ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı operasyonun ardından küresel dengeler değişti, arz-talep kaosu yaşandı ve piyasalar çalkalandı. Neredeyse bir senedir bu savaşın küresel etkilerini konuşuyoruz. Fakat bu savaş, daha önce hiç olmadığı kadar dünyanın gözlerini ABD iç siyasetine çevirmesine neden oldu.
ABD başkanlık seçimleri dört yılda bir zamanında yapıldıkça gözlerin çevrildiği, merak edilen önemli politik olaylardan biri olsa da ara seçimler çoğu zaman sadece ilgilisinin merak ettiği bir detay oluyordu.
Bu kez dünyanın gözü, ABD dış politikasında Trump’ın yönünü değiştirmesine vesile olur mu niyetiyle ABD iç siyasetine, yani ara seçimlere döndü.
Zira küresel masada acil çözüm bekleyen bir Hürmüz krizi var. ABD ile İran arasında müzakereler devam etse de tarafların pozisyonlarında değişiklik göstermemeleri sebebiyle süreç tıkanmış haldeydi. Öyle ki Trump, İran ile ara seçimlerden sonra anlaşmaya varacaklarına inandığını açıkça dile getirmiş; İran tarafı ise ısrarla ara seçimlerden önce bir sonuca varmak istedikleri yönünde arka arkaya beyanlarda bulunarak Trump ve yönetimine yönelik siyaseten alan daraltıcı hamleler yapmaya çalışmıştı.
2028 ABD başkanlık seçimlerinden önceki bu son kritik dönemeçte, ülke genelinde bir Demokrat rüzgârı esti. Temsilciler Meclisinin kontrolü Demokratlara geçerken Senato başa baş bir mücadeleye sahne oldu. Senato da Demokratlara geçti.

Trump’ın dünya geneline açtığı vergi savaşlarının ve İran savaşının ülke ekonomisine yansımasının faturası Cumhuriyetçiler açısından ağır oldu. Ülke genelinde vatandaşlar; enflasyon, ulusal güvenlik, “ICE krizi” de diyebileceğimiz göçmen ve göç krizi gibi temel konularda Demokratlara güvenmiş görünüyor. Anketler ise Trump’a desteğin tarihi seviyelerde düşük olduğuna işaret ediyor.
Geçtiğimiz yıl ara seçimler sürecinde Trump’ın, özellikle New York Belediye Başkanlığı seçimi için Demokratik Sosyalist aday Zohran Mamdani’yi ve siyasetini “Bunlar komünist” diyerek hedef alması çok da işe yaramamış görünüyor.
Mamdani’nin seçimleri kazanmasının üzerinden henüz bir sene geçmiş olsa da yerel siyasetin vatandaşların hayatına doğrudan temas etmesinin ulusal siyasete etkisinin örneklerinden biri daha olduğunu söylemek yanlış olmaz sanıyorum.
Her ne kadar “ABD seçmeni hiçbir şeye tepki vermese de artan petrol fiyatına sandıkta tepkisini sert gösterir” gerçeği önümüzde dururken, ekonomik krizin sonuçlarına dair vatandaşa doğrudan çare götüren sosyal demokrat belediyeciliğin namı da ülke genelinde hızla yayılmış görünüyor.
Öte yandan DSA’nın aday profili de artan ırkçılık ve göçmen karşıtlığı, yoksulluk ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğine güçlü bir yanıt niteliğindeydi.

Demokrat aday Keisha Lance Bottoms, Georgia’daki valilik seçimlerini kazanarak ABD tarihindeki ilk siyah kadın vali oldu
New York’tan Temsilciler Meclisi üyesi AOC’nin (Alexandria Ocasio-Cortez) yanında artık iki kadın vekil daha var: Latin Claire Valdez ve siyah Darializa Avila Chevalier. Ayrıca Georgia eyaletini de artık siyah bir kadın siyasetçi, Keisha Lance Bottoms yönetecek. 250 yıllık ülke tarihinde ilk defa bir siyah kadın vali olarak seçildi. Genç seçmenlerin, özellikle Michigan gibi çekişmeli seçim noktalarında son anda sandıklara yüklendikleri görüldü. ABD’nin ilk siyah başkanı Barack Obama da Bernie Sanders kadar olmasa da bu seçimin Demokratlar için en çok çalışan isimlerinden biri oldu. Solda yer alan ilerlemecilerden liberallere kadar bütün Demokratlar, ara seçimlerde hiç olmadığı kadar tek yürek oldular denebilir.
Öyle ki Florida gibi Cumhuriyetçilerin kalesi sayılabilecek bir noktada bile Demokratlar kazanamasa da tarihin en yüksek oy oranına ulaştı ve seçim başa baş geçti.
Demokratların ya da çoğunlukla Sosyalist Demokratların artan işsizlik ve yoksulluğa karşı asgari ücretin artırılması, sendikalaşma haklarının güçlendirilmesinin yanı sıra milyarderlere yönelik vergilendirme ve konut krizine yönelik erişilebilir yaşam alanları vadettiği politikaları ABD kamuoyunda karşılık buldu denebilir. ICE politikalarının da ters teptiğini söylemek yanlış olmaz.
Öyle ki seçim süreci boyunca sosyal medyaya yansıyan sokak röportajlarında birçok erkeğin, “Biz aslında sadece suçluları geri göndereceklerini sanıyorduk, nişanlılarımızı da gönderdiler. Daha önce Trump’a oy verdim ama bu sefer vermeyeceğim” gibi ironik ama dikkat çeken ifadeleri yansımıştı.
Şimdi gözler, mecliste güç elde eden Demokratların Trump yönetimine ve siyasetine ne kadar müdahale edebileceğine çevrildi. İran savaşını durdurabilirler mi? Yoksa ABD’nin dış politikası seçimlerden bağımsız bir ajanda olmaya devam mı edecek?




