Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020 tarihinde kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra bir daha haber alınamadı.
6 yıllık süreçte Gülistan Doku’nun akıbetine dair sorular yanıtsız bırakılırken, olayın aydınlatılmasına dair talepler ise karşılık bulmadı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), olaya dair 27’nci dönemde 31 soru önergesi ve 5 araştırma önergesi, 28’inci dönemde ise 4 soru önergesi ve bir araştırma önergesi verdi.
Ancak “araştırma devam ediyor” dışında herhangi bir yanıt verilmedi.
Gülistan Doku’nun ailesi ve kadın örgütlerinin bu süreçteki mücadelesi son bulmazken, 13 Nisan’da dosyada yeni bir gelişme yaşandı.
Dönemin Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında olduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.
Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesiyle suçlanan isimlerden bazıları tutuklanırken, soruşturmasının daha da genişletilmesi bekleniyor.
DEM Parti Dêrsim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve soruşturma kapsamında yaşanan yeni gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
Gülistan Doku olayı kapsamında yaşanan gelişmeleri Ayten Doku, “Erkek egemen zihniyetin bu topraklarda nasıl güçlendirildiği, erkek yargının devlet gücüyle nasıl kendisini koruma altına aldığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Susurluk olayının, kirli ilişki ağlarını ortaya çıkardığı gerçeği hepimizin hafızasında. Sadece kadın katliamlarında değil, bu bürokrasi gücü pek çok ilişkide, pek çok işi örtbas etmede kullanılan bir güç haline getirilmiş durumda. Dolayısıyla devletin kendisinin mekanizmaları yurttaşın haklarını koruyan, anayasal güvence altına alan, onu sağlayan bir mekanizmadan uzak duruyor. Devletin bürokrasini yanına alan, o bürokrasi gücüyle beraber yürüyen, hatta o bürokratik güçle beraber çeteleşen bir gerçeklikten bahsediyoruz.” şeklinde değerlendirdi.
Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş, İpek Er, Narin Güran
Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş, İpek Er, Narin Güran durumunu da örnek gösteren Ayten Kordu, şunları söyledi:
“Rojwelat Kızmaz, Gülistan Doku’un en yakın arkadaşıydı. Batman’da intihar etti. Savcılıktan istenen bilgi ve belgelerinde HTS kayıtlarının bulunamadığı söylendi. O dosya hala orada. İpek Er yine bunlardan bir tanesidir. Rojin Kabaiş dosyasında ATK raporları değiştirildi, daha sonra tekrar açıklamalar yapıldı bu konuda. Bu dosya da hala araştırılması gereken bir dosya. Narin (Güran) cinayeti yine öyledir. Dolayısıyla bu dosyaların hepsinde bir kamusal bürokrasi gücünün kadın katliamlarını örtbas ettiği gerçeği söz konusu.”
‘Gülistan Doku’nun çok organize bir şekilde katledildiği bir dosyadan bahsediyoruz’
“Ne oldu da 6 yıl aradan sonra bu dosya kapsamında böylesi bir gelişme yaşandı?” sorusuna ise Ayten Kordu, şu yanıtı verdi:
“Bir buçuk yıl öncesinde kamuoyunda çok fazla bir bilgi oluşmuştu. Ailenin bu konuda açıklamaları söz konusuydu. Zeinal Abakarov’dan tutalım da bürokraside yer alan isimlere kadar; bu bürokrasi olmadan Gülistan Doku’nun kaybettirilemeyeceği yansıyordu. Hele de olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığı bir kentte böyle kolay kaybettirilemeyeceğini hep söyledik. Bir buçuk yıl önce belki faillerinin bile açığa çıktığı bir dosya bekletildi. Dolayısıyla organizeli bir suç şebekesi var ortada. Gülistan Doku’nun çok organize bir şekilde katledildiği bir dosyadan bahsediyoruz.
Dosya kapsamında yaşanan bu gelişme elbette ki önemlidir, kıymetlidir ve olması gerekendir. Ama neden bu 6,5 yıl önce olmadı? Neden bu ilk senede gerçekleşmedi? 700 saatlik görüntünün dosyaya eklenmesi mi gerekiyordu? Böylesi bir kentte Gülistan Doku’nun faillerinin bulunamaması, nereye götürüldüğünün bilinememesi mümkün müdür? Değildir. Daha sonra gelenler de bu durumun içinde bir acayiplik olduğunu görmedi mi, dosyayı neden incelemediler? Devlet mekanizmasının kendisi suçu kapatarak ilerleyen bir mekanizmaya sahiptir. Bu çok açıktır. Dolayısıyla olumlu olan gelişmelerle beraber devlet mekanizmasının kendisini iyi sorgulamak gerekiyor.”
‘Bu dosya bütün kadınların dosyasıdır’
Dosyanın sadece gözaltına alınan ve tutuklananlarla sınırlı olup olmadığına dair de Ayten Kordu, şunları kaydetti:
“Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesi dosyası, kadın katliamlarında suçların nasıl örtbas edildiğini, dosyanın nasıl sümen altı edildiğini ve kadın katliamlarında nasıl organizeli bir suç şebekesinin oluşturulduğunu gösteren bir dosyadır. Dolayısıyla bu dosya bütün kadınların dosyasıdır. Hepimizin davasıdır. Çünkü bu organize suç şebekesinin açığa çıkardığı gerçeklik, sadece bir kadının katledilme dosyası değildir. Belki başka kadınlar da vardır. Organizeli bir çetenin, bürokrasinin gücünü de yanına alarak işlediği bir kadın katliamından bahsediyoruz. Bu durumu basit, sadece bireysel bir durum olarak ele alamayız. Tuncay Sonel’i de koruyan bir akıl var.”
Devletin de kendi içerisinde çelişkileri olduğunu ifade eden Ayten Kordu, “Bu aynı zamanda iktidar savaşının ve çatışmasının da yansımasıdır. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu durumdan azade tutulabilir mi? Yargı mekanizması kendisini onarmak istiyorsa, adaletin gücünü ortaya çıkarmak istiyorsa bu durumu da sorgulayacak mı? Süleyman Soylu bu soruşturmaya dahil edilecek mi? Soylu bunun hesabını verebilecek mi? Bu dosya, sadece yerelde birkaç yerle ilişkilendirerek açıklanamaz. Adil, onurlu ve eşit yaşayabilecek, yurttaşlık hakkını garanti altına alabilecek, toplumsal güveni sağlayabilecek, toplumsal barışı inşa edebilecek bir kararlılığı ne kadar gösterebilecekler? Bizim için önemli olan bu noktadır. Çünkü bunlar çözüldüğü zaman yeni Gülistan Dokular, Rojwelat Kızmazlar, Rojin Kabaişler yaşanmayacaktır” diye konuştu.




