• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Borcu borçla kapatmanın da bir sonu vardır doğal olarak!
Borcu borçla kapatmanın da bir sonu vardır doğal olarak!
Süleyman Karan 12 Ağustos 2026

Borcu borçla kapatmanın da bir sonu vardır doğal olarak!

Borcu borçla kapatmanın da bir sonu vardır doğal olarak!

Her deyişe inanmayın; mesela “Borç yiğidin kamçısıdır” buna bir örnek. Hele ki böylesi kriz dönemlerinde, borçlanmak bir girdaba girmek anlamına gelebilir. Borcu borçla kapatmak zorunda kalmaya başlamışsanız eğer, işler daha da kötüye gidecek demektir. Sanırım bunu teyit eden verilerden biri de, takipteki alacakların durumu! İster bireysel olsun, ister ticarî kredi borcu olanlar için taksit günleri yaklaştığında gerilim başlıyor. Hele ki ‘yakın takip’e ya da ‘kanunî takip’e düşmüsse borcunuz, artık onun adı kâbus!

Takipteki alacaklar, kısmen veya tamamen geri ödemesi vadesinden itibaren 90 günden fazla geciken ve bankaların yasal takibe aldığı kredileri tanımlar. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) sınıflandırmasında, bu kalemler ‘donuk alacaklar’ ve üzeri kategorilerde izleniyor. Borç ödemesi 31 ile 90 gün arasında geciktiğinde, kredi bu kategoriye alınır ve ‘yakın takip’ başlar. Bankalar bu aşamada genellikle yeniden yapılandırma çözümleri sunar. Gecikme 90 günü geçtiği an alacak ‘takipteki alacak’ statüsüne geçer ve ‘kanunî takip’ sürecine geçilir. Banka, borcun tahsili için idarî veya yasal süreç, yani icra başlatır. Bankalar tahsil edemedikleri kronikleşmiş takipteki alacakları, bilançolarını temizlemek amacıyla, belirli bir iskonto oranıyla lisanslı varlık yönetim şirketlerine devrederler. Onlara, ‘akbaba’ lakabı takılması boşuna değildir, gözünüzün yaşınıza bakmazlar!

Takipteki alacak oranının yükselmesi, bankaların varlık kalitesinin bozulduğunu ve risk düzeyinin arttığını gösterir. Bankalar takibe düşen krediler için yüksek oranda ‘karşılık’ ayırmak zorundadır. Bu durum banka kârlılığını doğrudan düşürür. Sektörde takipteki alacak oranı arttıkça, bankalar daha temkinli davranır, kredi musluklarını daraltır ve kredi faizlerini yükseltir. Bu oranın yükselmesi, hanehalkının ve firmaların, özellikle KOBİ’lerin nakit akışında ve ödeme gücünde sorunlar yaşandığına işaret eder.

TOPLAM TAKİPTEKİ ALACAKLARIN ORANI YÜZDE 2.6’YA ULAŞTI

Kabaca süreci tarif ettikten sonra güncel duruma geleyim… Bankacılık sistemi genelindeki toplam takipteki kredilerin nakit kredi stokuna oranı yüzde 2.6 civarında. Ağustos 2026 itibarıyla, Türkiye bankacılık sektöründeki toplam takipteki alacak miktarı 648 milyar liraya ulaştı.

Bankacılık sektöründe takipteki ticarî kredilerin toplam ticarî kredilere oranı yüzde 2.3 seviyesinde… Bu oran geçmiş yıllara göre artış göstermesine rağmen, tarihî ve uzun vadeli ortalamaların altında seyrediyor. Takipteki ticarî kredilerin payı 2024 yılındaki yüzde 1.4 seviyesinden kademeli bir artışla yüzde 2.3 seviyesine ulaştı. TL cinsi taksitli ticarî kredilerle KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranları yüzde 4’ün üzerine çıktı. Mevcut yüzde 2.3’lük ticarî takip oranı, son 10 yıllık ortalama olan yüzde 3 seviyesinin altında; 2020’de bu oran yüzde 6.4’ü görmüştü.

TİCARÎ KREDİ HACMİ BÜYÜRKEN RİSK GÖSTERGELERİ YÜKSELİYOR

Türkiye’de ticarî kredilerde çift yönlü ve hareketli bir dönem yaşanıyor.

BDDK verilerine göre, ticarî kredi büyümesi yeniden hız kazanırken, şirketlerin geri ödeme performanslarındaki düşüş nedeniyle, risk göstergeleri ve takipteki alacak oranları da eşzamanlı olarak yükseliyor. Şirketlerin finansman ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte, ticarî kredi hacmindeki büyüme trendi ağustos ayı itibarıyla ivme kazandı. Döviz cinsi ticarî krediler 209.3 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü. Kredi hacminde yılbaşından bu yana yaklaşık 84 milyar dolarlık net bir artış kaydedildi.

Ekonomik dalgalanmaların ve yüksek borçlanma maliyetlerinin etkisiyle, geri ödemesinde gecikme yaşanan ticarî kredilerin toplam içindeki payı yukarı yönlü seyrini koruyor. Geçmiş yıllarda gerileme kaydeden takibe düşen alacak oranları, kredi kalitesindeki bozulmayla birlikte yeniden tarihsel ortalamalara doğru yükseliyor. Finansal risklerin artmasıyla bankalar ticarî kredi onay süreçlerinde daha seçici davranıyor. Kredi musluklarının kontrolü için yalnızca firmaların kredi notuna değil; nakit akışı uyumuna, bilanço rasyolarına, borç servis karşılama oranlarına ve teminat yapılarına bakılıyor.

KOBİ’LER BORÇ ÇEVİRMEKTE DAHA FAZLA ZORLANIYOR

BDDK’nın güncel verilerine göre, KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranı yüzde 3.6’nın üzerinde. Bu oran, TL cinsi taksitli KOBİ kredileri özelinde yüzde 4.3’ün üzerinde seyrediyor. KOBİ’lerin takibe düşen toplam kredi bakiyesi 285 milyar TL seviyesini aştı. Takipteki alacakların en hızlı arttığı grup; orta büyüklükteki işletmeler, ardından küçük ve mikro işletmeler geliyor. 2024 yılının ilk aylarında yüzde 1.5 seviyelerine kadar gerileyen KOBİ kredilerindeki takip oranı, yüksek faiz ortamı ve artan nakit akışı baskısıyla birlikte, son iki yılda sert bir artış gösterdi. KOBİ’lerin takip oranı, büyük ölçekli kurumsal firmaların yer aldığı genel ticarî kredilerin takip oranına kıyasla çok daha yüksek ve kırılgan.

Takipteki KOBİ kredisi hacmi yıllık bazda yüzde 100’ün üzerinde artış kaydetti. Yüksek borçlanma maliyetleri, iç talepteki yavaşlama ve finansmana erişim zorlukları işletmelerin geri ödeme performansını zayıflatıyor.

KREDİ KARTINI ‘PATLATANLAR’

İşletmelerin hâli bu, peki ya vatandaşın?.. Bireysel kredi kartlarında Ocak 2026’dan bugüne takipteki alacak oranı yüzde 4.56 seviyesinden yüzde 5.3’e yükseldi. Yüksek faiz oranları ve hanehalkının azalan ödeme gücü nedeniyle, kredi kartlarındaki takibe dönüşüm oranı bankacılık sektörünün genel ortalaması olan yüzde 3’ün yaklaşık iki katına çıkarak son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Sektör genelinde bireysel kredi ve kredi kartlarından kaynaklanan toplam takipteki alacak miktarı 339.5 milyar TL’yi aştı. Bu tutarın yaklaşık yarısını doğrudan bireysel kredi kartı batıkları oluşturuyor. Bankaların toplam bireysel kredi kartı alacakları ağustos ayı itibarıyla 3.42 trilyon TL düzeyine ulaşmış durumda… Bu borçların 1.26 trilyon TL’si taksitli, 2.16 trilyon TL’si ise taksitsiz harcamalardan oluşuyor.

KARTA DA YÜKLENMESE VATANDAŞ AÇ KALACAK!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sıkılaşma adımları doğrultusunda, kredi kartı gecikme faizlerinin kademeli olarak yükselmesi borç sarmalını büyüttü. Temmuz 2026 itibarıyla, kart borç büyüklüğüne göre uygulanan gecikme faizleri yüzde 3.55 ile yüzde 4.05 bandına taşındı. Geçmiş dönemlerde asgarî ödeme tutarını yatırarak ya da başka bir krediyle kart borcunu kapatarak durumu idare eden tüketiciler, kredi musluklarının daralması ve nakit avans limitlerinin kısıtlanmasıyla birlikte borçlarını çeviremez hale geldi. Yani borç döndürme zinciri kırıldı. Enflasyonist baskı altındaki hanehalkının kredi kartlarını bir borçlanma aracından ziyade günlük geçim ve gıda harcamaları için temel bir ödeme yöntemi haline getirmesi kırılganlığı artırıyor.

BDDK verilerine göre, ihtiyaç kredilerinde takipteki alacakların oranı yüzde 6.1 seviyesine yükselerek son dokuz yılın zirvesine ulaştı. Toplam borç içerisinde en büyük yük, 2.57 trilyon TL ile ihtiyaç kredilerine ait. Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarında takibe düşen toplam alacak miktarı ise 339.56 milyar TL seviyesinde…

AB İLE KIYASLANDIĞINDA TÜRKİYE NEGATİF AYRIŞIYOR

Avrupa Birliği (AB) genelinde bankacılık sektöründeki takipteki alacakların toplam kredilere oranı, 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla ortalama yüzde 1.98 seviyesinde… Avrupa Merkez Bankası (AMB) verilerine göre, nakit dengeleri hariç tutulduğunda bu oran banka bazında yüzde 2.18 civarında yatay bir seyir izliyor.

AB genelinde takipteki alacak oranı tarihsel olarak düşük seviyelerde kalmaya devam etse de, üye ülkeler arasında çok ciddi yapısal farklılıklar var. Almanya, Fransa ve Belçika gibi ekonomilerde oranlar tarihsel ortalamalara göre oldukça düşük; yüzde 1.5 ila yüzde 2.5 arasında… Ancak son çeyreklerde hafif bir artış eğilimi gözleniyor. İtalya, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkeler geçmiş finansal krizlerden kalan ‘miras sorunlu alacaklar’ nedeniyle, AB ortalamasının üzerinde bir yük taşımaya devam ediyor.

Avrupa bankacılık sektörünün kredi kalitesini ve takibe dönüşüm oranlarını zorlayan temel makroekonomik ve operasyonel riskler bulunuyor. Geçmiş dönemlerdeki faiz artışlarının gecikmeli etkileri, hem ticarî işletmelerin hem de hanehalklarının borç ödeme kapasitesini zorluyor. AMB’nin ‘Banka Kredileri Anketi’ sonuçlarına göre, bankaların kredi standartlarını sıkılaştırması borçların yeniden yapılandırılmasını zorlaştırıyor. AB genelinde şirket borçlarının millî gelire oranı ortalama yüzde 70.1 seviyesinde. Bazı kritik ülkelerde bu oran yüzde 85’lik yasal eşiğin üzerinde… Özellikle gayrimenkul, inşaat ve otomotiv sektörlerindeki ticarî kredilerde takibe düşme eğilimi diğer faaliyet alanlarına göre daha yüksek.

Bölgedeki ticarî gerilimler ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar, şirket kârlılıklarını baskılayarak kredi geri ödemelerini sekteye uğratıyor. Ekonomik aktivitenin ivme kaybetmesi, yeni batık kredi girişlerini tetikleyen en büyük unsur.

AB’deki bu sorunlara rağmen, bu sorun kritik seviye olan yüzde 8’in oldukça altında. Türkiye ise negatif ayrışmaya devam ediyor. Türkiye bankacılık sektöründe takipteki alacakların toplam kredilere oranı 2026 yılı ortası itibarıyla yüzde 2.77 seviyesinde… BDDK verilerine göre bu oran, AB genelindeki yüzde 1.98’lik ortalamanın üzerinde seyrediyor.

AB’DE SORUN KURUMSAL BORÇLAR TÜRKİYE’DE İSE BİREYSEL KREDİLER

Avrupa’da risk, ağırlıklı olarak kurumsal tarafta ve ticarî gayrimenkul kredilerinde yoğunlaşıyor. Hanehalkı borçluluğu, sabit faizli uzun vadeli konut kredileri ağırlıklı olduğu için şoklara daha dayanıklı. Türkiye’de ise aktif kalitesindeki bozulmanın ana motoru bireysel krediler… Sektör genelinde takip oranı yüzde 3 sınırındayken, ihtiyaç kredilerinde yüzde 6.1 ve bireysel kredi kartlarında yüzde 5.3 seviyeleriyle risk genel ortalamanın iki katına çıkmış durumda.

Avrupa bankalarını zorlayan temel unsur ekonomik durgunluk içinde enflasyon ve jeopolitik şokların tedarik zincirine etkisi. Türkiye’de ise yaşam maliyetleri ve yüksek enflasyon, bireylerin günlük harcamalarını kredi kartları ve tüketici kredileriyle finanse etmesine yol açıyor. TCMB’nin sıkılaştırma adımları sonucu faizlerin rekor seviyelere gelmesi, ‘borcu borçla kapatma’ döngüsünü kırarak yasal takipleri hızlandırıyor.

AB genelinde kredi hacimleri oldukça yavaş büyüyor veya yatay seyrediyor. Bu durum, matematiksel olarak payda büyümediği için, takipteki alacak oranının düşmesini zorlaştırıyor. Türkiye’de nominal kredi büyümesi enflasyon etkisiyle yüksek seyrediyor. Toplam borç stoku hızla artmasına rağmen, takibe dönüşüm oranının yüzde 2.77’de dengelenmesi, toplam kredi hacminin kaynaklanıyor.

BANKACILIK SİSTEMİ AÇISINDAN CİDDİ BİR RİSK BULUNMUYOR

Hem AB hem de Türkiye, bankacılık sistemleri olası zararlara karşı yüksek koruma tamponlarına sahip. Türkiye’de bankalar takipteki alacaklar için oldukça yüksek oranda özel karşılık ayırıyor. Bu durum, takipteki alacak oranları yükselse bile, bankaların sermaye yeterlilik oranlarının (yüzde 16.59) yasal sınırların üzerinde kalmasını ve sistemsel bir krizi önlemesini sağlıyor.

Yani hem Türkiye’nin hem de AB’nin takipteki alacak oranı ortalamaları bankacılık sektöründe bir kriz yaratma sınırlarının oldukça uzağında…

Türkiye’de bankaların sermaye yapıları güçlü ve batık kredilere karşı ayırdıkları karşılık oranları yüksek. Bu nedenle takipteki alacaklar oranında yaşanabilecek birkaç puanlık yükseliş kârlılığı azaltsa da sistemsel bir krize yol açacak boyutta değil. AB’de ise düzenleyici ve denetleyici kurumların sıkı denetimler sayesinde, bankalar olası şoklara karşı yüksek sermaye tamponları bulunduruyor.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.