Dört yüz on grammış futbol topunun ağırlığı. İçmek için elimizde taşıdığımız 500 ml’lik pet su kadar bile değil. Ama işte sentetik, polyester ve kauçuktan yapılan bu yuvarlak nesne, hacminin ve kütlesinin çok ötesinde bir ağırlığa sahip olabiliyor. O sentetik yüzeyi şişirmek için içine basılan hava, yüksek miktarda politika, sosyoloji, ekonomi ve tarih içerebiliyor.
Kürtler bir süredir sosyal sermayelerine bir futbol takımı eklemiş bulunuyor. Beyaz tülbentli annelerden, bastonlu amcalara, ilkokul çağındaki çocuklardan, ilk defa futbol izleyen kadınlara kadar değişik yelpazede ve geniş bir coğrafyada Amedspor taraftarlarıyla tanışıyor memleket. Kürtler yeşil sahada ve tribünlerde görünür oluyorlar.
Bu coğrafyada Kürtlerin tarihi biraz da görünmez olmalarının tarihidir. Toplumsal sözleşmelerde yok sayılan Kürtler, sosyal, siyasal, kültürel alanlarda da görünmezliğin örtüsünün altına itildiler uzunca bir süre. Kürtçe eğitim alanından soyutlanarak, lokal bir iletişim dili olmaya hapsedildi. Siyaset Kürtler için netameli bir alana çevrildi. Medya için Kürtler ve Kürt coğrafyası, uzak ve gözden ırak bir alan olarak kaldı.
1980’lerde ivmelenen siyasi mücadele ve eş zamanlı iç göçle başlayan kentleşme dinamikleri, Kürtlerin kamusal alanın merkezine doğru olan yürüyüşlerini başlattı. Yırtılan görünmezlik örtüsünün altından diliyle, kültürüyle, yoksulluğuyla, genç nüfusuyla ve talepleriyle Kürtler döküldü orta yere. Artık birbirinden kopuk ve uzak köylerde değil, göç ederek büyüttükleri kentlerde, varoşlarına yerleştikleri metropollerde, ucuz iş gücü oldukları turistik bölgelerde ve hayatın her alanında çoğaldılar. Artık görünmez değil ama isimsizdiler.
Görünür olan tehdit olarak algılandığı zaman, toplumsal gerilim yaratır. Çoğulculuk olarak algılandığı zaman ise demokratik alan genişler. Hâkim ulus refleksi ve devlet aklı, Kürt görünürlüğünü tehdit olarak algılamayı seçti. Şu an içinde bulunduğumuz vasatı oluşturan temel neden budur.
Kürtler yüz yıllık görünmezlik örtüsünün parçalandığı yerlerden kendi hikâyelerini yazmaya başladılar. Ve elbette ki bir hikâye, hayatın bütün ayrıntılarıyla örülüdür. Dil vardır içinde, kültür vardır, hayat vardır, müzik vardır, hayata dair talepler ve o talepleri dile getiren siyaset vardır. Ve elbette ki spor da olacaktır.
Etrafı beyaz çizgilerle belirlenmiş futbol sahası, yasal olarak tanımlanmış bir alandır. Boyutları, kuralları, ritüelleriyle bir meşruiyeti tanımlar. Ve bir görünürlük zeminidir. Siyasette, sosyal alanda en çok atıf yapılan metaforlar futboldan alıntıdır. Taraftarlığıyla, aidiyet algısıyla, yengisi ve mağlubiyetiyle, oyunun özgün kurallarıyla yoğun bir sembolizm içerir. Bazen diplomasidir, bazen toplumsal algı yaratma alanıdır. Çoğunlukla bir spor müsabakasından çok daha fazlasına tekabül eder.
1986’da Arjantin ve İngiltere arasındaki çeyrek final müsabakasında Maradona’nın İngiltere’ye attığı gol sadece maçın sonucunu belirlememişti. Aynı zamanda 1982’de Falkland Savaşı’nı kaybeden Arjantin’liler için siyasi ve duygusal anlamlar taşıyordu. “La mano de Dios- Tanrı’nın Eli” olarak bilinen gol, savaşın yeşil sahada devamının eseridir biraz da. Üstelik tıpkı savaş gibi, yasal ama ahlak dışıdır. Maradona o golü elle atmış, ama gol resmi olarak kabul edilmiştir.
Amedspor, kamusal görünürlüğün en ilgi çekici sahnelerinden biri olan futbol sahasına Kürtleri taşıyor. Üstelik genel geçer kabullerin dışına çıkmak konusunda oldukça mahir olan Kürtler, şarkılarıyla, halaylarıyla, tezahüratlarıyla, toplumsal olaylara karşı duyarlılıklarıyla renklendiriyorlar o sahneyi.
Amedspor, son hızla bir fenomen olma yolunda ilerliyor. Burada popüler olmaktan söz etmiyoruz. Gittikçe toplumsal, kültürel ve siyasal anlam üretme kapasitesinden söz ediyoruz. Şehir aidiyeti, sportif rekabet ve taraftarlık kültürünü aşan, kimlik ve bölgesel temsiliyet, kültürel görünürlük, merkez-çevre ilişkisiyle harmanlanan bir toplumsal alan inşası gerçekleşiyor.
Şu an önümüzde duran soru; Kürtlerin Amedspor üzerinden artacak olan görünürlüğünün, toplumsal entegrasyon ve çoğulculuğa katkı mı sağlayacağı, yoksa yeni gerilimler mi yaratacağıdır? Bunun cevabını devlet ve kendini devletin tek sahibi olarak görenler verecek.
Ama bu cevap ne olursa olsun, Kürtlerin kamusal alandaki görünürlüğü ve talepleri hayatın her alanında artarak devam edecek. Dört yüz on gramlık futbol topunu nihai hedef olan ağlara göndermeden önce geçilecek engeller rakip takımın defansı, kalecisi ve kale direkleri değil sadece. O top; yerleşik nizamın, önyargıların, hakim ulusun, medyadaki ötekileştirici dilin ve bütün bu yapıyı dizayn eden devletin de defansından ve direklerinden geçmek zorunda.
Ağlarla buluşan dört yüz on gramlık futbol topu, bütün bu kalelere de atılmış gol olarak kayda geçecek. Bu sefer “la mano de Kurdos” olarak.




