• Ana Sayfa
  • Kadın
  • Barış süreçlerinde kadınların rolü: Daha kapsayıcı ve kalıcı anlaşmalar mümkün

Barış süreçlerinde kadınların rolü: Daha kapsayıcı ve kalıcı anlaşmalar mümkün

Dünyanın farklı bölgelerinde çatışmaları sona erdirmek amacıyla yürütülen barış müzakerelerinde kadınların temsiliyeti ve karar alma süreçlerine katılımı hâlâ yetersiz. Savaşların toplumsal ve siyasal sonuçlarını en ağır şekilde yaşayan kadınlar, çatışmaların nasıl sona erdirileceğine ve sonrasında nasıl bir düzen kurulacağına ilişkin kararların alındığı masalarda aynı ölçüde yer almıyor.

Barış süreçlerinde kadınların rolü: Daha kapsayıcı ve kalıcı anlaşmalar mümkün
Barış süreçlerinde kadınların rolü: Daha kapsayıcı ve kalıcı anlaşmalar mümkün
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 24 Ağustos 2026 08:16
  • Güncellenme: 23 Ağustos 2026 18:07

Kadınların barış süreçlerine etkin katılımı, yalnızca temsilde eşitlik açısından değil, yapılan anlaşmaların kapsamı, uygulanabilirliği ve kalıcılığı açısından da belirleyici oluyor. Uluslararası veriler ise kadınların müzakere masalarında hâlâ büyük ölçüde dışarıda bırakıldığını gösteriyor.

Dünyanın farklı bölgelerinde çatışmaları sona erdirmek amacıyla yürütülen barış müzakerelerinde kadınların temsiliyeti ve karar alma süreçlerine katılımı hâlâ yetersiz.

Mezopotamya Ajansı’nda (MA) yer alan habere göre,  savaşların toplumsal ve siyasal sonuçlarını en ağır şekilde yaşayan kadınlar, çatışmaların nasıl sona erdirileceğine ve sonrasında nasıl bir düzen kurulacağına ilişkin kararların alındığı masalarda aynı ölçüde yer almıyor.

Konuya ilişkin araştırmalar ise kadınların barış müzakerelerine katılımının yalnızca temsilde eşitliğin sağlanmasıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Kadınların etkin biçimde yer aldığı süreçlerin, daha kapsayıcı anlaşmaların ortaya çıkmasına ve bu anlaşmaların daha uzun süre uygulanmasına katkı sunduğu belirtiliyor.

Kadınların katılımı barış anlaşmalarını nasıl etkiliyor?

Kadınların müzakere süreçlerine etkin biçimde dahil edilmesi, barış anlaşmalarının daha geniş toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarını gözeten, kapsayıcı ve kalıcı çözümler içermesine katkı sağlıyor.

Araştırmalar, kadınların sürece katılımının aynı zamanda varılan anlaşmaların uygulanma ihtimalini artırdığını ve çatışma sonrası barışın daha uzun süre korunmasında önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin güncel verileri de kadınların barış süreçlerindeki sınırlı temsilini ortaya koyuyor. Verilere göre 2024 yılında resmi barış süreçlerindeki müzakerecilerin yalnızca yüzde 7’sini kadınlar oluştururken, kadınların arabulucular arasındaki oranı yüzde 14’te kaldı. Barış anlaşmalarının imzacılarında kadınların oranı ise yüzde 20 olarak kaydedildi.

Ancak Kolombiya’daki barış anlaşmaları sürecindeki kadın oranları hesaba katılmadığında bu oran yüzde 7’ye geriledi.

Verilere göre 2024 yılında her 10 barış sürecinin dokuzunda hiçbir kadın müzakereci yer almadı. Sınırlı temsiliyet, resmi süreçlerin dışındaki girişimlerde de devam etti. 2020 tarihli bir araştırmaya göre, incelenen 38 gayriresmi barış girişiminin yalnızca 27’sinde kadın grupları tabandan barış inşası çalışmalarına aktif olarak katıldı.

Kadınların imzası anlaşmaların uygulanmasını güçlendiriyor

Kadınların barış süreçlerindeki rolünün yalnızca temsil oranlarıyla sınırlı kalmadığını ortaya koyan araştırmalardan biri, Jana Krause, Werner Krause ve Piia Bränfors tarafından 2018 yılında gerçekleştirildi.

Araştırmacılar, 1990-2014 yılları arasında imzalanan 130 barış anlaşmasını inceledi. Araştırmada, kadınların imzacı olarak yer aldığı anlaşmaların daha fazla siyasi, sosyal ve ekonomik reform hükmü içerdiği görüldü. Bu hükümlerin uygulanma oranlarının da kadın imzacıların bulunmadığı anlaşmalara kıyasla daha yüksek olduğu belirlendi.

Araştırmada dikkat çeken bir diğer nokta ise kadın imzasının bulunmadığı anlaşmalarda askeri reform ve askerlerin geri çekilmesine yönelik hükümlerin daha fazla yer alması oldu.

Toplu verilere göre kadın imzacıların bulunduğu kapsamlı barış anlaşmalarının 10 yıllık uygulama oranı yüzde 89,3 olurken, kadın imzacı bulunmayan anlaşmalarda bu oran yüzde 76,9 olarak kaydedildi.

Ayrıca kadınların imza attığı anlaşmaların hiçbirinin uygulama sürecinin tamamen durma noktasına gelmediği sonucuna varıldı.

El Salvador’dan Kuzey İrlanda’ya kadınların müzakere deneyimleri

Araştırmalar, kadınların etkisinin yalnızca resmi müzakere heyetlerindeki varlıklarıyla sınırlı olmadığını da gösteriyor. Kadın delegeler ile kadın sivil toplum örgütleri arasındaki bağlar, kadınların taleplerinin müzakere masasına taşınmasında önemli rol oynadı.

El Salvador’da kadın imzacılar Farabundo Martí Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (FMLN) temsil ederken, kadın aktivistler de müzakere taraflarına kadınların taleplerinin sürece dahil edilmesi yönünde çağrılarda bulundu.

Anlaşma sonrasındaki yeniden entegrasyon sürecine ilişkin müzakereler sırasında kadın grupları, kadınlara yönelik ayrımcılık konusunda da müzakerecileri uyardı ve sürecin daha kapsayıcı hale gelmesine katkı sundu. Bunun sonucunda kadın eski savaşçılar ve sivil kadınlar yeniden entegrasyon programlarına dahil edildi. Toprak dağıtım programından yararlananların üçte biri kadınlardan oluştu.

Guatemala’da Teresa Bolanos de Zarco ve Luz Mendez, Guatemala Ulusal Devrimci Birliği (URNG) ile hükümetin müzakere heyetlerinde yer aldı. Teresa Bolanos de Zarco ve Luz Mendez’in kadın sivil toplum gruplarıyla kurduğu iletişim, kadınların taleplerinin müzakere masasına taşınmasına katkı sundu.

Bunun sonucunda anlaşmada kadınların toprağa, krediye, üretim kaynaklarına, sağlık hizmetlerine ve eğitime eşit erişimine ilişkin hükümlere yer verildi.

Kuzey İrlanda’da ise kadın delegelerin oluşturduğu Kadın Koalisyonu, sivil toplumun resmi barış sürecine katılımını güçlendirdi. Kadın delegeler müzakerelerin gidişatını geniş kadın ağlarına aktarırken, koalisyon Belfast Anlaşması’nın referandumda kabul edilmesi için de önemli rol oynadı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kadın platformu

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kadınlar, 2003 yılında gerçekleştirilen Kongo içi müzakerelerde tüm delegelerin yüzde 9’unu oluşturdu.

Kadınlardan oluşan uzman grubu, güvenlik sektörü yönetimi ve anayasa hukuku gibi konularda danışmanlık verirken, kadın delegeler ve uzmanlar toplumsal cinsiyet eşitliğinin müzakerelerin gündemine alınması amacıyla bir kadın platformu oluşturdu.

Bunun sonucunda anlaşma metni, barış sürecinde aktif olarak yer alan Kongolu kadınların bazı önceliklerini içerdi. Geçiş dönemi anayasası da kadınların siyasi katılımına ilişkin ihtiyacı yansıttı.

Kadınların dahil olduğu barış anlaşmaları daha uzun sürüyor

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin 2025 tarihli “Invisible No More: Women Influencing Peace in Europe and Central Asia” raporunda aktarılan araştırmalar da kadınların barış süreçlerine katılımının anlaşmaların kalıcılığıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Rapora göre kadınların katıldığı barış anlaşmalarının en az iki yıl sürme ihtimali yüzde 20, en az 15 yıl sürme ihtimali ise yüzde 35 daha yüksek.

Bu veriler, kadınların barış süreçlerine katılımının yalnızca müzakere masasında temsil edilmek anlamına gelmediğini, kurulan barışın geleceği açısından da doğrudan sonuçlar yarattığını gösteriyor.

Barış anlaşmalarında kadınlara ilişkin hükümler azalıyor

Kadınların barış süreçlerindeki rolü yalnızca masada kaç kadının bulunduğuyla da sınırlı değil. Kadınların masada bulunması kadar, taleplerinin anlaşmaların içeriğine yansıması da belirleyici oluyor.

Edinburgh Üniversitesi bünyesindeki Peace and Conflict Evidence Platform tarafından geliştirilen PA-X Barış Anlaşmaları Veri Tabanı’nın 2025 yılında yayımladığı bir raporda da barış anlaşmalarında cinsiyet kapsayıcılığına dikkat çekildi.

Verilere göre 2025 yılında imzalanan barış anlaşmalarında kadınlara ve toplumsal cinsiyete ilişkin hükümlerin oranı geriledi.

PA-X’te yer alan 53 barış anlaşmasının yalnızca 10’unda, yani yüzde 19’unda, kadınlar, kız çocukları, toplumsal cinsiyet veya cinsel şiddete ilişkin en az bir düzenleme yer aldı. Bu oran 2024 yılında yüzde 23, 2023 yılında ise yüzde 19 olarak kaydedildi.

2025 yılında 17 barış sürecinde anlaşma imzalanırken yalnızca 6 süreçte ve 5 ülkede toplumsal cinsiyete ilişkin hükümlere yer verildi.

Aynı yıl yalnızca üç anlaşmada kadınlara yönelik veya toplumsal cinsiyete dayalı şiddete değinildi. İmzalanan 13 ateşkes anlaşmasının hiçbirinde ise çatışmayla bağlantılı cinsel şiddet ya da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, yasaklanan eylemler arasında sayılmadı.

Türkiye’de kadınların süreçteki rolü tartışılıyor

Kadınların barış süreçlerindeki varlığı böylece yalnızca bir temsil meselesinin ötesine geçiyor. Kadınların masada yer alması, hangi sorunların müzakere edildiğinden anlaşmaların nasıl uygulanacağına ve kurulan barışın ne kadar kalıcı olacağına kadar sürecin farklı aşamalarında karşılık bulabiliyor.

Dünyadaki barış süreçlerinden elde edilen deneyimler, kadınların yalnızca temsil edilmesinin değil, karar süreçlerinde etkin ve belirleyici bir rol üstlenmesinin önemini ortaya koyuyor.

Türkiye’de yürütülen mevcut süreç açısından da kadınların sürecin neresinde ve nasıl yer alacağı temel tartışma başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2925 tarihli çağrısıyla başlayan ve çerçeve yasanın Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla yeni bir aşamaya taşınan süreçte kadınların aktif katılımına yapılan vurgu da güncelliğini koruyor.

Abdullah Öcalan’ın kadınlara yönelik çağrıları, sürecin yalnızca çatışmanın sona erdirilmesiyle değil, toplumsal ve demokratik dönüşüm boyutuyla da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü vurgusu

Bu çerçevede Abdullah Öcalan’ın 8 Mart’ta gönderdiği “Özgür Kadın Bildirisi” de önemli bir referans oluşturuyor.

Abdullah Öcalan, mesajında barışı ve demokrasiyi kadınların getirebileceğini vurgularken, 27 Şubat çağrısının ardından geliştirilen Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda kadın özgürlüğünün sosyalizmin temel konusu olarak ele alındığını belirtti.

“Birinci sıraya kadın özgürlüğünü alıyorum” diyen Abdullah Öcalan, kadın özgürlük sorununun merkezi bir mesele olduğuna dikkat çekerek, “Önümüzdeki yüzyılın kadın için bir özgürleşme yüzyılı olması yolunda, elimizden gelen tüm çabayı sergilememiz gerektiği açıktır” ifadelerini kullandı.

Kadınların sürecin geleceğindeki rolüne ilişkin bu vurgu, 2 Ağustos 2026 tarihli İmralı görüşmesinde de gündeme geldi.

Görüşmede Abdullah Öcalan’ın kadınların izleme mekanizmalarında yer almasına yönelik iki seçenek gündeme getirdiği belirtildi.

Abdullah Öcalan’ın kadın manifestosuna başladıklarını ve kadınların çerçeve yasa kapsamında yürürlüğe girmesi beklenen izleme kurulunda kadın kotasıyla yer almalarını önerdiği aktarıldı.

Görüşmede ayrıca ayrı bir kadın izleme kurulunun kurulması yönünde de öneride bulunduğu belirtildi.

Dünyadaki barış süreçlerinden elde edilen veriler, kadınların müzakere ve karar mekanizmalarına katılımının yalnızca eşit temsiliyet açısından değil, barış anlaşmalarının kapsamı, uygulanması ve uzun vadeli kalıcılığı bakımından da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’deki süreçte kadınların nasıl ve hangi mekanizmalarla yer alacağı ise bu deneyimler ışığında önümüzdeki dönemin önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.