27 Şubat Deklarasyonu’ndan sonra Kürtler, Barış Süreci’ni hızlandırmak için temmuz sıcağında silahlarını yaktı ve sürece yeni bir ivme kazandırdı. Bu aşamadan sonra taraflar arasındaki görüşmeler, kamuoyuna yansıyan kısmıyla zaman zaman duraksadı. Devlet ise 27 Şubat Deklarasyonu sonrasında beklenen somut adımları atmaktan imtina etti. Bakınız hasta mahpuslar ve Kobani Davasındaki tutsaklar gibi.
Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı bir zeminde ilerleyebilmesi için kritik yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, 10 Mart 2025’te Gazete Duvar’daki köşe yazımda geniş bir şekilde kaleme almıştım (“Turpun Büyüğü Barış”). Ancak barış sürecinin hukuki bir zemine oturması adına devlet kanadında sarsıcı veya somut bir adım hala atılmış değil.
Yaklaşık altı aydan bu yana, çerçeve bir yasanın Meclis kapanmadan önce yasallaşacağı kulislerde konuşuluyor. Ne var ki taslağın içeriğine dair DEM Parti dahil hiçbir aktörün ve kamuoyunun bilgisi yok.
Peki, biz hukukçular veya barolar neden kendi çerçeve metnimizi sunmuyoruz?
Neden sadece geçmişte yaşanan hak ihlallerini dile getirmekle yetiniyor, geleceği inşa edecek kurumsal bir metni taraflara deklere etmiyoruz?
Neden bu hayati eşikte Türkiye Barolar Birliği öncülüğünde bir çalıştay düzenlenip, negatif barıştan pozitif barışa geçişi sağlayacak sivil bir çerçeve yasa metni hazırlanmıyor?
Madem kimse tek bir kelam etmiyor, ben de bugüne kadar ettiğim kelamlara dayanarak, sürecin tıkanıklığını aşmaya aday kısa bir çerçeve yasa önerisi sunmak isterim.
Öncelikle kabul etmek gerekir ki; dünyadaki geçmiş müzakere deneyimleri ile Türkiye’deki barış süreci aynı düzlemde başlamadı. Dünya örneklerinde genellikle yasal ve anayasal güvenceler sağlandıktan sonra örgütler silah bıraktı. Türkiye’de ise fiili olarak silah bırakıldı ve şimdi yasal düzenleme yapılması bekleniyor. Sözü daha fazla uzatmadan, müzakere ve geçiş dönemi sürecine ilişkin yasa önerilerimi sıralıyayım:
Yasanın Adı: Barışın Çerçevesi ve Toplumsal Mutabakat Kanunu
1- Siyasi ve Anayasal Güvence: Siyasi aktörlerin veya hükümetlerin değişmesi durumunda dahi, barış sürecinin bir devlet politikası olarak kesintisiz devam edeceği taahhüt edilir ve bu süreç yasal güvence altına alınır.
2- Kurumsal Statü ve Muhataplık: Müzakere sürecinin tarafları devlet adına TBMM Başkanıdır. Kürtler adına müzakereci Abdullah Öcalan ve yetkilendirilmiş kişilerdir. Ayrıca Yasa; müzakerecilerin fiziki koşullarını, statüsünü, müzakereleri yürütecek heyetleri, İzleme Komitelerini, Hakikat Komisyonlarını ve Akil İnsanlar Heyeti gibi yapıları resmi ve hukuki bir statüye kavuşturup, yasal güvence altına alınır.
3- Uluslararası Gözetim ve Silahsızlanma: PKK’nin kendini feshettiğini deklare etmesiyle birlikte, örgütün Türkiye sınırlarındaki varlığının resmen sona erdiği ve “terör örgütü” listelerinden çıkarıldığı kabul edilip yasal güvence altına alınır. Bu çerçeve metin kapsamında tarafların taahhütlerine uyup uymadığını denetleyecek bağımsız izleme komiteleri 1 ay içinde kurulması mutabakat altına alınmıştır.
4- Doğrudan Topluma Katılım: PKK militanlarının, kurulacak bir hakikat komisyonu aracılığıyla kimlik tespitleri yapılarak kayıt altına alınması; herhangi bir adli veya idari yaptırıma maruz bırakılmadan toplumsal hayata katılımları yasal güvenceye bağlanır.
5- Geçici Tedbirler ve Hukuki Muafiyetler: PKK militanlarının topluma adaptasyonu için devlet tarafından tedbirler alınır; Müzakereci tarafların yasal olarak suçlanmasını önleyecek geçici dokunulmazlıklar, güvenli geçiş ve temas kolaylıkları sağlanır. Kişilerin süreç boyunca hem cezai hem de hukuki (tazminat) olarak mahkemeler önünde mutlak bir korumaya sahip olacağı yasal olarak güvence altına alınır.
6- Üst Düzey Kadroların Durumu: Örgütün üst düzey yöneticileri bu süre zarfında yürürlüğe girecek bütüncül bir “Toplumsal Barış Yasası” ile uzun vadede topluma geri dönüşü ve katılımı yasal güvenceye bağlanır.
7- Siyasi Katılım Önündeki Engellerin Kaldırılması: Siyasi parti faaliyetleri, düşünce açıklamaları veya örgüt üyeliği iddiasıyla yurt içinde ya da yurt dışında bulunan yurttaşlar haklarındaki davaların düşürülmesi ve siyasete tam katılımlarının önündeki tüm engellerin kaldırılması yasal güvenceye kavuşturulur.
8- Sosyo-Ekonomik Güvenceler ve Teşvikler: Toplumsal barışın sürdürülebilir kılınması adına devlet; geri dönen yurttaşların, tarımsal, ekonomik, akademik ve ticari hayata katılımı için her türlü teşvik, kolaylık ve ekonomik güvenceyi sağlar ve yasal güvenceye bağlanır.
9-Deklarasyonun Anayasal Statüsü: 27 Şubat Deklarasyonu’nun temel ilkelerinin, Anayasa’ya “Geçici Madde” olarak ekleneceği, bu metnin kök yasa olacağı ve anayasal mimarinin bir parçası kılınacağı güvence altına alınır.
Bu çerçeve dahilinde tartışmalar genişletilebilir. Ancak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 221. maddesini ima veya referans alacak tek bir cümle dahi kurulması barışın özünü ve ruhunu zedeler. Türkiye’ye özgü bir çerçeve yasayı elbette çokça tartışabiliriz; fakat adını anmayı dahi zul gördüğüm TCK 221 gibi odaklı maddeler bu masada tartışmaya tamamen kapalıdır.
Dünya örneklerinde de çerçeve yasalar sadece siyasi birer mutabakat metni değil; çatışmanın taraflarına hukuki güvenlik sağlayan, toplumun adalete olan güvenini koruyan ve barışı kişilerin iki dudağı arasından çıkarıp devletin kurumsal yapısına emanet eden anayasal/yasal şemsiyeler olmuştur. Dünya örneklerinde yasalar veya metinler şöyle olmuştur;
Kolombiya, FARC ile yürütülen barış sürecini anayasal ve yasal bir zemine oturtmak için 2012 yılında 01 sayılı Anayasa Reformu ile bir “Barış İçin Çerçeve Hukuk” mekanizması kurdu.
Apartheid rejiminin sona ermesinin ardından Güney Afrika, geçiş sürecini yönetmek için Promotion of National Unity and Reconciliation Act (Ulusal Birlik ve Uzlaşmanın Teşvik Edilmesi Yasası) adlı çerçeve yasayı çıkardı.
Birleşik Krallık, 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması’nı (Good Friday Agreement) iç hukuka entegre etmek için bir dizi çerçeve yasa (örneğin Northern Ireland Act 1998) çıkardı.
Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) ile yürütülen barış sürecinin sonucunda 2018 yılında Bangsamoro Organik Yasası (BOL) ile çatışmayı bitiren temel çerçeve metin çıkardı.
Dünya örneklerinde de görüldüğü üzere ortak mutabakata varılmış yasal ve anayasal güvenceler amasız, fakatsız Barış’ı sürdürülebilir hale getirmiş.
Kısacası, barış ile adalet arasındaki o ezeli ikilemi (ceza mı, barış mı?) çözmek adına bu öneriyi bir barış belgesi olarak buraya bırakıyorum. Esnek, pragmatik, uluslararası hukukun sınırlarını zorlayan ama aynı zamanda mağdur haklarını ve “hakikati öğrenme hakkını” merkezine alan anayasal bir yol haritası protokolü olarak da okunabilir.
Barış içinde yaşayacağımız, bir damla kanın akmadığı yarınlara…
Av. Erhan Ürküt/ Diyarbakır Barosu




