• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Akademisyen Şebnem Oğuz: ‘Ezilenler kendi sözünü kurmalı’

Akademisyen Şebnem Oğuz: ‘Ezilenler kendi sözünü kurmalı’

Devletin açtığı sınırlı barış alanıyla yetinmek yerine bu alanı toplumsal mücadeleyle genişletmenin önemine dikkat çeken Şebnem Oğuz, “Artık ezilenlerin kendi sözünü kurmasına ihtiyaç var. Gelin birlikte tartışalım” çağrısı yaptı.

Akademisyen Şebnem Oğuz: ‘Ezilenler kendi sözünü kurmalı’
Akademisyen Şebnem Oğuz: ‘Ezilenler kendi sözünü kurmalı’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 10 Ekim 2026 11:29

Farklı siyasi birikimlere ve mücadele deneyimlerine sahip kadınları bir araya getirecek “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansı, 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek.

Konferansın imzacılarından, devlet kuramı, siyasal iktisat, Marksizm ve Türkiye siyaseti alanlarında çalışan Prof. Dr. Şebnem Oğuz, buluşmada öne çıkacak emek, barış, demokrasi ve kadın gündemini değerlendirirken krizlerin birbirinden bağımsız olmadığını, ortak mücadele ve dayanışmanın önemini vurguladı.

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Şebnem Oğuz, Türkiye’de özellikle 2015’ten bu yana sürekli bir kriz ortamında yaşandığını belirtti.

Şebnem Oğuz, demokrasi ve özgürlükler alanındaki gerilemenin yanı sıra ekonomik kriz ve geçim sıkıntısına, kadınların ve LGBTİ+’ların karşı karşıya kaldığı sorunlara ve doğa tahribatına dikkat çekti.

Oğuz, bu alanlarda yaşananların birbirinden kopuk olmadığını belirterek hepsinin aynı düzenin farklı alanlardaki sonuçları olduğunu söyledi.

Küresel ölçekte de benzer bir tablonun yaşandığını kaydeden Oğuz, 2008 krizinden bu yana sermayenin yeni değerlenme ve birikim alanları arayışıyla savaşların giderek daha fazla iç içe geçtiğini belirtti. Filistin başta olmak üzere farklı coğrafyalarda yaşananların bu sürecin ağır sonuçlarını ortaya koyduğunu ifade etti.

Türkiye’nin kendine özgü bir yönü bulunduğunu söyleyen Oğuz, savaşçı ve militarist devlet yapısının yalnızca sınırların dışında ya da ordunun faaliyetlerinde kendini göstermediğini, ülke içindeki siyaseti, hukuku, ekonomiyi ve gündelik hayatı da biçimlendirdiğini dile getirdi.

Türkiye’nin dış politikadaki savaşçı ve yayılmacı çizgisiyle içerideki otoriterleşmenin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Oğuz, Kürtlere karşı uzun yıllar uygulanan güvenlikçi devlet politikalarının zamanla farklı toplumsal kesimlere de yöneldiğine dikkat çekti.

Şebnem Oğuz, CHP’ye, belediyelere, gazetecilere, öğrencilere, sendikacılara, kadınlara, LGBTİ+’lara ve diğer muhalif kesimlere yönelik baskıların bu sürecin parçaları olduğunu kaydetti.

Oğuz, bir yerde savaş olarak ortaya çıkan iktidar politikalarının başka alanlarda kayyım atamaları, tutuklamalar, soruşturmalar ve yasaklamalar biçiminde karşılık bulduğunu belirterek faşizmin yalnızca bir lider, parti ya da seçim sonucu üzerinden değil, savaş ve güvenlik anlayışının toplumsal yaşamın bütün alanlarına yayılması üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Barış sürecindeki çelişkiyi demokratik bir imkana dönüştürmek

İki yılı aşkın süredir yürütülen çözüm sürecinde önemli bir açmaz bulunduğunu belirten Şebnem Oğuz, devletin bir yandan Kürt meselesinde silahlı çatışmayı sona erdirmeye ve çatışmasızlık zemini oluşturmaya yönelirken diğer yandan muhalefete, belediyelere, basına, demokratik örgütlenmelere ve farklı toplumsal kesimlere karşı daha sert politikalar izlediğine dikkat çekti.

Bu çelişkinin farkında olunduğunu vurgulayan Oğuz, devletin otoriter yapısının ve Kürt meselesindeki çatışmasızlık arayışını kendi siyasal yeniden yapılanmasının bir parçası haline getirme çabasının göz ardı edilemeyeceğini söyledi. Sürecin kendiliğinden demokrasiye açılacağı varsayımıyla hareket edilmemesi gerektiğini belirten Oğuz, buna rağmen ortaya çıkan çatışmasızlık ihtimalinin yalnızca eleştirilerek bir kenara bırakılmaması gerektiğini ifade etti.

Oğuz, “Çatışmanın sona ermesiyle demokrasi kendiliğinden gelmez, bunu biliyoruz” diyerek barış ihtimalini demokratik ve toplumsal bir imkana dönüştürmek için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

Çatışmaların sona ermesinin açabileceği alanın toplumun, kadınların, emekçilerin, ezilen halkların ve demokratik güçlerin kendi sözleriyle genişletilebileceğini belirten Oğuz, devletin izin verdiği ölçüde bir barış alanıyla yetinmek yerine aşağıdan gelişen mücadelelerle bu alanı büyütmenin önemine işaret etti.

“Ezilenlerin kendi sözünü kurmasına ihtiyaç var”

Akademisyenlerin toplumsal krizler karşısındaki rolünü de değerlendiren Şebnem Oğuz, insanların yaşananları anlamak ve nasıl hareket edebileceklerini görmek için uzmanlara ve akademisyenlere yönelmesinin anlaşılır olduğunu söyledi.

Şebnem Oğuz kendisinin de yaklaşık dört yıldır Türkiye’deki rejim, faşizm, savaş ve ekonomik kriz üzerine çok sayıda röportaj verdiğini, soruları yanıtlamaya çalıştığını belirtti.

Ancak akademisyenlerin açıklamalarının ve analizlerinin toplumsal dönüşüm açısından ulaşabileceği sınır bulunduğunu ifade eden Oğuz, geçmişte aydınların kriz dönemlerinde toplum ile siyasal iktidar arasında aracılık yapmaya çalıştığını, konuşmalar ve çağrılar yoluyla etkili olmaya çalıştığını hatırlattı.

Mevcut rejimin bu rolün oynanabileceği alanı da daralttığını belirten Oğuz, toplum adına doğru yanıtları birkaç kişinin bulmasını bekleyen yaklaşımın aşılması gerektiğini söyledi.

Oğuz, ezilenlerin birbirini dinleyerek, birbirlerinin sözünü büyüterek ve en altta bırakılanların birbirini yukarı çektiği ilişkiler kurarak ortak bir söz geliştirmesi gerektiğini dile getirdi. Bertolt Brecht’in işaret ettiği dayanışma anlayışına atıfta bulunan Oğuz, insanların kendilerini kurtaracak birilerini beklemek yerine birbirlerine destek olması gerektiğini belirtti.

Yoksulluk, insanların siyasal söz kurmasını da engelliyor

Yaşanan haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında insanları susturan etkenlerin yalnızca polis müdahaleleri, mahkemeler, tutuklamalar ve yasaklamalar olmadığını söyleyen Şebnem Oğuz, derinleşen yoksulluğun ve ücretli emeğin de insanların söz kurma imkanlarını sınırladığını ifade etti.

Geçimini sağlamak için sürekli çalışmak zorunda kalan, işini kaybetmekten korkan ve günün sonunda yorgun düşen insanların ülke ve dünya hakkında düşünmek, konuşmak ve siyasal tartışmalara katılmak için zaman ve enerji bulmakta zorlandığını belirten Oğuz, kapitalizmin yalnızca emeği değil, düşünme, örgütlenme ve ortak yaşam hakkında söz söyleme imkanlarını da tükettiğini kaydetti.

Oğuz, başkalarının yerine konuşmak istemediğini vurgulayarak sözü bastırılanların da kendilerini ifade edebilecekleri alanların açılması gerektiğini söyledi.

“Kadınlar açısından da bıçak kemiğe dayandı”

Akademisyen kimliğinin yanı sıra patriyarkal düzen karşısında bir kadın olarak konuştuğunu belirten Şebnem Oğuz, kadınların yan yana gelerek geleceği tartışmasının önemine dikkat çekti. Şebnem Oğuz 31 Ekim-1 Kasım’daki buluşmanın, farklı ezilme biçimlerini birbirine karşı konumlandırmak yerine her kesimin kendi deneyiminden hareketle söz kurması ve bu sözlerin ortaklaşması açısından anlam taşıdığını ifade etti.

İşçi sınıfının kapitalizme, ezilen halkların sömürgeciliğe karşı kendi bulundukları yerden söz kurabileceğini belirten Oğuz, kadınların da bu kez kendi deneyimleri üzerinden bir araya geleceğini söyledi.

Ekonomik koşulların işçiler ve emekçiler açısından ağırlaştığını, ücretlerin geçinmeye yetmediğini ve kira giderlerinin karşılanamadığını belirten Oğuz, “Bıçak kemiğe dayandı” sözünün yalnızca ekonomik sorunları anlatmadığını vurguladı. Kadınlar, LGBTİ+’lar, ezilen halklar ve doğası, suyu, toprağı ellerinden alınanlar açısından da benzer bir noktaya gelindiğini ifade etti.

Kapitalizm, patriyarka, faşizm, militarizm, emperyalizm, sömürgecilik ve ekolojik yıkımın birbirini besleyen süreçler olduğunu söyleyen Oğuz, barış ihtiyacının da bu bütünlük içinde ele alınması gerektiğini belirtti. Savaşın yalnızca cephede yaşananlardan ibaret olmadığını; kaynakların nasıl dağıtıldığını, devletin nasıl örgütlendiğini, milliyetçiliğin ve erkekliğin nasıl yeniden üretildiğini de etkilediğini dile getirdi.

Bu nedenle kadınların bir araya gelmesini önemli bulduğunu belirten Oğuz, farklı deneyimlerin birbirini güçlendireceği ortak bir mücadele zemininin kurulması gerektiğini söyledi.

Kadınların deneyimlerinden başka bir siyaset çıkabilir

Kadınların yüzyıllardır bakım verme, dinleme, başkalarını gözetme, ilişkileri sürdürme ve özen gösterme gibi sorumluluklarla yüklendiğini belirten Şebnem Oğuz, bu deneyimlerin içinden farklı bir siyaset anlayışının geliştirilebileceğine dikkat çekti.

Oğuz, bu siyaset biçimini farklılıkları ortadan kaldırmadan yan yana durmak, birbirini gerçekten dinlemek ve kimsenin sözünü bastırmadan ortak bir söz kurmak olarak tanımladı. Kadınların tarihsel olarak üstlenmek zorunda bırakıldığı sorumlulukların, dayanışmaya ve birlikte mücadeleye dayanan yeni bir siyasal yaklaşım için de zemin oluşturabileceğini ifade etti.

“Gelin birlikte tartışalım”

Kadınların yan yana gelerek ortak bir gelecek tartışması yürütebilmesi için cesarete ihtiyaç olduğunu belirten Şebnem Oğuz, bu cesaretin güçlü ya da korkusuz görünmekten değil, kırılganlıkları gizlememekten, birbirine özen göstermekten ve dayanışma ilişkileri kurmaktan doğabileceğini söyledi.

Tek başına bulunamayan cesaretin bir araya gelindiğinde paylaşılabileceğini dile getiren Oğuz, bu nedenle sorulara yalnızca akademik analizlerle yanıt vermek yerine farklı deneyimlerin ve bilgilerin ortak bir tartışmada buluşmasını istediğini belirtti.

Oğuz, “Gelin birlikte tartışalım. Ben de bildiklerimle, bilmediklerimle, sorularımla, öfkemle geleyim. Başkası kendi deneyimiyle, kendi bilgisiyle, kendi derdiyle gelsin. Cevapları bilenlerle onları dinleyenler diye ayrılmayalım. Yan yana oturalım. Birbirimizi dinleyelim. Birbirimizin sözünü açalım. Ne yapacağımızı birlikte düşünelim” çağrısında bulundu.

Beş yüz kişilik bir salonun farklı deneyimlerden gelen kadınlarla dolmasını ve buluşmanın kadınların birbirini gerçekten dinleyebileceği bir alana dönüşmesini istediğini belirten Oğuz, geleceğe ilişkin sözün yalnızca akademisyenler, aydınlar, siyasetçiler ya da devletler tarafından kurulmasının beklenemeyeceğini vurguladı.

Oğuz, ezilenlerin birbirini geride bırakmadan, birbirini yukarı çekerek kendi sözünü birlikte kurması gerektiğini belirterek 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek “Kadınlar yan yana geleceği konuşuyor” konferansına katılım çağrısı yaptı.