Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan ve Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, zorla kaybedilenlerin ve çatışmalı dönemlerde yaşamını yitirenlerin akıbetinin açıklığa kavuşturulması, cenazelerin bulunması, kimliklendirilmesi ve ailelerine tesliminde yaşanan engeller ile mezarlıklara yönelik saldırıların araştırılması için Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.
Önergede, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ötekileştirici söylemlerin, 40 yılı aşkın çatışmalı süreçte yaşamını yitirenlerin bedenlerine yönelik muameleyi de belirleyen bir anlayışa dönüştüğü vurgulandı.
Siyasi ve resmi dilde yaşamını yitirenlerin insan kimliğinin geri plana itilmesinin; bedenlerin sürüklenmesini, teşhir edilmesini, cenazelerin ailelerden esirgenmesini ve insan onuruna aykırı biçimlerde teslim edilmesini meşru gören bir yaklaşımın yerleşmesine yol açtığı belirtildi.
Taybet İnan’dan Hakan Arslan’a
Önergede geçmiş yıllarda yaşanan ağır ihlallere dikkat çekilerek şu örnekler sıralandı:
Taybet İnan’ın cenazesinin günlerce sokakta bırakılması,
Cemile Çağırga’nın cenazesinin annesi tarafından buzdolabında saklanması,
Hacı Lokman Birlik’in bedeninin zırhlı araç arkasında sürüklenmesi,
Kevser Eltürk’ün bedeninin teşhir edilmesi,
Hakan Arslan’ın cenazesinin babasına kutuyla, Agit İpek’in cenazesinin annesine kargoyla gönderilmesi.
Özellikle 1990’lı yıllarda yoğunlaşan zorla kaybetmeler ve faili meçhul cinayetlerin aileleri yakınlarının akıbetinden yoksun bıraktığı belirtilirken, Cumartesi Anneleri/İnsanlarının mücadelesinin bu talebin en güçlü ifadelerinden biri olduğu hatırlatıldı.
Garzan Mezarlığı ve yıllara yayılan belirsizlik
Önergede, 2013-2015 yılları arasında çatışmada yaşamını yitirenlerin Garzan gibi mezarlıklarda toprağa verildiği belirtildi.
Bitlis’in Oleka Jor köyündeki Garzan Mezarlığı’nın önce bombalandığı, 19 Aralık 2017’de mezarların açılarak çıkarılan cenazelerin İstanbul’a götürüldüğü kaydedildi.
Bitlis Valiliği’nin 2 Ocak 2018 tarihli açıklamasına göre 279 mezarın 11’inin boş çıktığı, 268 mezardan çıkarılan kemiklerin kimlik tespiti için Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği hatırlatıldı. Cenazelerin ailelere yeterli bilgilendirme yapılmadan Kilyos Mezarlığı’nda plastik kaplar içerisinde, yol ve kaldırım kenarına üst üste defnedildiği belirtildi.
Zehra Kısaoğlu ve Süheyla Kaya’nın yakınlarının, yaklaşık dokuz yıl sonra Eylül 2026’da yapılan DNA karşılaştırmaları sonucunda cenazelerine ulaşabildiği ve Bingöl’ün Karlıova ilçesinde defnedildiği vurgulandı. Bu durumun, mezarlarından çıkarılan cenazelerin akıbetine ve ailelerin yıllara yayılan mücadelesine ışık tuttuğu ifade edildi.
Taziyelere müdahaleler ve yargılamalar
Çatışmalarda yaşamını yitiren askerler nedeniyle açılan tazminat davalarında mali yükümlülüklerin yaşamını yitirenlerin mirasçılarına yöneltildiği, mirasın reddinin bir çıkış yolu olarak sunulmasının ailelerin hatıraya sahip çıkma iradesini de hedef aldığı belirtildi.
Kanunda karşılığı bulunmayan uygulamalarla cenaze ve taziyelere katılımın yüzlerce kişinin yargılanmasına gerekçe yapıldığına dikkat çekilerek, Ağustos 2026’da Cizre’de aralarında yaşamını yitirenlerin anneleri ve yaşlı aile bireylerinin bulunduğu yaklaşık 50 kişinin ifadeye çağrıldığı kaydedildi.
‘Demokratik dönüşüm süreciyle çelişiyor’
Tüm bu uygulamaların, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 27 Şubat 2025 tarihinde gelişen sürecin gerektirdiği demokratik dönüşümle çeliştiği vurgulandı. Ölüye saygının, yaşamını yitirenin siyasi aidiyetinden bağımsız olduğu ve kolektif yas hakkının siyasi tercihlere göre sınırlandırılamayacağı ifade edildi.
Minnesota Protokolü, AİHS ve Cenevre Sözleşmeleri gibi uluslararası standartlara işaret edilerek; hakikate erişimi, adaleti, ölüye saygıyı, defin ve kolektif yas hakkını güvence altına alacak hukuki ve kurumsal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması talep edildi.
Newroz Uysal Aslan ve Semra Çağlar Gökalp, Anayasa’nın 98’inci ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca araştırma komisyonu kurulmasını istedi. (MA)




