneyimlere dair yeterince aslında bir tecrübe aktarımı oldu Türkiye’ye. Ama anlaşıldığı kadarıyla Türkiye kendi modelini inşa ediyor.”
Ünsal, diğer bazı süreçlerden farklı olarak silah bırakma ve tasfiye yönündeki adımların Türkiye’de sürecin başında geldiğini belirterek bunun Öcalan’ın örgüt ve tabanı üzerindeki etkisini gösterdiğini ifade etti.
“Burada tabii şunu teslim etmek lazım. O da Öcalan’ın bütün bu işler herhangi bir şey olmaksızın, bir devlet tarafından bir garanti, bir adım atılmaksızın bu kadar radikal adımlar atmış olmasının da Türkiye modelinin inşasında önemli olduğunu görmek lazım.”
Ünsal, diğer ülkelerdeki bazı süreçlerde çeşitli siyasi ve hukuki adımların ardından silah bırakma ve örgütlerin feshi gibi gelişmelerin yaşandığını belirterek Türkiye’deki sürecin farklı bir seyir izlediğini söyledi.
“Halbuki diğer süreçlerde, işte az önce bahsettiğimiz ülkelerde yaşanan süreçlerde bazı adımlar atıldıktan sonra silahlar bırakıldı, örgütlerin feshi söz konusu oldu. Burada tam işin başında böyle oldu.”
Bu durumun Öcalan’ın örgütü ve kitlesi üzerindeki etkisini gösterdiğini belirten Ünsal, sürecin başarısının tarafların atacağı karşılıklı adımlara bağlı olduğunu ifade etti:
“Bir kere bu süreç bize böyle bir Türkiye modelinin inşasının Türkiye ve Öcalan tarafından kullanılan inisiyatifle mümkün olduğunu ortaya koydu.”
‘Devletin ev ödevleri yapılırsa toplum daha güvenle yaklaşır’
Ünsal, sürecin toplumsallaşması açısından devletin atması gerektiğini düşündüğü adımların hayata geçirilmesinin toplumdaki güven açısından belirleyici olacağını söyledi:
“İşte öğrene öğrene gidiyoruz, kıra döke. Ama sanıyorum az önce ifade ettiğim devletin ev ödevleri, yani kayyımlarda, cezaevlerindeki hasta tutuklular başta olmak üzere AİHM ve AYM kararları gereği bırakılması gerekenlerin bırakılması gibi işler oldukça toplum sanıyorum daha bu konuya dair güvenle yaklaşmış olacak.”
Türkiye’nin demokratikleşmesi ile Kürt meselesinin çözümünün birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Ünsal, hukuk devleti vurgusu yaptı:
“Eş başkanların bir kere bırakılması çok önemli. Ve AİHM, AYM kararları gereği içeride tutulan, işte başta Osman Kavala, Can Atalay gibi sembol isimlerin bırakılması önemli.”
Ünsal, sürecin yalnızca Kürt meselesinin çözümüyle sınırlı olmadığını, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından da sonuçları olacağını belirtti:
“Çünkü bu mesele sadece Kürt meselesi değil, evet onu halledeceğiz. Ama Türkiye’nin toptan demokratikleşmesiyle ilgili bir mesele de aynı zamanda. Ve demokratikleşme dediğimiz şey hukuk devleti yok ise olacak bir şey değil. Yani mutlaka hukuk devleti olması lazım.”
Hukuk devletinin, yüksek yargı kararlarının uygulanmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Ünsal, şöyle devam etti: “Ve hukuk devleti de bu tür kurumların kararlarının icrasıyla mümkün. Yani AİHM, AYM bir şey diyor ve mahkemeler ona uymuyor ise ya da idare onu dikkate almıyorsa, burada hukuk devletinden bahsedilebilir mi?”
Ünsal, sürecin bir tarafıyla Türkiye’nin demokratikleşmesinin de inşa edildiği bir dönem olduğunu belirtti:
“Bir tarafıyla da Türkiye’nin demokratikleşmesi de inşa ediliyor bu süreçte. Onları yapmak lazım.”
‘Kayyım uygulamalarına da bir an önce son verilmesi gerekiyor’
Ünsal, son olarak Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesi, toplumla temasının önünün açılması ve kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti:
“Ve tabii Öcalan’ın bence hem statüsünün adının konulması hem de toplumla temasının önünün açılması, barışın toplumsallaşması için çok önemli.”
Kayyım uygulamalarının da sürecin toplumsallaşması bakımından ele alınması gerektiğini belirten Ünsal, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir tane kayyımlar meselesi var. O da artık daha fazla uzatmanın bir alemi yok. Onun da bir an önce kayyım uygulamalarının da son verilmesi gerekiyor.”
Levent Korkut: ‘Silahların susması ve çatışmasızlık kendi başına bir değer’




