DEM Parti, Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç kapsamındaki temaslarını sürdürüyor.
Bu kapsamda önce DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, AK Partili yetkilileri ve MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüşmüştü.
Bugün ise eş genel başkanları nezdinde ilk kez Yeni Parti ziyaret edildi.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür’i ziyaret etti.
Tülay Hatimoğulları ve Bakırhan’a partinin grup başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit eşlik etti.
DEM Parti heyetini, YENİ Parti grup başkanvekili Murat Emir karşıladı.
Yeni Parti’deki görüşmenin ana gündemlerinden birini, çerçeve yasa sonrası ilk yasal adımları atılan çözüm sürecinin geldiği aşama ve bundan sonra atılacak adımlar oluşturdu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Takip Kurulu’nun yanı sıra, TBMM’de kurulması planlanan İzleme Komisyonu’nun çalışmaları da görüşmedeki gündemlerden birini oluşturdu.
Görüşmedeki diğer gündem ise fon krizi oldu.
İsmi soruşturmaya karıştıktan sonra AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden affıyla alınan Fatma Betül Sayan Kaya ile bazı AK Partili bürokratların da isminin geçtiği fon kriziyle ilgili ‘Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi’ bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. İki parti de Genel Kurul’da oylamaya sunulacak fon krizine ilişkin detayları görüştü.
Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.
YENİ Parti kurulduğundan beri ilk kez gerçekleşen ziyaretten sonra yapılan ortak açıklamada ilk konuşan Bakırhan, şunları söyledi:
“Türkiye’deki yürüyen bu sürece ilişkin düşüncelerini Sayın Genel Başkan ve heyetiyle paylaştım. Şimdi değerli arkadaşlar, hepiniz takip ediyorsunuz. Bir çerçeve yasa geçti. Aslında sürecin önemli aşamalarından birisiydi bu çerçeve yasa. Çerçeve yasayla birlikte yeni bir döneme girdik. Bu yeni dönemde artık toplum, bugüne kadar yapmış olduğumuz ziyaretlerde ve yaptığımız toplantılarda herkesin beklentisi, artık çerçeve yasanın uygulamaya geçmesi. Uygulama aşamasını görmek istiyorlar. Yapılması gereken ikincil düzenlemeleri toplum bekliyor.
Bu konuda bizim de biraz önce yukarıda yaptığımız tartışmalarda bir başlık da buydu. Bir yasanın değeri ancak uygulamada anlaşılır. Uygulamadaki karşılığına bakarak bu yasanın uygulanıp uygulanmadığı ölçülür. Dolayısıyla bu yasanın uygulanması için başta topluma, emek ve meslek örgütlerine, sendikalara, siyasi partilere, Meclis’e büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Meclis Başkanımız da bu konuda bir sorumluluk almalı, bir an önce bu yasanın uygulanması için gerekli adımların atılmasına artık biraz yol açmalıdır.
Yine Meclis’te bir Meclis izleme kurulu oluşturulacaktı, o da henüz oluşmadı. Bu vesileyle Meclis’teki bu izleme kurulunun bir an önce artık oluşturulması gerekiyor. Ve Meclis’te bulunan bütün siyasi partilerin de bu Meclis kurulunda bulunmasının bence bir yolu bulunmalı. Sanırım Meclis Başkanı da bu konuda siyasi partileri ziyaret edecek.
Değerli arkadaşlar, barış, iktidarla muhalefet arasında bir rekabet başlığı olmamalıdır. Özgür Başkan’la da yaptığımız görüşmede onlar da bunu çok net bir şekilde ortaya koydular. Barış, 86 milyon için, Türkiye toplumu için Türkiye’nin hem iç toplumsal barışını sağlaması hem de bununla birlikte demokratik adımları atması gereken bir süreçtir. Dolayısıyla bu, siyasi partiler arasında bir rekabet değil; tam tersine ortaklaşılması gereken bir zemin olarak görülmeli ve öyle bakılmalıdır. Burada siyasi partiler ortak sorumluluk almalıdır. Çünkü bu süreç sadece iki parti arasında yürüyen bir süreç değil. Yasanın sadece bölgeyi, Kürtleri ya da DEM Parti’yi ilgilendiren bir yasa değil; barışımızı ve demokrasimizi ilgilendiren bir süreç olduğu için bu konuda siyasi partilerin de büyük sorumluluk alması gerekiyor.
Bu konuda Yeni Parti hep yapıcı ve olumlu bir rol oynadı. Bu vesileyle Sayın Özgür Özel Başkan ve yeni yönetimine de teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Dünya kadar baskıya maruz kalmalarına rağmen, bu konuda bir dışarıdan direnç olmasına rağmen doğru yerde durdular, iyi yerde durdular. Çünkü barış iyi bir şeydir. İnsanların yaşamını yitirmemesi iyi bir şeydir. 2 yıldır gençlerimizin işte yaşamını yitirmedikleri bir süreçte yaşamamız çok değerli ve kıymetli bir şeydir. Bu süreç partiler üstü bir süreçtir.
Yalnız tabii ki bu süreçte kimi problemler de var. DEM Parti bunu da hep açık yüreklilikle dile getiriyor. Bir taraftan barış süreci, diğer taraftan haksızlık ve hukuksuzluklar olduğu zaman biz de rahatsız oluyoruz ve bu konuda kendi tavrımızı da her zeminde çok net ve açık bir şekilde ortaya koyduk. Özellikle muhalefete, muhalefet belediyelerine, basına ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerden artık bence vazgeçilmelidir. Bir barış süreci yürütüyorsak muhalefete, basına, ifade özgürlüğüne dönük uygulamaları bence bir kenara bırakmak gerekiyor. Barışın kalıcı olması, bu demokratik toplum ve barış sürecinin başarıya ulaşması, içinin siyaseten biraz yumuşaması ve demokratikleşmesiyle mümkündür. Biz bu konudaki bu talebimizi, bu değerlendirmelerimizi her zeminde dile getireceğiz. Türkiye’nin en acil ihtiyacı ortak akılla, diyalogla, müzakereyle hareket ederek başta bu süreç olmak üzere kendi meselelerini ortak bir akılla çözmektir diyoruz. Partiler arasında siyasi diyaloğu önemsiyoruz. DEM Parti bugünden itibaren daha fazla siyasi partilerle, toplumun örgütlü kesimleriyle buluşacak. Bu sürecin kazasız belasız bir şekilde ilerleyerek bir demokratikleşme sürecine evrilmesi için de dün olduğu gibi bugün de büyük bir çaba ortaya koyacaktır.”
Ardından Özgür Özel şunları söyledi:
“Öncelikle ziyaretin birinci gündem maddesi olan YENİ Parti’ye hem partinin tüzel kişiliği anlamında hem de yeni genel merkezimize yapılan “hayırlı olsun” ziyaretine teşekkür ediyoruz. Tabii bu ziyaret vesilesiyle bir araya geldik. Bir ülkede demokrasinin var olması muhalefetin özgür olmasına, muhalefetin hem toplumsal muhalefetin hem siyasi muhalefetin rahat bir şekilde görevini yapmasından ölçülüyor. Bu konuda iki görev var. Biri iktidara düşen görev. Türkiye’deki iktidarın bu konuda herhangi bir katkısı ya da bir özeni olmadığı açık.
Hem toplumsal muhalefeti susturabilmek için hem de siyasi muhalefeti baskı altına alabilmek için ellerindeki bütün imkânları fazlasıyla kullanıyorlar. Muhalefete düşen ise birbiriyle diyaloğu, bazı konularda farklı da düşünülse, siyasi yelpazelerin başka taraflarında da olsa birbirleriyle olan diyaloğu sağlıklı ve düzenli bir şekilde sürdürmektir. Biz Yeni Parti olarak hep bunu savunuyoruz. Muhalefetin diyalog içinde olduğu bir düzlemde ülkenin temel meselelerinin göğüslenebildiği ve kaybedeninin olmayacağı kazanımların ülkeye kazandırılması önemlidir. Bu anlamda Türkiye’deki barış süreci; terörün sona ermesi, silahların bırakılması, çatışmaların bir daha geri gelmemek üzere son bulmasında bu topraklar üzerinde yaşayan hiç kimsenin zararı yoktur. Herkes faydalı çıkar, kârlı çıkar. Hem ülke yeni acıları yaşamaz hem de bundan sonra silahlanmaya, savunma harcamasına, terörle mücadeleye değil, kalkınmaya bütçe ayrılır. Ülkenin geleceğine yatırım yapılır. Ülkede yaşayan herkesin tüm farklılıklarıyla kardeşçe yaşayabileceği bir ortam için önemlidir. Biz bu noktada “Tarihin doğru tarafında yer almak gerekir” dediğimiz ilk günkü tutumumuzu son ana kadar değiştirmedik ve bu tutumumuzu tekrar teyit ediyoruz.
Tabii yukarıda da görüştük. Buranın da gündemi, Meclis’in de en önemli, bence bu yılki gündemi, biz altına hep birlikte imza attığımız bir komisyon raporu var. Komisyon raporunun 6. kısmına ilişkin bir yasama faaliyeti ağustos ayının 10’unda gerçekleşti. Ama bunun devamında yapılması gerekenler, yani esas olarak raporun 7. kısmı, demokratikleşme adımları, Meclis’te altında imzası bulunan herkesin gayretini ve bir an önce harekete geçmesini bekliyor. Düşünün ki seçilmişler hâlen daha hapiste yatıyorlar ve bu konuda atılan hiçbir adım yok.
Kayyumlar görevine devam ediyor. Sayın Kavala hakkında kaçıncı AİHM kararı çıktı? Hâlâ bir mahkeme düşünün ki diyor ki “Uluslararası anlaşmalar kanunla çelişirse kanundan bile üstündür.” AİHM kararlarını tanımak bir uluslararası anlaşmanın gereğidir. AİHM kararlarının uygulanmaması müeyyideye tabidir. Kavala hakkında çıkmış AİHM kararını mahkeme uygulamıyor.
Diğer taraftan en sonuncusu Sayın Kahraman’la ilgili verilmiş olan Anayasa Mahkemesi kararı var ve 2. kez Anayasa Mahkemesi karar veriyor. Anayasa Mahkemesi kararlarının ne kadar bağlayıcı olduğunu hatırlatarak Tayfun Kahraman kararını, Tayfun Kahraman dosyasını da aşacak bir gerekçe yazarak vermiş. Yapılması gereken iş derhâl uygulamak ve benzer dosyaları uygulamak. Altında da Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP’nin imzaları var ve zaten imzaya bile gerek olmayan bir konuda son kez bu yaza girerken taahhütte bulunmuş “Biz bunları yerine getireceğiz” diye, hâlen daha duruyor.
Her gün gazetecilere operasyon yapıyor. İktidar partisinin sözcüsünün talimatıyla “Buradan sonra tavizsiz olarak hukuken ve siyaseten sahaya iniyoruz” dedikten sonra 2 gazeteci hapise, 2 gazeteci ev hapsine gidiyor ve bütün akademisyenlerin, gazetecilerin, yani muhalefet eden kim varsa hem de düşünce özgürlüğü sınırlarının içinde kimseye hiçbir söz söylemeyen paylaşımları bile saatler içinde erişim engeline tabi tutuluyor. Ve hatırlatmak isterim ki bugün 1 kamera eksik burada, 1 muhabir eksik burada. Muhalefete en çok alan açan Halk TV’de şu anda bant yayın yapılıyor. Yani muhalefetin tüm renklerine, seçilmiş tüm renklerine alan açan, meşruiyetini kendi üyesinden, kendi seçmeninden alan muhalefetin tüm aktörlerine alan açan Halk TV şu anda susturulmuş durumda.
Biz muhalefet partilerinin genel başkanları, eş genel başkanları olarak itirazlarımızı söylüyoruz. Ama durum bundan ibaret. Yani burada iktidar partisinin, bir iktidar bloğunun bir samimiyet sorgulaması geçiriyor olması, toplum nezdinde güven bunalımının yaşanıyor olması iktidara karşı tesadüfi meseleler değil. Bir yanda yönetme kabiliyetini yitirmiş, ülkeyi fon vurguncularına soydurmuş beceriksizlikler ya da kötü niyet dururken; diğer yanda kendi attıkları imzaya dahi sahip çıkmayan, demokratikleşme adımlarını atmayan, aksine raporun yazıldığı güne göre bile çok daha geride bir Türkiye’ye Türkiye’yi taşıyan bir iktidarla karşı karşıyayız.
Bu konudaki görüşlerimizi, düşüncelerimizi bir kez de sizlerin karşısında ifade etmiş olduk. Sayın Eş Genel Başkanların sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla, diğer siyasi partilerle de görüşmeler yapacak olmalarını ve toplumun, muhalefetin siyaset içi ve dışında bulunan tüm yapılarıyla temas hâlinde olacak olmalarını da büyük bir memnuniyetle kendilerinden dinledik. Biz de bu tip diyalog kanallarını sürekli açık tutmaya ve muhalefetin tüm bileşenleriyle birlikte olmaya, birlikte çalışmaya, birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Nazik ziyaretleri için bir kez daha teşekkür ediyoruz.”
Özel’den Mehmet Uçum’a yanıt
“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 280 milletvekili var. MHP’ninkini ilave ettiğinizde erken seçim kararı alınabilmesi için 40’a yakın milletvekilinin bir desteği gerekiyor Cumhur İttifakı’nın dışında.
Ben diyorum ki bizden böyle bir şey konuşulmadı, konuşulması da mümkün değil. Zaten biz seçimlerin birkaç hafta ya da 1 ay öne alınmasını erken seçim değil, Anayasa’nın seçimlerin öne alınması maddesinin arkasından dolaşmak, Anayasa’ya karşı muvazaalı bir işlem yapmak olarak görüyoruz. Zaten bizim açımızdan biz bu tartışmaya kapalıyız.
E şimdi bunun dışında 2 grup kalıyor bu sayıya erişebilecek. Sayın Eş Genel Başkan da diyor, “Bizim böyle bir görüşmemiz, konuşmamız yok.” Sayın Mehmet Uçum o zaman Meclis’in iradesini ipotek altına alan ve “Bu tarih kesinleşti” dediği taahhüdü kimden almış, onu bir açıklasın. Yani ben seçilmemiş bir genel başkana gidip “Bu soruyu sorun” diyemeyeceğim size gazeteci olarak. Ama orada bir grup daha kalıyor ortaya. Yani Mehmet Uçum’un söylediği grup, butlanla müdahale ettikleri bir siyasi partinin kalan grubunu söylüyorsa o zaman o meseleyi ya Mehmet Uçum açıklasın ya da herkes kendi pozisyonunu doğru tarif etsin. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan butlan girişiminin bir ürünü olarak oradan erken seçime bir destek taahhüdü aldıklarını söylüyorsa söylesinler, söylemiyorsa netleşsin. Çünkü bir başka partiye soracak durum yok.
3 ihtimal var burada. Zaten İYİ Parti’nin yaklaşımı ortada ve sayısı yeterli değil bu anlamda. Yani İYİ Parti bir an için “Olur” bile dese yine de 3 gruptan birinin daha destek vermesi gerekiyor. Ne Yeni Yol grubu ne İYİ Parti grubu aranan desteği verebilecek milletvekili sayısına sahip değil. 91 milletvekiliyle biz “Yokuz” diyoruz. DEM Parti, “Böyle bir konu görüşülmedi, böyle bir şey gündemimizde yok” diyor. O zaman Mehmet Uçum butlanı mı ifade ediyor? Ya da Meclis üzerindeki bir tahakkümünü savunacak nasıl bir aritmetik kurmuş? Ona bir bakmak lazım.
Sorun, Saray’da oturanların kendini Meclis’in üzerinde görme sorunu. Sorun, Saray’da oturan, bütün kararların Saray’dan tek elden verildiği ve bu kararların uygulanacağı kurşun askerlerin de Meclis’e dizildiği algısı. Biz o kurşun askerler içinde değiliz.”




