Farklı siyasi birikimlere ve mücadele deneyimlerine sahip kadınları bir araya getirecek “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansı için hazırlıklar sürüyor. 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek konferans öncesinde katılım çağrıları yapılırken, konferansın imzacılarından gazeteci Çilem Küçükkeleş de Mezopotamya Ajansı’na buluşmanın amacı ve gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Son 10 yılın Olağanüstü Hal (OHAL) rejimiyle yönetildiğini ve AK Parti iktidarının bu dönemde en fazla sivil toplumu hedef aldığını belirten Küçükkeleş, iki yıldır devam eden çözüm sürecinde toplumsal katılımın önemine dikkat çekti. Sürecin toplumun farklı kesimleri tarafından tartışılması ve sahiplenilmesi gerektiğini ifade eden Küçükkeleş, kadınların bu alandaki rolünü vurguladı.
Küçükkeleş, kadınların sürece en erken dahil olan kesimler arasında bulunduğunu belirterek, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin ilk sivil girişim olduğunu hatırlattı. Kadınların barışın toplumsallaşmasına, barışın nasıl tanımlanacağına, ülkenin nasıl demokratikleşeceğine ve farklı kesimlerin nasıl bir arada yaşayacağına ilişkin sözlerini dile getirdiğini kaydeden Küçükkeleş, bu tartışmaların konferans fikrinin ortaya çıkmasında etkili olduğunu söyledi.
Küçükkeleş, 83 kadının bir araya gelerek konferans için çağrıcı bir grup oluşturduğunu belirtti.
Konferansta barış ve ortak gelecek tartışılacak
Konferansın barışı ortak bir zeminde tartışmak açısından önemli olduğunu ifade eden Çilem Küçükkeleş, buluşmanın yalnızca mevcut durumun değerlendirilmesiyle sınırlı kalmayacağını, geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin tartışmalara da alan açacağını söyledi.
Konferansa katılan kadınların izleyici konumunda kalmayacağını, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne aktif biçimde katılacağını belirten Küçükkeleş, programın bu doğrultuda iki bölüm halinde tasarlandığını anlattı. Konferansın bir bölümünün politik bir zeminde yürütüleceğini, iki gün boyunca katılımcıların konferansın düşüncesini, duygusunu, gelecek umudunu ve birlikte neler yapılabileceğini tartışacağını dile getirdi.
Yaklaşık 500 kadının katılımının beklendiğini aktaran Küçükkeleş, bu buluşmanın uzun bir aradan sonra tartışma kültürünün gelişmesine katkı sunabileceğini belirtti. Daha önceki toplantılarda politik bir çerçevenin oluşturulduğunu ve katılımcıların soruları üzerinden tartışmalara dahil olduğunu hatırlatan Küçükkeleş, bu konferansta ise ortak zeminin kurulmasının ardından tartışmaların birlikte geliştirilmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Konferansın temel yaklaşımının, farklı deneyim ve düşüncelere sahip kadınların birbirlerini dinleyerek ortak bir gelecek üzerine söz kurması olduğunu belirten Küçükkeleş, katılımcıların sürecin yönünü birlikte tartışabileceği bir alan oluşturmak istediklerini kaydetti.
Kadın hareketi kurucu rolünü yeniden üstleniyor
Kadın hareketinin kurucu bir hareket olduğunu söyleyen Küçükkeleş, kadınların önceki çözüm sürecinde aktif rol aldığını hatırlattı. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen rejimle birlikte kadın hareketinin, elde ettiği kazanımları korumak amacıyla savunmacı bir çizgiye çekilmek durumunda kaldığını belirtti.
Küçükkeleş, son iki yılda kadın hareketinin kurucu özelliğinin yeniden ortaya çıktığını ve kadınların toplumsal süreçlerde sorumluluk üstlendiğini ifade etti.
Savaşın yoğunlaştığı dönemlerde kadına yönelik şiddetin ve kadınların hak kayıplarının daha görünmez hale geldiğine dikkat çeken Küçükkeleş, savaşın sonuçlarından en ağır biçimde etkilenen kesimlerin başında kadınların geldiğini söyledi. Kadınların yaşadığı sorunların yalnızca şiddetle sınırlı olmadığını belirten Küçükkeleş, kadın yoksulluğu ve emek mücadelesinin de bu tartışmaların önemli başlıkları arasında yer aldığını dile getirdi.
Konferansta şiddet ve emek konularının birbiriyle bağlantılı biçimde ele alınacağını kaydeden Küçükkeleş, kadınların toplumsal yaşamda karşılaştığı sorunların bütünlüklü bir yaklaşımla tartışılacağını ifade etti.
“Demokratikleşerek eşitleşeceğiz”
Devletin kendisini “Türk, Sünni ve erkek kimliği” üzerinden tanımladığını belirten Küçükkeleş, kadın hareketinin sıklıkla kullandığı “erkek-devlet” kavramına dikkat çekti. Devletin ve erkek egemen anlayışın kadınlarla eşit bir yaşam kurmakta zorlandığını ifade eden Küçükkeleş, bu durumun kadınların yaşamları üzerindeki etkilerine değindi.
Küçükkeleş, erkek egemen anlayışın kadınlardan mevcut düzeni taşımalarını beklediğini, kadınların buna itiraz etmesinin ise bir krize dönüştürüldüğünü söyledi. Boşanmanın toplumsal bir krize dönüştürülmesi ve kadınların anayasal haklarını kullanırken yaşamlarını kaybetmesiyle bu anlayış arasında bağlantı kuran Küçükkeleş, birlikte yaşamanın koşullarının yeniden tanımlanması gerektiğini belirtti.
Kadınların eşitlik temelinde bir arada yaşamaya ilişkin bir yol tarif ettiğini dile getiren Küçükkeleş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bahsettiğimiz eşitlik de elbette matematiksel bir eşitlik değil ya da kadınların da erkekleştiği, Sünnileştiği, Türkleştiği bir eşitlik değil. Biz o zemine girmek istemiyoruz çünkü o zeminin en ağır bedellerini ödeyenleriz. O zaman nasıl eşitleşeceğiz? Demokratikleşerek eşitleşeceğiz. O yüzden demokratikleşme de önemli başlıklardan biri bizim açımızdan, onu da konferansta ayrıca tartışacağız.”
Küçükkeleş, eşitliğin farklı kimliklerin birbirine benzemesi üzerinden değil, farklılıkların korunması ve demokratik bir yaşamın kurulması üzerinden ele alınması gerektiğini vurguladı. Demokratikleşmenin, kadınların eşitlik mücadelesi ve birlikte yaşam tartışmaları açısından konferansın temel gündemlerinden biri olacağını belirtti.
Toplumun sesi ve farklılıklarla birlikte yaşam
Toplumun ne düşündüğünden çok iktidarın ne söylediğinin gündemde yer tuttuğunu ifade eden Küçükkeleş, medyanın dilinde de yeterli bir değişim yaşanmadığını söyledi. Kadınların, Alevilerin ve sosyalistlerin düşüncelerinin kamuoyunda yeterince görünür olmadığını belirten Küçükkeleş, evinde oturan sıradan bir yurttaşın ne düşündüğünün de kamuoyuna yeterince yansımadığını dile getirdi.
Konferansın, farklı kesimlerin nerede durduğunu ortaya koyan bir buluşma olacağını söyleyen Küçükkeleş, herkesin konuştuğu bir ortamda farklı bir söz kurmak ve birlikte yaşamın nasıl mümkün olabileceğini tartışmak istediklerini belirtti. Bu amaçla birbirine benzemeyen kadınların bir araya geldiğini ifade etti.
Barışın toplumu bir araya getirebilecek bir zemin olduğunu vurgulayan Küçükkeleş, kimlik ve inanç farklılıklarına rağmen barış fikrine en güçlü biçimde sahip çıkan kesimlerin başında kadınların geldiğini söyledi.
Kadınların başörtülü-başörtüsüz, Alevi-Sünni ve Türk-Kürt ayrımlarının ötesinde ortak sorunlar etrafında buluşabildiğini belirten Küçükkeleş, kadın olmanın getirdiği ortak deneyimlerin farklı kesimler arasında birleştirici bir rol oynadığını ifade etti. Bu ortaklığın, kimlik farklılıklarını ortadan kaldırmak anlamına gelmediğini; farklılıklar korunurken ortak mücadele geliştirilebilmesinin mümkün olduğunu dile getirdi.
Küçükkeleş, kadın hareketinin bu deneyiminin Kürt sorunu bağlamında son dönemde tartışılan entegrasyon meselesi açısından da önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Birlikte yaşayabilme, yapabilme, aynı şeyi düşünmeden de ortak mücadeleyi geliştirebilme kabiliyeti açısından önemli bir deneyimdir. Türkiye kadın hareketi birbirine benzemeyenlerin bir araya gelip başka bir söz de söyleyeceği bir yer. Talepler hepimizin olmayabilir ama birbirimizin dostluğu, yoldaşlığı bu talepleri desteklememize yol açabilir. Doğal olarak da farklılıkların bir arada yaşayabilme kültürünün en önemli temsilcilerine dönüşebiliriz.”
Konferansın da bu yaklaşım doğrultusunda şekillendiğini belirten Küçükkeleş, tartışmaların yalnızca iktidarın barış sürecine ilişkin tutumuna odaklanmak yerine kadınların ve toplumun birbirine yönelmesi üzerinden geliştirilmesini istediğini söyledi. Küçükkeleş, “AKP’yle barış olmaz, bakın işte adım atmıyor, bu iş bir yere gitmez” biçimindeki değerlendirmelerden hareketle yalnızca iktidara bakmak yerine, kadınların kendi aralarında nasıl bir ortaklık kurabileceği sorusunun öne çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Bir tartışma zemini açılmışsa bunun büyütülebileceğini belirten Küçükkeleş, Türkiye’de birlikte yaşamı kurmaya yönelik birikim, deneyim ve entelektüel kapasitenin bulunduğunu söyledi. Ülkede daha uzun yıllar kaos yaşamak yerine birlikte yaşamı inşa etmeye nasıl katkı sunulabileceğinin tartışılması gerektiğini vurgulayan Küçükkeleş, konferansın bu yönde katkı sağlayacağına inandığını dile getirdi.
Basın üzerindeki baskılar ve demokratikleşme ihtiyacı
Konuşmasında basına yönelik baskılara ve demokratikleşmenin önündeki engellere de değinen Küçükkeleş, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) internet sayfasının 45 kez kapatıldığını hatırlattı. Bir ülkede basının bu kadar sık sansürlenmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Küçükkeleş, barış sürecinin yürütüldüğü bir dönemde Kürt basınının engellenmesinin ciddi bir çelişki oluşturduğunu söyledi.
Bu çelişkinin sürecin başlangıcından bu yana devam ettiğini ifade eden Küçükkeleş, AKP’nin demokratikleşerek barış sürecini başlatan veya demokratikleşme adımlarıyla İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüşen bir siyasi parti olmadığını söyledi. İktidarın mevcut tutumunu sürdürdüğünü belirten Küçükkeleş, bu koşullar karşısında toplumun nasıl bir tutum alması gerektiğinin tartışılması çağrısında bulundu.
Küçükkeleş, baskıların yalnızca belirli medya kuruluşlarını ilgilendiren bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, özgür basının ülkenin demokratikleşmesini ve toplumsal tartışmaların gelişmesini isteyen bir basın olduğunu ifade etti. Muhalif basının ayakta kalabilmesi için farklı kesimlerin ne ölçüde dayanışma gösterdiği sorusunun bugün daha da önem kazandığını söyledi.
Geçmişte baskıların yalnızca özgür basını hedef aldığını düşünen kesimlerin de bugün benzer bir konumla karşı karşıya kaldığını dile getiren Küçükkeleş, yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten bir siyasi iktidarın uygulamaları karşısında toplumun ortak hareket edip edemediğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
Devletin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin genişlediğini söyleyen Küçükkeleş, devletin kendi sınırlarına çekilmemesi durumunda toplumsal alanın giderek daralacağı uyarısında bulundu. Bu nedenle toplumun iktidar karşısında kendi haklarını ve yaşam alanlarını koruması gerektiğini ifade etti.
Küçükkeleş, yasal düzenlemelerle bir kapının aralandığı değerlendirmesini yaparak, bu süreçte toplumun nasıl hareket edeceğinin önemine dikkat çekti. Kürtlerin bu kapıdan geçmesini diğer toplumsal kesimlerin yalnızca izleyip izlemeyeceği ya da farklı kesimlerin birlikte hareket ederek ülkenin demokratikleşmesine katkı sunup sunmayacağı sorusunu gündeme getirdi.
Bu noktada ortak hareket etmenin önemini vurgulayan Küçükkeleş, yaşanan gelişmelerin coğrafyada yaşayan insanlar açısından yeni bir fırsat oluşturduğunu düşündüğünü söyledi.
“Barış erkeklere bırakılmayacak derecede kıymetli”
Barışın kurulmasında kadınların deneyim ve birikiminin önemine dikkat çeken Çilem Küçükkeleş, devletler ve iktidarlar kuran erkek egemen anlayış karşısında kadınların barışı kurma konusundaki deneyimlerinin hatırlanması gerektiğini belirtti. “Barış erkeklere bırakılmayacak derecede kıymetli bir şey” diyen Küçükkeleş, barışın farklı biçimlerinin ve toplumsal cinsiyetle ilişkili boyutlarının konferansta tartışılacağını söyledi.
Konferansın herhangi bir düşüncenin diğerlerine dayatıldığı bir buluşma olmayacağını vurgulayan Küçükkeleş, kadınların soruları, fikirleri ve ülkede yaşadıkları hak kayıplarının deneyimiyle bir araya geleceğini ifade etti. Katılımcıların önceden belirlenmiş bir görüşü kabul etmek yerine, kendi düşüncelerini tartışmaya açmalarının önemli olduğunu belirten Küçükkeleş, herkesi fikirleriyle birlikte gelmeye çağırdı.
Konferansa katılacak kadınların ekonomik durumları, inançları ve kimlikleri farklı olsa da ataerkil rejimin sonuçlarından etkilendiklerini dile getiren Küçükkeleş, bu ortak deneyimin birlikte yaşamın kurulmasına katkı sunabileceğini söyledi. Kadınların, toplumun geleceğine ilişkin tartışmalarda bir kez daha ortak sorumluluk üstlenebileceğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihinde kadınların yaşadığı deneyimlere dikkat çeken Küçükkeleş, yeni yüzyılda farklı bir yaşamı kurma kararlılığının güçlendirilmesi ve nasıl bir gelecek istendiğinin birlikte tarif edilmesi gerektiğini vurguladı.
Çilem Küçükkeleş, konuşmasının sonunda tüm kadınları 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek “Yan Yanayız Konferansı’na” katılmaya çağırdı. Kadınların farklılıklarına rağmen bir araya gelerek barış, demokratikleşme ve ortak yaşam konusunda söz kurmasının önemine işaret eden Küçükkeleş, konferansın bu yönde bir mücadele ve tartışma zemini oluşturmasını hedeflediklerini belirtti.




