MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli , İsrail’in Türkiye sınırına 70 KM ötedeki havalimanına saldırması ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sözlerine ilişkin açıklamada bulundu.
İsrail, 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib kentinin doğusunda bulunan Ebu Ez-Zuhur Hava Üssü’ne hava saldırısı düzenlemişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, saldırıyı Şam’ın Türk askeri kuvvetlerinin üsse konuşlandırılmasına izin vermesi ve “İsrail ile güvenlik konularında var olan bir anlaşmayı ihlal etmenin eşiğinde” olmasına dayandırmıştı.
‘İsrail’den gelecek olası bir saldırıya asla tepkisiz kalınmayacağı duyurulmalıdır’
Bahçeli konuya dair ilk açıklamasında şunları kaydetti:
“Terörsüz Türkiye’de alınan mesafe, terörsüz bölge yolunda yaşanan olumlu gelişmeler kaos ve çatışma ikliminden beslenen İsrail’in dengelerini sarsmış, oyunlarını bozmuştur. İsrail yönetiminin izlediği saldırgan ve yayılmacı siyaset, bütün bölgenin geleceğini tehdit eden başlıca güvenlik sorunlarından birine dönüşmüştür. İsrail, mevcut yönetim eliyle yalnızca bölge için değil, bütün insanlık için bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. (İsrail) Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir.”
Bahçeli, “Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan ‘Ankara Deklarasyonu’ ilan edilmelidir” çağrısı yaptı.
Bahçeli şöyle devam etti:
“Ayrıca Türkiye, İsrail’den kendisine yönelik olası bir hasmane saldırıya karşı asla tepkisiz kalmayacağını, doğabilecek sonuçlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağını ilan etmelidir. Aynı zamanda, dünya Yahudiliğine zor zamanlarında kucak açmış bir millet olarak, İsrail yönetiminin bir katilin eline kalmasından üzüntü ve endişe duyulduğu da vurgulanmalıdır.”
Bahçeli, Orta Doğu’da sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi için Türkiye öncülüğünde hayata geçirilmesi gereken 7 somut öneriyi sıraladı:
1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Anlaşması” genişletilerek bir “Kudüs Paktı”na dönüştürülmeli ve saldırganlığa karşı bir “İslam Barış Gücü” oluşturulmalıdır.
2. ABD, Rusya, Çin ve AB’nin katılımıyla bölgede istikrarı sağlayacak geçici bir konsey kurulmalıdır.
3. BM himayesinde bir “Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı” toplanmalı, iki devletli çözüm için bir yol haritası belirlenmelidir.
4. Türkiye, bölgesel güvenlik ilkelerini içeren “Ankara Deklarasyonu”nu ilan etmeli ve İsrail’den gelecek olası bir saldırıya asla tepkisiz kalmayacağını duyurmalıdır.
5. BM çatısı altında tarafsız bir “Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu” kurularak ihlaller kayıt altına alınmalı ve insani koridorlar denetlenmelidir.
6. Münferit girişimler yerine kurumsallaşmış, çok taraflı bir “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” devreye girmelidir.
7. İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik yaptırımlar artırılmalı, “Barış için İsrail’in Çevrelenmesi” politikası uygulanmalıdır. Hukuka uyulması durumunda ise teşvik mekanizmaları başlatılmalıdır.
“İsrail yalnızlaşmaya mahkumdur”
Ne olmuştu?
İsrail, 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib kentinin doğusunda bulunan Ebu Ez-Zuhur Hava Üssü’ne hava saldırısı düzenledi. Saldırıda üssün pisti ve depolama tesisleri hedef alındı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, saldırıyı Şam’ın Türk askeri kuvvetlerinin üsse konuşlandırılmasına izin vermesi ve “İsrail ile güvenlik konularında var olan bir anlaşmayı ihlal etmenin eşiğinde” olmasına dayandırdı. Açıklamada, “İsrail, Suriye’yi bu tür bir konuşlandırmanın güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyardı, ancak Şam bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti” denildi.
Ardından Netenyahu’nun kendisi de yaptığı açıklamada, saldırının “Türkiye’ye mesaj” olduğunu belirterek “Türkiye’nin güneye doğru inen askeri yerleşimine müsamaha göstermeyeceğiz” dedi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Irak-Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da yaşanan saldırı sonrası Türkiye ile İsrail arasında “doğrudan çatışma riski” bulunduğunu belirterek, İsrail ve Suriye arasındaki koordinasyon ve çatışmayı önleme mekanizmasını yeniden canlandırmak için görüşmelerin devam ettiğini açıklamıştı. Barrack, Türkiye’nin doğrudan veya dolaylı olarak bu görüşmelere katılmasının mümkün olduğunu açıklamıştı.
Konuya dair Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise “Suriye’nin egemenliğine yönelik ihlal” olarak yorumlamış, “İsrail tarafından düzenlenen hava saldırılarını güçlü şekilde kınıyoruz” denilmişti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay da saldırıya tepki göstererek, İsrail’in eyleminin Suriye’nin egemenlik hakkı ve toprak bütünlüğüne yönelik olduğunu belirtmişti.
Suriye Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ise Ebu Zuhur Aseri Hava Üssü’ne dönük saldırının öncesinde üstte Türkiye’nin askeri varlığının söz konusu olmadığını İsrail’e bildirmelerine rağmen saldırının yapıldığını söylemişti.
İsrail’in vurduğu Ebu Zuhur Üssü’nde Türk askeri var mıydı? Suriye’den açıklama



