Adı konulmayanın mimarisi
Konuk Yazar 24 Haziran 2026

Adı konulmayanın mimarisi

Diyar Kut*

Bir bebek dünyaya geldiğinde yapılan ilk işlerden biri kulağına adını söylemektir. Adıyla var olur her şey. Bitki, hayvan, taş, nehir, duygu, kitap… Adını koymak; tanımlama halidir, bir de tanıma. Adı olmayanın varlığı kabul edilmemiştir.

Bugün adı konulan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin önünü açtığı tartışma zeminine, okyanusta bir damla misali mesleki perspektiften katkı sunma çabasıyla yazıyorum. Kürt mimarisini tarihsel bağlam içinde tanımlama ve tanıma sorununa dikkat çekmek istiyorum.

Hepimizin bildiği bir gerçeği ifade ederek başlamak yerinde olacaktır. Tarihi egemenler yazmaktadır. Tarih, egemen olanın kendini haklı, üstün ve başarılı gösterme çabasının aracı haline getirilmektedir. Tarih, egemenin önemsemediği veya varlığına tehdit olarak algıladığı her hakikati ortadan kaldırabildiği, görünmez kılabildiği bir aparata dönüştürülmektedir. Egemenler tarih yazımıyla kendi ideolojilerini inşa etmeye çalışmaktadır. Tarih aynı zamanda ideoloji üretim sahasıdır. Tarih ve ideoloji birbirini besleyen diyalektik bir ilişkiye sahiptir.

Kapitalist sistem ile birlikte gelişen milliyetçilik akımı ve ulus devlet formu ile tarih yazımında egemenin perspektifi tüm çıplaklığıyla açığa çıkmaktadır. Egemen ulus etrafında şekillenen, farklılıkların içinde kendini bulamadığı bir tarih yazılmaktadır. Aynı ülkede yaşayan farklı inanç ve kimliğe sahip halkların üretimi olan kolektif değerler görmezden gelinmeye ya da tarihsel gerçekliğinden saptırılarak sunulmaya çalışılmaktadır. Adeta egemen ulus dışında kalan halkların geçmişinin olmadığı bir tarih oluşturulmaktadır.

Tarih çalışmalarında yazılı tarihten öncesine ulaşmak çanak, çömlek, fosil ve mimari kalıntılar ile mümkündür. İnsanlığın yerleşik yaşama geçişinden günümüze, mimari kalıntıların izini sürerek tarihsel gerçeklere ışık tutulmaktadır. Mimari kalıntılar döneminin siyasal, kültürel ve toplumsal dokusuna dair belirgin izler taşır.

Mimari kalıntılar, inşa eden ve kullanan halkın inancı, zanaatı, kültürü, sosyolojisi, yönetim biçimi, sınıfsal farklılıkları, ekonomik ve toplumsal ilişkileri gibi birçok hususa dair önemli veriler sunar. Tarihi okuma, mimari kalıntılar üzerinden de yapılabilmektedir.

Mimari kalıntılar, tarihi yapılar; geçmişten günümüze ulaşan, egemenin değiştirmeye gücünün yetmediği hakikati ifade eder. Bu hakikat; doğrultusundan saptırılmaya çalışılan tarihe, doğru yönü gösteren pusuladır. Egemenin yazdığını varlığıyla boşa düşürendir. Tıpkı ilk kentlerin Antik Yunan’da inşa edildiğinin söylenmesi gibi. Mimari kalıntı bir yönüyle en büyük emek muhafızıdır. Binlerce yıl evvel verilen emeğin kaybolmasına izin vermeyerek bugüne taşıyandır. Mimari kalıntıları ve tarihi yapıları ile Kürt halkının yazılmayan tarihine ulaşmak mümkündür.

Yaşanmışlıkların bütününü ifade eden tarihin, görünmez kılınan bir boyutuna değinmek istiyorum; değer üretiminde Kürt halkının rolü ve misyonu. Neolitik devrimin gerçekleştiği, toprağa ilk tohumların atıldığı, hayvanların ilk evcilleştirildiği, dinlerin ortaya çıktığı, ilk tapınakların, ilk kentlerin, yazının, hukukun, devletin inşa edildiği Mezopotamya’da Kürtler; ilk topluluklardan günümüze kesintisiz yaşamış, varlığını korumuş ve bugüne ulaşmış halklardan biridir.

İnsanlık tarihinin önemli değerlerinin üretildiği bu topraklarda Kürt halkının inşa edici rolünün görünmez kılınması, egemenin tarih yazımının sonucudur. Buna karşı adeta iğne ile kuyu kazarak hakikat ortaya çıkarılmaktadır. Arşiv araştırmalarından, arkeolojik buluntulardan, sözlü tarih aktarımlarından ve yabancı kaynaklardan edinilen veriler bilimsel temelde karşılaştırılarak hakikat açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Arkeolojik buluntulardan yola çıkarak; tarımsal üretim ile birlikte Altın Hilal’de köyler kurulmaya başlanmıştır. Nüfus artışı, ihtiyaçların farklılaşması, uzmanlaşma, iş bölümü, ticaret ve idari yönetim gereksinimleri ile Dicle ve Fırat nehir havzalarında Ur, Uruk, Waşukanî gibi ilk kentler inşa edilmiştir.

Ardı sıra yerkürenin çeşitli bölgelerinde kentler inşa edilmiştir. Kent devletlerinden imparatorluklar çağına kadar uzanan geniş siyasal dönemde idare biçiminin adem-i merkeziyetçi olduğunu tarih okumalarında görmekteyiz.

İmparatorluklar çağı mimari dönemlere de adını vermiştir. İmparatorluk adıyla anılan mimari yapılar esas itibariyle yerele özgü kültürel, sosyal ve toplumsal değerler üzerinden inşa edilmiştir. Roma, Pers, Helen, Selçuklu ve Osmanlı dönemi mimari eserleri olarak adlandırılan yapılar ve kentler üst ölçekli bir tanımlama ile yüzeysel bir sınırlamaya tabi tutulmaktadır.

Örneklendirirsem; Efes, Roma, Kartaca, Dara, Palmira Roma dönemi gelişen kentler olmakla birlikte yerel halkın karakteristik özellikleri ile şekillenmiştir. Zerzevan kalesi Roma hudut karakolu olarak bilinir. Oysaki Roma’dan evvel Asurluların, Mitannilerin yol güvenliğini sağlamak için inşa ettikleri ve geliştirdikleri bir mimari komplekstir.

İçerisinde bulunan Mitra tapınağı yerel halkın inanç merkezidir. Buna benzer yapı ölçeğinde binlerce, kent ölçeğinde onlarca örnek sıralanabilir.
Yerel halkın emeğiyle, kültürel birikimiyle ve toplumsal ihtiyaçlarıyla yerinde inşa edilen mimari doku binlerce kilometre ötede yaşayan ve o yapıları görmeyen bir hanedanlığın adıyla tanımlayarak, yerel halkı görmezden gelmek tarih okumasında büyük eksiklikler oluşturmaktadır.

Bertolt Brecht’in ‘’Okumuş Bir İşçi Soruyor’’ şiirinden bir pasaj ile hakikati ifade etmek çok daha kolay olacaktır;

‘’Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
Kim yapmış Babil’i her seferinde?…’’

Doğru tarih yazımı ve okuması, tersyüz edileni teşhir edecektir. Bir örnek ile ifade etmek isterim. Mimar arkadaşım ile birlikte bir gün gezmek amacıyla Silvan’a gittik. Silvan 10. ve 11. yüzyılda geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş bir Kürt hanedanlığı olan Merwanilerin yönetim merkezi olmasından ötürü tarihi dokusu zengin bir kenttir.

Oradaki tarihi yapıları ve mimari kalıntıları görüp Kürt mimarisine dair çıkarımda bulunmak istedik. İlk şoku kentte bulunan Ulu Camii’nin yerini sorduğumuz yurttaşın verdiği cevapta yaşadık. Kürtçe ‘’Acem Camii’sine şuradan gideceksiniz’’ dedi.

Merwanilerin torunları Ulu Camii’de namaz kılıyor ve anadilleri Kürtçe ile dua ediyorlardı. Camiyi inşa eden, bin yıldır camide namaz kılan, cami önünde gündelik sohbetini anadilinde yapan Kürtler ile değil, kentte yaşamayan bir halkın adı ile cami tanımlanıyordu. Ardından kentin göbeğinde bulunan Merwani Sarayı’nın kalıntılarını görmeye gittik.

Sarayın önüne asılı tabelada ‘’Zembilfıroş Kalesi’’ yazıyordu. Sarayın önündeki tabelayı gören Merwanileri değil, Zembilfıroş’u merak edip araştırıyordu. Romantik bir aşk hikayesi ile tarihsel gerçeklik perdeleniyordu.

Yine Merwaniler tarafından inşa edilen ve adını hükümdar aileden alan Malabadi Köprüsü, Artuklu mimarisine ait bir eser olarak tanımlanmaya çalışılmaktadır. Bin yıl evvel var olan hanedanlığın mimari kalıntıları ve tarihi yapılarının açığa çıkaracağı bilinç;l, soyut ve gerçeklikten kopuk tanımlamalarla saptırılmaktadır. Gözler önünde olan somut gerçekliğin adını değiştirme çabası, varlığını kabul etmeme anlayışının sonucudur.

Kürt mimarisini tanıma ve tanımlama sorununun temelinde adı konulmamış bir halk gerçekliği yatmaktadır. Bugün yeni bir dönemin şafağındayız. Varlığın kabul edileceği ve demokratikleşme adımlarının atılacağı bir dönemin çağrısı yapılmaktadır. Demokratikleşme adımlarından biri de Kürt halkının emeği ve birikimiyle inşa ettiği mimarisinin tanımlanması olmalıdır.

Kürt kimliğinin özgürce var olduğu bir zeminde Kürt mimarisinin araştırılması, tespiti ve tesciline yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. ‘’Hazineler kaybedildiği yerde aranır’’ der bir bilge. Yok sayılanın doğru tanımlanması ancak ve ancak tarihsel birikiminin ortaya konulması ile mümkündür.

Kürt halkının inancı, kültürü, ekonomik üretimi, toplumsal ilişki biçimleri, sosyolojisi, iklimi ve coğrafyasının senteziyle biçimlendirdiği mimarisine yönelik araştırmalara alan açılmalı ve imkân tanınmalıdır. Kürt mimarisinin özgünlüğüne yönelik çalışmalar, tarih çalışmalarına da muazzam katkı sağlayacaktır. Tarihsel birikimi açığa çıkarmak ve doğru okumak eşit, adil ve demokratik bir gelecek inşa etmemizi sağlayacaktır.


*Mardin Mimarlar Odası Eşbaşkanı

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.