Bolivya’da haftalardır devam eden genel grev ve protestolar geçici bir toplumsal tepki hareketi olmaktan çıkmış gibi görünüyor. Başlangıçta yakıt kıtlığına, hayat pahalılığına ve hükümetin kemer sıkma politikalarına karşı yapılan eylemler, bugün iktidarın yönetme biçimini ve siyasal meşruiyetini tartışmaya açan geniş çaplı bir toplumsal krize dönüşmüş görünüyor.
Mayıs ayının başında Bolivya İşçi Merkezi (Central Obrera Boliviana/COB) tarafından yapılan çağrıyla başlayan süresiz genel grev, kısa sürede madencilerden öğretmenlere, köylü örgütlerinden yerli halk hareketlerine kadar geniş bir toplumsal kesimin katıldığı ülke çapında bir seferberliğe dönüştü.

‘İşçi ve halk hareketleri, Latin Amerika’nın en köklü mücadele geleneklerinden birine sahip’
Protestoların en dikkat çekici yönü ise yalnızca kitleselliği değil, ülkenin ana ulaşım hatlarında kurulan barikatlarla ekonomik ve toplumsal yaşamı doğrudan etkileyebilmesi oldu. Özellikle La Paz ve El Alto çevresindeki yolların kapatılması, başkentin ülkenin diğer bölgeleriyle bağlantısını ciddi ölçüde zayıflattı.
Ancak Bolivya’daki bugünkü tabloyu anlamak için yalnızca son birkaç haftaya bakmak yeterli değil. Ülkede işçi ve halk hareketleri, Latin Amerika’nın en köklü mücadele geleneklerinden birine sahip. Bolivya siyasetinin şekillenmesinde madenciler, köylüler, yerli halk örgütleri ve sendikalar belirleyici roller oynadı.
1952 Ulusal Devrimi bunun en önemli örneklerinden biriydi. İşçilerin, madencilerin ve köylülerin desteğiyle gerçekleşen devrim, kalay madenlerinin kamulaştırılmasını, toprak reformunu ve genel oy hakkını beraberinde getirdi. Aynı dönemde kurulan COB, yalnızca bir sendikal çatı örgütü değil, aynı zamanda ülkenin en etkili toplumsal ve siyasal güç merkezlerinden biri haline geldi.
Madencilik ve toplumsal hareketlerin doğuşu
1980’li ve 1990’lı yıllarda uygulanan neoliberal politikalar ise madencilik sektöründe kitlesel işten çıkarmalara ve sosyal hakların gerilemesine yol açtı. Ancak bu süreç aynı zamanda yeni toplumsal hareketlerin doğuşunu da hızlandırdı. Özellikle yerli halk örgütleri, köylü birlikleri ve koka üreticileri neoliberal dönüşüme karşı güçlü bir muhalefet geliştirdi.

‘Su savaşı’ direnişi
2000 yılında Cochabamba’da yaşanan ve tarihe “su savaşı” olarak geçen direniş, bu mücadelenin dönüm noktalarından biri oldu. Suyun özelleştirilmesine karşı başlayan kitlesel protestolar, hükümeti geri adım atmaya zorladı. Üç yıl sonra yaşanan “gaz savaşı” ise doğal gaz kaynaklarının yabancı şirketlerin çıkarları doğrultusunda kullanılmasına karşı gelişti. Protestolar sırasında onlarca kişi hayatını kaybetti, ancak sonunda dönemin Devlet Başkanı Gonzalo Sánchez de Lozada ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu olay, Bolivya’da sokak hareketlerinin yalnızca muhalefet değil, siyasal değişim üreten bir güç olduğunu gösterdi.

Evo Morales’in iktidara gelişi
2005 yılında Evo Morales’in iktidara gelişi de bu toplumsal mücadelelerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yerli halklar, köylüler ve işçi hareketleri ilk kez devletin yönetiminde bu denli görünür hale geldi. Ancak zamanla Morales yönetimi ile bazı toplumsal hareketler arasında da gerilimler yaşandı. Özellikle çevre politikaları, doğal kaynakların kullanımı ve yerli toplulukların talepleri konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıktı.

Protestolar ve tarihsel hafıza
Bugün yaşanan protestolar işte bu tarihsel hafızanın üzerinde yükseliyor. Yollara kurulan barikatlar, madencilerin ön saflarda yer aldığı yürüyüşler, köylü örgütlerinin kitlesel seferberliği ve COB’un öncü rolü, Bolivya’nın son yarım yüzyıllık mücadele geleneğinin yeniden sahneye çıktığını gösteriyor.
Krizin güncel nedenleri ise büyük ölçüde hala ekonomik. Bir zamanlar Güney Amerika’nın önemli doğal gaz ihracatçılarından biri olan Bolivya, üretimdeki düşüş ve döviz gelirlerindeki azalma nedeniyle ciddi bir ekonomik darboğazla karşı karşıya. Yakıt ithalatına bağımlılığın artması, devletin uzun yıllardır sürdürdüğü sübvansiyon sistemini sürdürülemez hale getirdi. Hükümetin sübvansiyonları azaltmaya yönelmesi ise zaten yükselmekte olan yaşam maliyetlerini daha da ağırlaştırdı. Uzayan yakıt kuyrukları, artan gıda fiyatları ve temel ihtiyaç maddelerine erişimde yaşanan sorunlar, toplumdaki hoşnutsuzluğun büyümesinde belirleyici oldu.

Sokakta yükselen öfkenin nedeni sadece ekonomi değil
Ancak bugün sokakta yükselen öfke yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamaz. Protestocuların taleplerine bakıldığında, hükümetin ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerin zamanla daha kapsamlı bir siyasal sorgulamaya dönüştüğü görülüyor.
Sendikalar, yerli halkın örgütleri ve köylü hareketleri, mevcut yönetimin krizin yükünü emekçilere ve yoksullara yüklediğini, buna karşılık büyük sermaye çevrelerinin korunmaya devam ettiğini söylüyor. Bu nedenle protestolar artık yalnızca ücretleri, yakıt fiyatlarını değil, ekonomik modelin kendisini hedef alıyor.

Krizin büyümesinde barikatların önemi
Krizin büyümesinde yollara kurulan barikatlar da önemli bir rol oynadı. Yol kapatma eylemleri Bolivya siyasetinde yeni değil; ancak mevcut durumda dikkat çeken, barikatların yaygınlığı ve sürekliliği. Ülkenin ana ulaşım arterlerinin haftalar boyunca kesintiye uğraması, gıda, yakıt ve ilaç sevkiyatını ciddi biçimde aksattı. Hastanelerde oksijen ve tıbbi malzeme sıkıntıları yaşanırken, bazı bölgelerde temel tüketim maddelerinin fiyatları hızla yükseldi. Böylelikle protestolar gündelik yaşamın gidişatını belirleyen bir güce dönüştü.
Madencilerin öncülük ettiği yürüyüşler ve polis müdahalesi
Öte yandan sokaktaki gerilim de düşmüyor. Özellikle madencilerin öncülük ettiği yürüyüşler ve güvenlik güçlerinin müdahaleleri, krizi daha şiddetli hale getiriyor.
Çünkü Bolivya madencileri tarihsel olarak ülkenin mücadele geleneğini temsil ediyor. Onların sahadaki varlığı protestoların hem sembolik hem de siyasi ağırlığını güçlendiriyor. Son haftalarda yaşanan çatışmalarda can kayıplarının meydana gelmesi ve yaralı sayısının artması da sokaktaki gerilimi büyütüyor.
Hükümet ise bir yandan ekonomik krizin aşılması için kemer sıkma politikalarının zorunlu olduğunu savunurken, diğer yandan protestoları ülkenin istikrarını hedef alan siyasi bir girişim olarak tanımlıyor.

Hükümet eski Devlet Başkanı Evo Morales’i suçluyor
Hükümet sözcüleri, eski Devlet Başkanı Evo Morales çevresini olayların arkasında olmakla suçlarken, protestocular bu iddiaları reddediyor ve yaşananları halkın ekonomik krize verdiği doğal bir tepki olarak değerlendiriyor.
Son günlerde hükümet içinde yaşanan istifalar da krizin derinliğini doğrular nitelikte. Kabinedeki ayrılıklar, hükümetin kriz yönetiminde yaşadığı güçlüklerin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Müzakere girişimlerinin sonuçsuz kalması ise kısa vadede çözüm ihtimalini zayıflatıyor.
Görünen o ki Bolivya bugün yalnızca ekonomik bir darboğaz yaşamıyor. Ülke aynı zamanda iktidar ile halk arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı tarihsel bir süreçten geçiyor. Yakıt krizi, enflasyon ve hayat pahalılığı bu hikayenin görünen yüzü. Toplumun önemli bir çoğunluğu mevcut siyasal ve ekonomik düzenin kendisini temsil etmediğini düşünüyor.
Önümüzdeki günlerde barikatların kaldırılıp kaldırılmayacağı ve protestoların nasıl devam edeceğini, hükümetin yeni tavizler verip vermeyeceği belirleyecek.




