Çelenk: ‘Sürecin toplumsallaşması için ezberler terk edilmeli’

Kürt meselesinin çözümü için 2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nde görev alan yazar Tarık Çelenk, yeni sürecin toplumda karşılık bulması için farklı kesimlerin dinlenmesi ve yalnızca belirli çevrelerle sınırlı kalınmaması gerektiğini söyledi.

  • Yayınlanma: 5 Ekim 2026 17:05
  • Güncellenme: 5 Ekim 2026 17:07

Kürt meselesinin çözümü amacıyla Meclis’te başlayan yeni süreçte gözler, bundan sonra atılacak adımlara çevrildi. Örgütün silah bırakması ve Meclis’te çerçeve yasanın kabul edilmesiyle süreç yeni bir aşamaya girerken, sürecin nasıl ilerleyeceği ve toplumsallaşmanın nasıl sağlanacağı tartışılıyor.

2013-2015 arasındaki çözüm sürecinde Akdeniz Bölgesi Heyeti’nde sekreter olarak görev yapan yazar Tarık Çelenk, geçmiş deneyimlerin bugün açısından ne ifade ettiğini ve yeni sürecin toplumsallaşması için neler yapılması gerektiğini İlke TV’ye anlattı.

Çelenk, Kürt meselesinin yeni dönemde ağırlıklı olarak silahsızlandırma ve “terörden arındırma” başlıkları üzerinden ele alındığını, buna karşın toplumsallaştırma konusunda henüz bir odaklanma olmadığını söyledi.

Çelenk, “Öncelikle bu Kürt meselesinin, tabii ‘Terörsüz Türkiye’ vesaire… Uzun, çok kelimeler uzun geliyor ama işte Kürt meselesi diyelim işin özeti” ifadelerini kullandı.

Kürt meselesinin “silahsızlandırma” ve “terörden” arındırma tabiriyle öne çıkmış göründüğünü belirten Çelenk, toplumsallaştırma konusunda ise henüz bir planlama olmadığını söyledi.

Çelenk, şöyle konuştu: “Toplumsallaştırma konusunda bir odaklanma henüz daha yok. Muhtemelen toplumsallaştırmadan bu meselenin gidilemeyeceği anlaşıldığı anda toplumsallaştırma yetkililer tarafından daha çok tartışılmaya ve planlanmaya başlanacak. Ama şu anda kimsede de bir toplumsallaştırma diye bir dert yok.”

Mevcut durumda farklı kesimlerle kurulan temasların da toplumsallaştırma hedefini karşılamadığını savunan Çelenk, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’deki entelektüel ve aydınlarla, iktidar ve muhalefet çevreleriyle kendisini ifade etmeye çalıştığını; DEM Parti’nin de kendisine yakın aydınlarla görüştüğünü söyledi.

Çelenk, “Bence şu anda bir toplumsallaştırmadan, hedeften, o konsantrasyondan, o heyecandan, o plandan en azından şimdilik bahsetmek mümkün değil” dedi.

Bunun nedenleri arasında iktidarın hukuk üstünlüğü, demokratikleşme ve demokrasi konularındaki yaklaşımının da etkili olabileceğini ifade eden Çelenk, “Şu anda toplumsallaştırma bir numara öncelik değil Kürt meselesinde gibi geliyor bana” değerlendirmesinde bulundu.

“Toplumsallaştırma propaganda değildir”

Çelenk, sürecin toplumsallaştırılmasının yalnızca belirli yazarların, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi parti teşkilatlarının ya da eğitim müfredatının sürece ilişkin olumlu mesajlar vermesiyle sağlanamayacağını belirtti. Bu yaklaşımın toplumsallaştırmadan ziyade propaganda anlamına geleceğini söyleyen Çelenk, propaganda ile toplumsallaştırma arasındaki farkın iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Çelenk, şu ifadeleri kullandı: “Toplumsallaştırmanın anlaşılması, ilgili kendi istedikleri yazarlara, kendi istedikleri STK’lara ya da ilçe teşkilatlarına ya da Milli Eğitim müfredatına ‘iyi şeyler söyleyin bu konuda’ falan tarzındaysa, yani bu bir toplumsallaştırma olmaz. Bu bir propaganda olur.”

Toplumsallaştırmanın çok daha derin ve uzun soluklu bir süreç olduğunu belirten Çelenk, bunun rızaya, güvene ve iknaya dayandığını söyledi: “Toplumsallaştırma ile propaganda arasındaki farkı… Propaganda ile ikna eder misin? Şimdiye kadar ettim diyorsan edebilirsin. Ama toplumsallaştırma çok daha deruni bir mesele. Çok daha rızaya bağlı, çok daha ince işçiliğe bağlı, çok daha derin bir güvene, derin bir iknaya bağlı bir mesele ve bir süreç meselesi. Hemen bugün ne olacağı meselesi değil.”

“Akil İnsanlar Heyeti güzel bir tercihti ama…”

Çelenk, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm sürecinde görev yapan Akil İnsanlar Heyeti’nin toplumsallaştırma açısından önemli bir girişim olduğunu ancak yöntemin eksiklikler taşıdığını ifade etti.

O dönemde Akil İnsanlar Heyeti’nin toplumsallaştırma amacıyla ciddi bir iyi niyet ve inisiyatif ortaya koyduğunu belirten Çelenk, buna rağmen heyetin muhalefetin bazı önemli unsurlarına yeterince ulaşamadığını söyledi.

Çelenk, o dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Vatan Partisi gibi farklı siyasi çizgilerin sürecin dışında bırakıldığını belirterek, bunun ikna sürecinin yeterince işletilmemesi açısından eleştirilebileceğini ifade etti.

Çelenk, geçmiş sürece ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Akil insanlar, benim Akil İnsanlarım, çözüm süreci, benim çözüm sürecim değil. MHP gibi, Cumhuriyet Halk Partisi gibi, ekstrem olsa bile Vatan Partisi gibi muhalefetin unsurları hep dışarıda bırakıldılar.”

Akil İnsanlar Heyeti’nin sahadaki temaslarının da daha geniş bir toplumsal kesime ulaşması gerektiğini belirten Çelenk, toplantıların çoğunlukla otellerde, belirli sivil toplum kuruluşlarının ve temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilmesinin yeterli olmadığını söyledi.

“Bir konuda Akil İnsanlar Heyeti güzel bir tercihti ama 6 yıldızlı otel, 5 yıldızlı otel odalarında toplumları izlemekle… Oraya STK’ların falan filan temsilcileri, şehit anneleri de dahil tabii bunlara, bunlar gelsinler, bunlar da işte insan kaynakları yönetimiyle, beyaz yakaların yönetimiyle, kağıtlara yazalım, notlara alalım falan filan tarzında bir ilişki yönetimi ne kadar sağlıklı olurdu?”

Çelenk ayrıca Akil İnsanlar Heyeti’nin oluşumunda da soru işaretleri bulunduğunu belirtti. Heyette yer alan bazı isimlerin Abdullah Öcalan ve bazı isimlerin de iktidarın tercihiyle belirlendiğini söyleyen Çelenk, heyette Kürt meselesine yeterince hakim olmayan kişilerin de bulunabileceğini savundu.

“Biz farklı grupları bir araya getiriyorduk”

Çelenk, geçmişte Ekopolitik bünyesinde yürüttükleri çalışmaların, farklı toplumsal ve siyasi kesimlerin bir araya getirilmesi açısından önemli olduğunu anlattı.

Bu çalışmalar kapsamında Ülkü Ocakları, eski generaller, eski Özel Kuvvetler mensupları ve PKK ile bağlantılı kişilerin bir araya getirildiğini belirten Çelenk, farklı kesimler arasında doğrudan temas kurulmaya çalışıldığını söyledi.

Çelenk, “Biz yıllar önce Ekopolitik’te bu çalışmaları yaparken medyadan ve şeyden bağımsız olarak grupları bir araya toplardık” dedi.

Hakkari gibi bölgelere de gittiklerini belirten Çelenk, farklı kesimlerin birbirinden çekindiği bir ortamda temas kurduklarını anlattı.

“Giderdik Hakkari’ye mesela. PKK dahil, devlet dahil korkardı. ‘Ne çeviriyorlar bunlar?’ tarzında vesaire. Yani sonunda o gruplar bizim iyi niyetli olduğumuzu anladılar ama biz de belli risklerle temas kurduk.”

Kürt meselesinin yalnızca Türkiye’nin belirli bölgeleri üzerinden ele alınamayacağını belirten Çelenk,

“Erbil’de anlaşılır, Kürt meselesi de anlaşılır, Duhok’ta anlaşılır, Mahmur’da anlaşılır” dedi.

Bu kapsamda farklı siyasi görüşlerden insanları bu bölgelere götürdüklerini ifade eden Çelenk, yaptıkları çalışmaların sonuçlarının kısa vadede görülmemiş olabileceğini ancak tarihe not düşüldüğünü söyledi.

Çelenk, önceki çözüm süreci ile bugün yaşanan süreç arasındaki önemli farklardan birinin, devletin bürokratik kanadı ile Kandil’in sürece yaklaşımı olduğunu belirtti.

Önceki dönemde hem devlet bürokrasisinin hem de Kandil’in sürece mesafeli yaklaştığını savunan Çelenk, sahada yaşanan gelişmelerin de taraflar arasındaki güvensizliği ortaya koyduğunu ifade etti.

Çelenk, “Önceki çözüm sürecinde devletin bürokratik tarafı ve Kandil özellikle bu işe çok mesafeli bakıyordu” dedi.

O dönemde devletin kalekol inşa ettiğini, PKK’nin ise şehirlerde hendek ve kazılar yaptığını belirten Çelenk, “Yani bir inançsızlık mevcuttu” değerlendirmesinde bulundu.

Bugünkü süreçte ise taraflar arasında farklı bir yaklaşım olduğunu söyleyen Çelenk, “Şimdi bir teslimiyet, bir inanç, bir artık mutabakat var. O çok güzel bir şey” dedi.

Çelenk, Abdullah Öcalan’ın sürece ikna edilmesinin ve kendisine belirli imkanların sağlanmasının bu noktada önemli olduğunu belirtti. Bu tür temasların doğası gereği gizlilik içinde yürütülebileceğini ifade eden Çelenk, “Şimdi eleştiriyoruz ama şeffaf nasıl şeffaf olabilir ki böyle bir şey? Olmaz tabii. Yani bu iyi bir şey” dedi.

Silahlı güç unsurlarının süreç konusunda mutabık olmasının önceki dönemden önemli bir fark olduğunu belirten Çelenk, “Sonuçta bu arada silahlı güç unsurları, devletin ve örgütün silahlı güç unsurları bu konuda mutabık durumdalar. Bizim zamanımızda yoktu öyle bir şey” ifadelerini kullandı.

 “Sessiz çoğunluğun sesini dinlemek gerekiyor”

Çelenk, yeni süreç açısından en önemli sorunlardan birinin, farklı kesimlerin kendi çevrelerinden ve kendilerine yakın isimlerden oluşan bir “yankı odası” içinde hareket etmesi olduğunu söyledi.

Abdullah Öcalan, Türk solu, devlet ve iktidar çevrelerinin kendi alıştıkları isimlerle temas kurmasının sürecin gerçek anlamda toplumsallaşmasına katkı sağlamayacağını savunan Çelenk, asıl önemli olanın “sessiz çoğunluğun” sesine ulaşmak olduğunu belirtti.

Çelenk, şöyle konuştu:  “İmralı’nın ve Türk solu kökenlilerin ve devletin ve iktidarın ezberleri var. Herkesin belli kendi adamları var kıyıda köşede. Onları yankı odası gibi birbirini dinlemek istiyorlar. Yani iş olsun dinleyelim. Ama önemli olan sesi çıkmayan, sessiz çoğunluğun sesini dinleyebilecek gerçek aktörlere muhatap olabilmek.”

Çelenk, son yıllarda aynı isimlerin tekrar tekrar sürece ilişkin toplantılara ve görüşmelere dahil edildiğini belirterek, bunun farklı toplumsal kesimlerin görüşlerinin duyulmasını engellediğini söyledi.

İktidarın da kendi çevresinde alıştığı isimlerle hareket ettiğini belirten Çelenk, bu kişilerin iyi niyetli olabileceğini ancak sürekli aynı çevrelerin dinlenmesinin sağlıklı bir toplumsallaştırma yöntemi olmadığını ifade etti.

“İnsanların bir mürit ilişkisi var. İradesini teslim eden insanların sağduyu konusunda nasıl konuşabilecekleri ve nasıl ikna edebilecekleri her zaman sorundur. Sadece propaganda yapar. Propaganda yapacak insanlardan ziyade konuyu anlayacak ve aktarabilecek insanlara ihtiyaç var diye düşünüyorum.”

“Ezberlerin dışına çıkılması lazım”

Çelenk, sürecin ilerleyebilmesi için bütün tarafların kendi çevrelerinin dışına çıkması ve kendilerini eleştiren kesimleri de dinlemesi gerektiğini söyledi.

Abdullah Öcalan’ın kendisini eleştiren isimleri de dinlemesi gerektiğini belirten Çelenk, iktidarın da kendisini rahatsız edebilecek görüşlere açık olması gerektiğini ifade etti.

Çelenk, sürecin toplumsallaşması için yalnızca birbirine benzeyen insanların bir araya getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, farklı siyasi ve toplumsal kesimlerin birbirini dinlemesinin önemine dikkat çekti.

“Ezberlerin dışına çıkması lazım. Öcalan’ın kendini eleştirenleri dinlemesi lazım. Taha Bey gibi, bizler gibi insanları, eleştiriyoruz onu. Bizleri dinlemesi lazım. Kendini tekrar eden adamları veyahut da iktidarın hatırına kendine başını sallayan adamları değil.”

İktidarın kendisini eleştiren veya rahatsız edebilecek insanları da sürece katkı sunabilecek aktörler olarak görmesi gerektiğini belirten Çelenk, farklı siyasi çizgilerin birbirini dinlemesi gerektiğini söyledi.

Çelenk, “İktidarın da kendi rahatsız olabileceği insanlardan artık rahatsız olmaması lazım. Onların eğer bu sürece katkılarını düşündüğü insanların olması lazım. Solun sağı dinleyebilmesi lazım, sağın da solu dinleyebilmesi lazım. Birbirine benzer insanları artık seçmesinler. Tekrarlardan kurtulsunlar” ifadelerini kullandı.